replika saat ve insan mazisi bilgisi
evet sizlere bugün replika saat diyorki Yerler beryaM Sr Lcap/jydj: Kimi yerlerde kaJtn, kimi \'erlerde ince hur vdi. Çıp/ak çic d^tJIan ve donmuş vt*sunlarla birlikte eskin k^ty^iir huz ve karı yarıp fce\ iy\»ıxiu.(arın arkasındaydt. Kadifemsi bir karanlığa sahip ^ soldayj/dızJarla delinmiş^ parlayan bulutlar ordu. Yine dc serafhn bıçaklardan etraflarına ccgözJcnnin alıştığın t fark cttL ^nlik atehine
çığlıklarla bağınjlar, ateşlenen serafim bıçaklarının sesleri vt meleklerin isimlerinin uğultusu yükseliyordu.
“Yakınımda dur,” diye mırıldandı Jace. Clary’yle birlikte bayınn tepesine yaklaşmışlardı. Jace, portalın yanındaki yığın, dan uzun bir kılıç kapmış, ardından Jia’nın korku dolu çığ. Iıkları rüzgârın feryatlarıyla birlikte peşlerinden gelmişti. Ja« bir yanıyla onun veya Robert’ın kendilerini takip edeceğim beklemiş, fakat portal çarpan bir kapı gibi hemen arkalarından bpanmıştı.
Jace’in alışbn olmadığı bu bıçak elinde ağır çekiyordu. Sol elini kullanmayı tercih ediyordu fakat bu kılıcın sapı sağlak-lara göre yapılmıştı. Kılıcın kenarları çok az savaş görmüş gibi dişlenmişti. Elinde kendine ait silahlarından birinin olmasını dilerdi-
Manastır birdenbire önlerinde beliriverdi. Ani bir ışıltıyla suyun yüzeyinden fırlayan bir balık gibi önlerinde yübeldi, Jace, daha önce Adamant Manastırı’nı yalnızca resimlerden görmüştü. Serafim bıçaklarıyla aynı maddeden yontulmuş manastır gece manzarası karşısında bir yıldız gibi parlıyordu. Jace’in şenlik ateşi sandığı şey buydu işte. Adamm^n oluşan dairesel bir duvar etrafını çevreliyordu. Tek bir kapı dışında duvarda hiçbir açıklık yoktu. İki dev kılıçtan oluşan kapı dil açıyla yere saplanmış, açık bir makası andırıyordu.
Manastırın çevresi boyunca volkanik toprak uzanıyordj Satranç tahtası gibi siyah-beyazdı. Yansı volkanik kaya, yap sı kardan oluşuyordu. Jace ensesindeki tüylerin diken dikelil olduğunu hissetti. Yeniden Burren’da olmak gibiydi bu. Tabii
|>unu İnsanlI» bir riiv.ıyı hatııl-niığı gibi hatıtlıv«»rdu: Kırmızı »lumlan \r Mvahlar idindeki Vbastian'ın karanlık Ncfllımlcr’i, IuIk; kılıca, savaşın kıvılcımları geceyi aydınlatıyor, anlından likırious'un ateşi daha önce olan her şeyi yok ediyordu,
Burren toprakları karaysii. fakat Sebastiaıı’m savaşçıları fimdi bcyax vüzey üzerinde kan damlaları gibi görünüyordu Yıldızların ışığı altında kıpkırmızı, bekliyorlardı. Kara blıçları ellerindeydi. Portaldan gelen NePılimler’le Adamant Mınastm’nın kapısı arasında durmuşlardı. Karanlık avcılar uzakta olmasına ve Jace yüzlerini net görememesine rağmen bir şckJdc gülümsediklerini hissediyordu.
Aynı zamanda etrafındaki Nefilimler’in, portaldan kendile-nnt büyük bir güvenle ve savaşa tamamen hazır olarak geçmiş Gölge Avalan’nın huzursuzluğunu da duyumsuyordu. Orada dikilmiş, karanlık avcılara bakıyorlardı. Jace meydan okuyuşlarının altındaki tereddütü hissediyordu. Sonunda -çok geç «b da-bunu hissetmişlerdi: Karanlık avcıların yabancılığını, aklilığını. Bunlar kısa süreliğine yoldan sapmış Gölge Avcıları de^kü. Bunlar hiçbir surette Gölge Avcısı değildi.
"Nerede o?” diye fısıldadı Clary. Nefesi soğukta bevaz bir bulur olarak çıkıyordu. “Seba.stian nerede?” jace başını iki yana salladı. Kırmızı takımlı (îölgcAvcıUrı’nın ,(oğu kapüşonlarını geçirmişti ve yüzleri görünmıivordu. [^duKian içlerinden herhangi birisi olabilirdi.
?ekiya f>emir Kız Kardeşler?” Clary bakışlarıyla os-avı taradı, parolan tek şey kardı. Pek çok Kodek\ illüstrasyonlartvla süslü 1 cüppeleri içindeki kız kardeşler ortada görünmm's'tdu.
“Manastırda duracaklardır,” dedi jace. “İçerideki korumaları lazım. Cephaneliği. Muhtemelen Sebastian^'^ için burada. Silahlar için. Kız kardeşler iç cephaneliği insaıv^ çevireceklerdir. Şayet Sebastian ya da karanlık avcıları geçmeyi başarırsa, kardeşler silahlan almasına izin vctırıeıkt, manastırı yok edeceklerdir.” Jace’in sesi karamsardı.
“Ama Sebastian bunu biliyorsa, kız kardeşlerin ne yapacağa biliyorsa—” diye söze girdi Clary.
Tam o anda bir çığlık geceyi bıçak gibi kesti, jace önedoşu atıldıktan sonra çığlığın arkalarından geldiğini fark etti. Aıkmıvj dönünce eski takımı içindeki bir adamın, göğsünde bir karaıdi; avcı kılıcıyla yere düştüğünü gördü. Alicante’de, Gard avarnu dan önce Clary’ye seslenen adamdı bu.
Karanlık avcı sırıtarak döndü. NefıUmler’denbİr çığlık yük seldi. Clary’nin Gard’da heyecanla konuştuğunu işittiği san^m kadın öne çıktı. “Jason!” diye bağırdı ve Clary kadının kendia gibi sarışın olan, tıknaz yapılı karanlık savaşçıyla konuştuğunu fark etti. “Jason, lütfen.” Öne doğru ilerlerken sesi titriyor,e'™ karanlık avcıya doğru uzatıyordu. Karanlık avcı kemerindenbı kılıç daha çıkarıp beklenti içinde kadına baktı.
jason bir kjlık.ıha attı. Kılıcı parıldayarak yanlamasına bir Jjrbc indirdi, .'Narımın Gölge Avcısı’nın başı yere düştü. Bedeni \rrcyığılırken hevaz karların ara.smdan simsiyah kan fışkırıyor-Ju. Birisi kendinden geçmişçesine tekrar tekrar çığlık atıyordu. Perken bir başkası bağırdı ve delirmiş gibi arkalarını işaret etti.
Jacc başını kaldırınca bir grup karanlık avcının arkaların-(iaki kapanmış (xırtalın bulunduğu yerden yaklaştığını gördü, kılıçları ay ışığında parlıyordu. Nefılimler bayıra çıkmaya haşladı, ancak artık düzenli bir şekilde ilerlemiyorlardı. Panik içindeydiler. Jace rüzgârdaki kan tadı gibi hissediyordu bunu, 'örs ve çekiç!” diye bağırdı anlayacaklarını umarak.replika saat Boş eliyle Clary’yi yakalayıp onu geriye, yerdeki başsız cesenen uzağa doğru çekti. “Bu bir tuzak,” diye bağırdı savaş gürültüleri arasından. “Bir duvar bul! Portal yapabileceğin bir yer! Bizi buradan kunar!”
Clary’nin veşil gözleri kocaman açılmıştı. Jace onu yakalamak, öpmek, ona sarılmak, onu korumak istiyordu, fakat içindeki savaşçı onu bu hayata kendisinin getirdiğini biliyordu. Onu teşvik ettiğini. Eğittiğini. Clary’nin her şeyi anladığını pötlerınde görünce başını sallayıp onu bıraktı.
Clary, Jace’in elinden kurtulup kanlı parşömen cüppesi içinde asasını savuran Sessiz Birader’le çarpışan karanlık avcının tınından geçti. Manastıra doğru koştururken çiameleri karda ktyiyordu. Tam kalabalık tarafından yutulmuştu ki bir karanlık Hvaşçı silahını çıkarıp jace’in üstüne atıldı.
Tüm karanlık Gölge Avcıları gibi hareketleri gtü alıcı şekilde wı, âdeta ölümcüldü. Kılıcıyla yükselirken ayı yi'k edecekmiş
gibi görünüyordu. Jace’in nabzı da yükseliverdi. Farkınd^ arttıkça kanı damarlarını bir ateş gibi yakıyordu: Budûmnt andan başka hiçbir şey yoktu, sadece elindeki kılıç vardı. Kı^ çekip karanlık Gölge Avcısı’nın üstüne atıldı.
Clary, Heosphorus’u karda düştüğü yerden kaldımuJı ip. eğildi. Kılıç kanla kaplıydı. Ondan kaçan bir karanlık Avcısı’nın kanıydı bu. Ovayı karıştıran savaşa doğru atıyoı^ kendini.
Bu şimdiye kadar birkaç kez olmuştu. Clary saldırıyor,k savaşta karanlık avcılardan biriyle dövüşmeye çalışıyordu, .kc silahını düşürüyor, geriliyor ve sanki karşısındaki bir havalan gibi aceleyle ondan kaçıyordu. İlk bir iki seferde Hcosphoraia korktuklarını, Sebastian’ınkine benzer bir kılıç gördüldeniçiı kafalarının karıştığını düşünmüştü. Şu anda başka biryyda şüpheleniyordu. Sebastian muhtemelen ona dokunmamak zarar vermemeleri gerektiğini söylemişti ve onlar da bu om uyuyorlardı.
içinden çığlık atmak geliyordu. Koştuklarında arkalannd» atılması, sırtlarına bir kılıç darbesi indirerek veya boğazlan: keserek işlerini bitirmesi gerektiğini biliyordu, fâkarbirniA eli varmıyordu. Hâlâ öyle çok Nefilim’e, ya da insaru hmıf-lardtki. Kanları karda kıpkırmızı akıyordu. Hâlâ karşı Şildimle bulunamayacak birine saldırmak korkaklık gibi geliyordu.
Clary arkasında bir buz çatırtısı işitti ve kılıcını tutarak Smk Her şey öyle hızlı olmuştu ki... Karanlık avcıların sandıkların^
iki bt fazla olduğunu anlaması, Jacc’in bir portal yapması için ona yalvarması. Şimdi ümitsiz bir kalabalığın arasında ilerlemeye çalışıyordu. Gölge Avcıları’nın bazıları dağılmış, bazıları ise savaşmaya kararlı, oldukları yerde kalmıştı. Topluca tepeden aşağı, savaşın en yoğun yaşandığı ovaya doğru yavaş yavaş itiliyorlardı. Orada, parlayan serafım bıçakları kara kılıçlarla çarpışıyor, siyah, beyaz ve kırmızı renkler birbirine karışıyordu.
Clary ilk kez ufak tefek oluşuna şükredecek fırsatı bulmuştu. Kalabalığın arasından fırlayarak geçebiliyordu. Gözleri korkunç bir savaş tablosuna ait görüntüler yakalıyordu. Orada, kendisinden biraz büyük olan bir Nefılim, karanlık avcılardan birine brşı korkunç bir savaş veriyordu. Gölge Avcısı’nın iki katı olan branlık savaşçı onu kana bulanmış kara doğru itiyordu. Bir kılıç sallandı, ardından bir çığlık duyuldu ve serafım bıçak sonsuza dek karardı. Siyah Gölge Avcısı takımı içindeki siyah saçlı, genç bir adam kırmızılar içinde ölü bir savaşçının cesedi iıstiine çıkmıştı. Bir elinde kanlı bir kılıç tutuyordu ve göz-vaşlan kontrolsüzce yanaklarından akıyordu. Yakınlarda Sessiz Biraderlerden birisi -beklenmedik fakat parşömen cüppesi için hoş karşılanacak bir manzaraydı- ahşap asasıyla karanlık avcılardan birinin kafatasını ezdi. Karanlık avcı sessizlik içinde ölüverdi. Bir adam dizleri üstüne düştü, kollarını kırmızı takımlı bir bdının bacaklarına sardı. Kadın soğukkanlı bir şekilde adam hakti, ardından kılıcını adamın kürek kemiklerinin arasına sapladı. Savaşçılardan hiçbiri onu durdurmaya yeltenmedi.
Clary kalabalığın öteki tarafına daldı ve kendini manas-'‘fin yanında buldu. Duvarlar yoğun bir ışıkla aydınlanıyor-
du. Makas şeklindeki kapının kemerinden yangına bir şeyin kırmızı-sarı parıldadığını gördü. Kemerindeki;,, el yordamıyla arayıp buldu, ucunu duvara yasladı vcoldiu yerde donakaldı.
Yalnızca otuz metre ötesinde karanlık Gölge Avcılan’n4-biri savaştan sıvışmış manastır kapısına doğru ilerliyordu. Elim bir topuzla kolunun altında bir gürz vardı. Savaşın olduğuıtf doğru sırıtarak baktı ve manastır kapısından içeri girdi-Ve makas kapandı. Hiçbir çığlık duyulmadı. Savaşıngûıt tüsü arasında kemik ve kıkırdakların mide bulandırıcı çatım işitiliyordu. Kapalı kapıya doğru kan fışkırdı. Clarybununil olmadığını anlamıştı. Manastır duvarı boyunca yayılmış, aini zemini karartan başka lekeler de vardı—
Clary başını çevirdi. Midesine bir sancı saplanmıştı. Std taşa daha büyük bir güçle bastırdı. Alicante’yi düşünmekp zihnini zorlayarak Gard’ın önündeki yemyeşil alanı ank dırmaya, etrafında dikkatini dağıtan şeyleri uzaklaştırraar. çalışıyordu.
“Steli hemen bırak, Valentine’ın kızı,” dedi soğuk, hk bir ses.
Clary olduğu yerde donakaldı. Arkasında Amatis dikilms, elinde tuttuğu kılıcının keskin ucunu Clary’ye yöncltmifi Yüzüne vahşi bir gülümseme yayılmıştı. “Doğru duydun,"(i«t “Steli yere bırak ve benimle gel. Seni gördüğüne çoksoinftt* birini tanıyorum.”
“ilerle, Clarissa.” Amatis, Clary’yi kılıcın ucunun bulunduf^^ yöne doğru dürttü. Ceketini yırtacak kadar sert değildi.

slm merhabalar sayfanızı çok güzel saat - replika saat konusunda bizimde sitemizde ürünlerinizi satabilirsiniz 456
YanıtlaSil