replika saat ve islam savasları
evet arkadasalr sizlere bugün replika saat yazılarını yazdı ve replika saat diyorki Uzun zamanlar, imkânlar ve şartlar buna el vermemişti, Müsliimanlar henüz az vezâif bir durumda bulunuyorlardı.manlarm mevcut gücüyle bunu elde etmek de oldukça zordu,lik Medine’nin her an düşman taarruzuna uğraması da muhtıBir işe teşebbüste zaman ve zemini değerlendirmeyi çokiyi^ Peygamber Efendimiz, bu gâyesinin tahakkuku için Cenâb-ı müsait şartlar ihsan etmesini sabırla bekliyordu.
Hicretin sekizinci yılında, İslâm, olanca haşmetiyle etrafa mıştı. Bir taraftan İslâm’ın en amansız düşmanlarından biri 4 Hayber ve civar Yahudileri tâbiiyet altına alınmış, diğer taraftanfn büyük bir fetih ve zafer olan Hudeybiye Antlaşması yapılmış veyij^ bir başka taraftan o zamanın koskocaman Bizans İmparatorluğuna Mute Harbi’yle gözdağı verilmişti.
Bütün bunlar, İslâm’ın ve Müslümanların önüne geçilmesi imkâna büyük kuvvet hâlini almış olduğunu ortaya koyuyordu.
Artık bu ulvî ve mukaddes gayenin bilfiil tahakkuk zamanıgj-miş ve gerekli imkânları Cenâb-ı Hak ihsan etmişti.
Ancak, ortada bir mâni vardı. O da müşriklerle y'apıImışolanHo-deybiye Antlaşması idi. Bu anlaşmaya göre Müslümanlarla raüşrikk on sene birbirleriyle harp etmeyecek ve anlaşmayı bozmayacaklaâ Ahde vefada zirve noktasında bulunan Resûl-i Kibriya Efendimiz, bu kudsî gayesi için de olsa, ahdini bozup müşrikler üzerine)ii-lümeyi düşünmüyordu.
Zahirî sebep
Kalblerimizin en ince noktasına nüfuz eden, gönlümüzden geçen her arzuyu bilip cevap veren Cenâb-ı Hak, Sevgili Resûlıi’nûıı de kalbinden geçen bu ulvî arzuyu biliyordu. Zaten onabugaıe-sini tahakkuk ettireceğini daha iki sene evA'elinden dehabentr miş, müjdelemişti.
Çok geçmeden, Cenâb-ı Hak bir sebep yarattı. Hudeybi) Antlaşması’nm bir maddesi, Kureyş’in dışında kalan kabilelere isi
rii&i tarafın hı'mâvpsinp pirphilnıp hakkını tamvnrrin -*4-) Rn haklan
Zira İslam devleti elde ettiği gelirleri ihtiyag olan yerlere adi]f. şekilde taksim ettiği için Mekke’nin ihtiyaç duyduğu lıer şey devleti eliyle sağlanıyordu.
Ayrıca eski ticarî faaliyetler, Mekke için artık hayatî olma özel;, ğini yitirmişti. Mekke, Hac zamanlarında çok değişik birmanevij). mosfer altında hareketli ve canlı günler yaşıyordu. Bu zaman zarfmdj çok yoğun bir ticarî faaliyeti de sahne oldu. Ayrıca Mekke, ycıyiizö,:. deki bütün Müslümanların kalplerinde yaşattıkları ve oraya ula^ Hac ibadetini yerine getirmek için büyük fedakârlıklan göze aidi lan bir manevî şehir olma özelliğini kıyamete kadar sürdüreceklir
Benî Bekirlerin Huzâalılara saldırması
Bir gün Benî Bekir Kabilesinden biri bir şiirle Hz. Resûlullaiıi hiciv ve tahkire yeltenir.
Huzâalılardan bir genç buna tahammül edemez ve adamınfe-şını yaralar. Durumu öğrenen Bekir Oğulları bunu Huzâalılara saldırmak için bir sebep sayarlar.^"*^
Kureyş müşriklerinden de yardım alan Benî Bekirler, herşeıden replika saat habersiz Vetir denilen suyun başında ikâmet eden ve böyle birsalA rıdan Hudeybiye Antlaşması gereğince emin bulunan Huzâahlan; üzerine ansızın saldırırlar. Hazırlıklı bulunmayan Huzâalılanti Mekke’nin içine kadar kovalarlar. Haremde bile adamlanm ökfc-mekten çekinmezler. Neticede çarpışma Huzâalılardan virmiû(;ki-şinin öldürülmesiyle son bulur.
Çarpışmada müşrikler. Benî Bekirlilere at, silah gibi yardınM kalmamış, ileri gelenlerinden birçokları da bilfiil çarpışmaya katılmıştı. Fakat bunu Peygamber Efendimizden korkarak gizli apraij lardı.'*'’® Ancak Huzâahlar bunları tanımışlardı.
Kureyş müşrikleri, bu hareketleriyle Hudeybiye Antlaşmasını resmen ihlâl etmiş oluyorlardı. Fakat bunun Peygamberimiz tarafiıt-dan bilinmesinden son derece endişe duynıyor, hattâ korkuyorladı
Aradan sadece üç gün geçmişti.
Huzâalı Anır bin Sâlim, beraberinde kabilesinden kırk kişi ik Medine’ye gelerek durumu olduğu gibi Peygamber Efendimize an etti ve yardım talebinde bulundu.
peygamber Efendimiz (s.a.v.) hâdiseden hızlasıyla rahatsız oldu ,Hıizaalılardan gelen heyeti, kendilerine mutlaka yardım edecek-ile yurtlarına tekrar geri gönderdi.-'^''
Kureyş müşrikleri, Benî Bekirlilere yardım etmekle kendileri için derece tehlikeli bir pozisyon meydana getirmişlerdi. Giriştikleri liarekelin vahim neticeler doğuracağını sonradan fark ettiler, ama jrlık iş işten geçmişti.
Ve Allah, bu hâdiseyi Mekke kapılarının Miisliimanlara açılnıa-qaa,Kâbe-i Muazzama’da tekrar Tevhid bayrağının dalgalanmasına
jahirîsebeb kıldı.
Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) durumun biraz daha açıklığa lavuşmasını istiyordu. Bunun için müşriklere ültimatom mahiyetinde bir yazı göndererek şöyle dedi:
'Ya Huzâahlardan öldürülenlerin kan bedellerini ödeyiniz! Yahut Benî Bekir Kabilesi ile olan ittifakınızdan vazgeçiniz! Bunlardan birini yapmazsanız, Hudeybiye Antlaşması’nı bozduğunuz ve bunun neticesi olarak da sizinle harb etmek mecburiyetinde kalacağımı biliniz.’^sı
Kibirden bir heykel kesilmiş müşrik ileri gelenleri akıbeti düşünmeyen kör hislerine kapılarak önce Peygamberimizin ilk teklifini kabul etmediler ve harbe hazırlanacaklarım bildirdiler.
Böylece muâhedeyi fiilen ihlâl etmiş olduklarını sözleriyle te>id etmiş oldular. Ancak hislerinden uzak kalıp meseleyi akıl plânına getirdiklerinde içlerini bir telâş, bir korku kaplamaya başladı. Yaptıkları hareketin doğuracağı vahim neticeyi düşündükçe îmândan mahrum kalblerini bir korku sardı.
Hz. Resûlullah’ın elçisine bu tarz cevap verdiklerine pişman oldular, Meselenin tashihi için Ebû Süfyan’ı Medine’ye gönderdiler. “Git muahedeyi yenile, mütareke müddetini de uzat!” dediler.s-
Ebû Süfyan Medine’de
Müşrik ileri gelenlerinin verdiği direktife göre Ebû Süfyan, Pey-pberimizle görüşüp eski fikirlerinden vazgeçtiklerini bildirecek 'e Hudeybiye Antlaşması’nın yenilenmesini, hattâ müddetin uza-tılnıasını temine çalışacaktı. Ancak son pişmanlık fayda vermeye-ve müşrikler bu isteklerinde muvaffak olamayacaklardı. Çünkü
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), daha henüz Ebû Süfyan gelmeden Ashabına işin neticesini haber verip şöyle buyuru^ ^
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder