replika saat ve insan ile islam bilgilerim23
sizlwere en güzel yazıları yazan replika saat diyokri Ebû Bekr-i Sıddık “radıyallahü anh”, Resûlullahdan “sallallahü aleyhi ve sellem” iki yaş kadar küçükdü. Gençliklerinde arkadaş idiler. Çok sevişirlerdi. Bu sevgileri ölünciye kadar sürmüş ve hep artmışdır. Gece gündüz birbirlerinden aynimazlardı. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” iki defa Şâm tarafına teşrif etdiği zemânlarda da birlikde bulunmuş idi. Bu kadar sevgiyeve kerâmet ile ani zım geür. Hüsniyyenin sözü, Ebû Bekrin keşf ve ker^nıct sâlıibi ulduğıımı göstermekdedir^.^^î;S mİMiâBıet sâhibi olan bir zâtın,
dikleri, mağara ağzındaki örümcek yuvasını görüp diiny^ tıldığından beri buraya adam girmişe benzemiyor, diyereV ye girmek istemedikleri zemân, kâfirlere haber vennekjî tam eline geçmemiş mi idi ve bu fırsatı kaçınr mı idi?
(Üzülme, Allahü teâlâ bizimledir) meâlindeki âyet-i kerîmi ma’nâsmı değişdirerek, çok alçak bir davranışla, Ebû Bekr-i^ “radıyallahü teâlâ anh” kötülemeğe âlet etmeğe kalkışmakt^ ligin ve İslâm düşmanlığının en çirkef şeklidir. Buna cevai vermeğe değmez.
6—(Hüsniyye, İbrahim Hâlid ile uzun uzun
birçok ince bilgilerden sormuş. O da, öteki müctebımerp ı, rine cevâb verememiş. Çok sıkışınca, Hüsniyyeye, min hakkı idi demiş. O da ilk müslimân olamn ,1
ilk müslimân olan kimdi demiş. Hüsniyye, ha^et-i f
hazret-i Alî müslimân olurken çocuk idi. Çocuğun ,
sahüı olmaz. Onun için ilk müslimân olan Ebû BekrA 5|daiJc miş. Fekat Hüsniyye, hazret-i îsâyı ve Mûsâyı ve Ibrâhınu a âyet-i kerîmeleri okuyup, bunlar da çocuk iken müslimân ^ lardı diyerek tbrâhîm Hâlidi ve Ehl-i sünnet âlimlerini çitkı melerle söğmüş. Orada bulunanlardan imâm-ı $âfn hazret câriyenin cezâlandınimasmı halîfeden istemiş. Halîfe bunun ne kulak bile asmayıp, onu ilnı yolu ile mağlûb etmelerini t miş).
Hâlbuki (Her çocuk, müslimân olmağa elverişli olarak ( ya gelir. Bunları sonra, anaları, babalan yehûdî veyâ hıristiy yâ kitâbsız kâfir olmağa çevirir) hadîs-i şerifi Ehl-i sünnet ar yayılmış, hemen herkes işitmişdir. Bu hadîs-i şerif var iken hîm Hâlidin veyâ herhangi bir din adamının (hazret-i Alî “ra lahü teâlâ anh” müslimân iken çocuk idi. Onun için bunun ı mânlığı doğru olmaz) diyeceğine ve bu çılgınca sözü yüzleri min işiterek kabûl edip susduklanna inanmak, beyaza kara
Tairaşdüar. Bu yüzden Uç halîfe ve [Cennet ile <nuidelenm,ş olan]on kişi ve bunlara oy veren binlerce Şahabı [haşa] kafir oldular) dmiş, bu din büyüklerine söğmüş, kaba, çirkin küfrler söylemiş.
Hurûffler, hazret-i Alîyi aşırı sevdiklerini göstermek için, halifeliği de araya kanşdınyor. Burada da, islâmiyyetin dışına taşarak, bozuk düşüncelere saplanıyorlar. Dikkat edilirse bunlar, islâmiy^e-tin emr etdiği hüâfeti, dünyâ saltanatı sanıyorlar. Saltanat sürmek, devlet reîsi olmak için, babası oğlunu, oğlu babasmı öldüren kralla-nn kurduğu tuzaklan, çevirdikleri fınidaklan târihlerde okuyup, ResûluUahm “sallallahü aleyhi ve sellem” dört halîfesini de bunlara benzetiyorlar. Dört halîfenin, insanlara nasıl hizmet etdikleri târihlerde geniş yazılıdır. Hilâfet de, bu demekdir.
Ebû Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh” efendimizin halîfe iken, arkasma bir çuval un alarak götürdüğünü, hazret-i Ömer görüp sebebini sormuşdu. Yâ Ömer! Çoluk çocuğumun ihtiyâçlarmı kazanmak lâzım değil mi buyurdu. Hazret-i Ömer, halîfenin bu cevâbım son derece beğenmekle berâber hayretle karşıladı. Re-sûlullahm halîfesinin bütün insanlara hizmet etmesi lâzımdır Bu hizmeti yapabilmesi için beytülmâldan, ya’nî devlet kasasından halîfeye ma’âş verelim dedi. Eshâb-ı kirâmın hepsi, bu sözü uygun görüp halîfeye beytülmâldan lâzım olan mahn verilmesi ka-rarlaşdınldı. Ebû Bekr hazretleri, herkes gibi yaşayacak kadar alır, artarsa, geri verirdi. İkinci halîfe Ömer “radıyallahü anh” da böyle idi. İslâm ordulan Kudüs-i şerîfi ve etrâfım aldıkları zemân Avrupa devletleri tarafından, Kudüse gönderilen çok bilgili ve tecribeli bir sefir, halîfe ile konuşup, dilekleri kabûl edilmemiş olduğu hâlde, kendi hükümetine, hazret-i Ömerin ahlâkını, adâ-letini övmekden kendini alamamış ve (öyle bir pâdişâh ki, yüksek ilmi ile ve dehşeti ile birlikde, ne bir serâyı, ne de süslü elbiseleri yokdur. Elbisesine dikkat etdim. Onsekiz yerinde yama vardı. Böyle zînetsiz, gösterişsiz, hep harbe, gazâya hâzırlanan bir kahramâna karşı koyulmaz) dediği, Avrupanm teassub gütmeyen târîhlerinde yazılıdır. Celâleddîn-i rûmınin [604 hicri yı-İmda Belh şehrinde doğmuş, 672 [m. 1273] de Konyada vefat et-misdirl kırkyedibinden çok beyti
ret-i Ömer Fârûk dehşet ve şiddetinden sefîı ( konuşup, halîfeden aynlırkcn, lıameSZlS^^ yerden onsekiz dirhem gümüş para (idünç alıp !?! yeyi kendi tarafından selîrc verip impcratorun’Lv • V öl miş, imperatorun zevcesi buna karşılık, kıymetli le süslü hediyye göndermiş. Her işinde hak yoldan'^’ vV halîfe, gelen bu hediyyeden yalnız onsekiz dirhem gjj dtV'f rindeki parçasını zevcesine ayırıp, geri kalanım be? göndermişdir.
Ömer “radıyallahü anh” her yemeğini toprakdança^, sinde yirdi. Birgün, Eshâb-ı kiram “aleyhimürrıdvân” ^ ya kızı hazret-i Hafsaya yalvararak, babasına şu habenyo^ ol (Ey, mü’minlerin emîri olan babacığım! Birinci halîfe olan ^ ret-i Ebû Bekr, ölünciye kadar münafıklarla uğraşdı. Vc nefes alamadı. Siz ise, şark ve garbda sayısız memlekelleı^ \ çirdiniz. Ayağınıza, cihân pâdişâhlarından sefirler 8®
larmızda doymakdadır. Bunlara karşı, toprak çana an bakır, metal takımlar kullanılsa uygun olmaz mı. )• s a -it rmn böyle düşündüklerini arz eyledi. Halîfe hazre en mi şı (Ey kızım Hafsa “radıyallahü anhâ”! Bu sözü »aŞKasısoj. di, onu paylardım. Senden işitdiğime göre, Resulu a , hü aleyhi ve sellem” efendimizin içi ot dolu bir yatağı va bârek replika saat vücûdu bu yatakda râhatsız olduğundan, bir gece yumjs] bir yatak döşediniz. Resûlullahı bu râhat döşek içinde ym O gece kalkıp ibâdet etmekden mahrûm bırakdınız. (dB « böyle yapmayınız!) diyerek sizlerc karşı üzüldüler. Feth sn nin ikinci âyetinde meâlen, (Senin geçmiş ve gelecek kusûıl örtmek için...) buyuruldu. Afv ve mağfiret ile müjdelenmiş şanlı bir Peygamberin hayâtı böyle olunca, sonunun nasıl ( ğı belli olmıyan zevallı bir Ömer, Resûlullahm yaşadığı y aynhp bakır kablardan yiyip içerek saltanat sürebilir mi?) b du.
Ömer Fârûk “radıyallahü anh” Medînede, gündüzleri i daki ve Avrupadaki ordularını idâre ve harb ihtiyâçlarını I göndermekle uğraşıp, geceleri de müslimânların malını d ırzlarını korumak için sabâha kadar gezer, dolaşırdı B’ taşırken ağlayan bir ses işitdi. Oraya gidip sebebini kîr kadın (Ben kimsesizim. Buraya geleli iki eün <^ı ı ^ nm açlıkdan iki günden beri ağlıyor. Aleş yakdım O" mz su koyup, size mama pişiriyorum, diyerek oni ır ; dedi. Halîfe, üzüntüden ağlamaca ’
Ömer mahvoldu) diyerek kendini aybladı. Gitdi. Et getirdi. Ateşi alevlendirmek için üflerken mubârek sakalı tutuşdu. Bunlar, masal jeğüdir. Târîh kitâblarmda yazılı olan vak’a ve olaylardır. Şimdj_ ba’zı kimseler sinema rejisörlerinin çevirdiği yapma filmleri, tâbrî vak’a imiş gibi seyr edip, îslâm târihlerine mitoloji, hurâfe, hikâye diyor.
Dördüncü İslâm halîfesi olan hazret-i Alî “radıyallahü anh” da böyle idi. Vefât ederken, dünyâ malı olarak, geride Düldül adındaki, Resûlullahdan kalan katırı ile, Zülfikâr adındaki kıhn-cı ve mubârek gömleği kalmışdı. Bunlar da, bir yehûdîde rehn, ya’nî ipotek idi. Peygamberlerin sonuncusu ve âlemlerin efendisi olan Muhammed aleyhisselâm vefât ederken de, sac ağacından bir karyola, bir gömlek ve bir elbise bırakmışdı. Yirmi deve, yüz koyun ve yedi keçisinin sütlerini, Eshâb-ı kirâmın fakirlerine verirdi. Kendi için bir evi dahî yok idi. Dört halîfe, hep Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” gibi yaşadı. Onun yolundan hiç ayrılmadı. Dördü de, îslâmiyyetin emri olan halifeliği, yük altına girer gibi kabûl eylemişdi ve ümmet, sözbirliği ile seçdiği ve istediği için halîfe olmuşlardı. Çünki, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimizin hadîs-i şeriflerinde, (Ümmetimin oylan dalâlet üzerinde toplanmaz) ve (Mü’minlerin güzel dediği şeyi, Allaha teâlâ da güzel kabûl eder) buyurulmuşdur. Ümmetin seçdiği dört halîfeye, zor ile güç kullanarak halîfe oldular demek, çok büyük bir şaşkınlık, iğrenç bir iftirâdır. Ebû Bekr-i Sıddîk hazretlerinin halifeliğe hevesh olmadığını, şu hâdise de açıkça gösteriyor. Şöyle ki, kâfirleri müslimânlara yaklaşdırmak, onJann gönlünü kazanmak için, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” bunlardan ba’zısına, beytülmâldan mal verirdi. Kendilerine mal verilen kâfirlere (Müellefe-i kulûb) denirdi. Ebû Bekr “radıyal-lahü anh” halîfe olunca, müellefe-i kulûbdan birisine, evvelce verildiği gibi, beytülmâldan bir mikdâr erâzî vermişdi. Bu kimse, Eshâb-ı kirâmın Ömeri çok sevdiğini görerek, replika saat bunu ileride halîfe seçeceklerini düşünerek aldığı tapu senedini buna da imzâlat-mak ister. Senedi gösterince, hazret-i Ömer senedi alıp doğru halîfeye gelir ve beytülmâldan buna niçin toprak verdiğini sorar. Halîfe beytülmâldan müellefe-i kulübe Resûlullah zemânmda da erâzî verildiğini söyleyince, hazret-i Ömer, (O zemân müslimân-1ar za’îf olduğu için veriliyordu. Şimdi ise, o za’îflik ve mecbûriy-yet kalmadı. Şimdi böyle birşey lâzım olsa bile, Eshâbdan altı-ye-di kişi ile görüşüp damşdıkdan sonra verilebilir) dedi. Halîfe, bu sözü yerinde görü»' ^Yâ Ömer! Halifeliğe seçildiğim zemân, bu işe -«iş ve kaçınmışdım ve
Ömer “radıyallahü anh” halîfe iken, Eshâb-ı kirâmdanı kimse gelip oğlu Abdüllah bin Ömerin, Eshâbm âlimlerinin cisi olduğunu söylediler ve Resûlullah “sallaUahü aleyhi v* lem” Onu çok severdi, dediler. Kendinden sonra Onun ha| pılması için vasıyyet etmesini dilediler. Ömer “radıyallahü^ bunlara, (Halîfelik ağır bir yükdür. Oğlumu bunun altına i mam) buyurdu. Ömer “radıyallahü anh”, hicretin y^üçüne; İmda, Eshâb-ı kirâmdan Mugîrenin kölesi Ebû Lu lu admdat kâfir tarafından kılınçla şehîd edildi. Yaralanın^, a e \iı mesi istenildikde, Eshâb-ı kirâmdan Osmân,
söyledi. (Kur’ân-ı kerîm okurken şehîd olacağımı, Resûlım^ lallahü aleyhi ve sellem” bana haber vermişdi) buyurarak, Kaza^ nzâ, belâya sabr gibi meziyyetleri göstermişlerdi. Hicretin otuz» şinci yılmda, ba’zı kötü kimselerin halifenin evine saldırdığa imâm-ı Alî “radıyallahü anhümâ” işiterek yardımcı olmak ve kon mak için iki oğlu Hasen ve Hüseyni birer arslan gibi halffenine' ne gönderdi. Her ikisi kılmçlanm çekerek kapıdan kuş uçurnıai 1ar ise de eşkiyâdan beş-altı alçak arka tarafdan merdiven koy içeri girdi. Resûlullahın haber verdiği gibi halîfe şehîd edildi. ‘ “radıyallahü anh” bu acı haberi işitince, halîfeyi iyi koruyamad lan için, iki oğlunu tekdir ve hattâ mubârek eli Ue vurmak istedi i de, muhâfazada kusûr etmediklerini, azgınların başka tarafsan o diklerini anhyarak afv buyurdu. °
Yehûdf kitâbı diyor ki, (Eshâb-ı kiram, bu acı üzerin t / « rak hazret-i AJîyi “radıyallahü anhüm "sözbirliğiile haitr ^ Eshâb-ı kirâmın büyüklerinden Talha ve Zübeyr ve H kimse, halîfeden kâtUleri yakalamasını
^ezâyı vermesini istedi. Hazret-i Alî, ortalığın karışık olduğunu, bu kanşıkhkda kâtillerin bulunamıyacağını, aranınca ikinci bir isyan ;ıkacağını, islâmiyyetin bu emrini, ancak ortalığın düzelmesinden loma yapabileceğini bildirdi. Bunlar da, islâmiyyetin ernrini yap-mıyan halîfeye itâ’at olunmaz, dedi. İmâm-ı Alînin içtihadı doğm idi. Karşı tarafda olanların da ictihâdlarına göre hareket etmesi lâzım geliyordu. Halîfenin, kendine uymıyanları zor ile itâ’ate getirmesi lâzım idi. Bu yüzden Cemel vak’ası, ya’nî deve muhârebesi oldu. Çok müslimân kanı döküldü. Bu zemân hazret-i Mu’âviye “radıyallahü anhüm”, Şâmda vâlî idi. Deve vak’asma kanşmadı. Şâmhiann kanının bu işe bulaşmasını önledi. Hazret-i Alî gâlib gelip, Şâmlılann da itâ’at etmesini isteyince, hcizret-i Mu’âviye de ic-tihâd ederek, kâtillerin yakalanmasını ve cezâlannm verilmesini istediğinden ikinci olarâk Sıffîn muhârebesi yapıldı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder