maca bitkisi

6 Ağustos 2015 Perşembe

replika saat ve islam savasları99

replika saat ve islam savasları99

 replika saat yine bir gün daha bitti ve replika saat yazılarını yazdı yined islam hazkkında replika saat diyorki “Ebû Süfyan Hudeybiye Antlaşmasını takviye etmek ve müddetini uzatmak için yanımıza gelmek üzeredir. Fakat bu ^suna nail olamadan öfke ile geri dönecektir.’^Ebû Süfyan Medine’ye gelince, Peygamber Efendimizin runa çıkmadan önce Ezvâc-ı Tahirat’tan kızı Hz. Ümmii Habibe^jj evine gitti.Baba, henüz îmân etmemiş ve müşriklerin lideri, kızı ise Resûl-i Ekrem’in pak zevcesi. Ebû

Süfyan, Hz. Resûlullahîn % derine oturmak istedi. Hz. Ümmü Habîbe buna müsaade etmedi Ebû Süfyan, “kızım” dedi, “Anlayamadım, sen minderi mi ben den, beni mi minderden esirgiyorsun?”
Hz. Ümmü Habîbe, “Bu, Resûlullah’ın (s.a.v.) minderidir.Seni» şirk içindesin. Senin gibi birisinin Resûlullah’ın minderine otumu sına gönlüm asla razı olmaz!”*’'^'’ diye cevap verdi.
Evet, Allah ve Resûlü’nün hatır ve muhabbeti her hatır ve nm habbetin üstündedir. Onların hatırlan anne babanın, helehelemûş rik bir babanın hatırı ile değiştirilemez. Onlara muhabbet, şâirnm-habbetler için terk edilemez. Çünkü insana ebedî saadeti kazandıran Allah ve Resûlü’ne olan samimi muhabbettir ve emir ve nehiylerinf ciddi hürmettir.
Ebû Süfyan kerimesinin bu hareketi üzerine, “Vallahi kızım,seo yanımdan ayrıldıktan sonra çok değişmişsin. Sana kötülük gelmiş' diyerek kızgınlığını ifâde etti.
“Hz. Ümmü Habîbe, “Hayır! Allah, bana kötülüğü değil, İslânûıfı nasib kıldı. Sen ise, işitmez, görmez, taştan yontulmuş puta tapmakta devam ediyorsun!” dedikten sonra şunları ilâve etti:
“Babacığım! Senin gibi KureyşIilerin büyüğü, ulusu bir kims nasıl olur da İslâmiyet’e uzak kalır?”
Ebû Süfyan’ın kızgınlığı daha da arttı, “Yazıklar olsun sana!"ded “Senden bu sözleri de mi işitecektim? Ben, atalarımın tapageldikk rini bırakıp, Muhammed’in dinine gireceğim, öyle mi?”
Sonra da, Hz. Ümmü Habîbe’nin yanından son dereceöfkdil şekilde ayrıldı.‘’S5
t i4i<uım Sirf> 4/17- incnnıı-l ı
Kerimesi Hz. Ümınü Habîbe nin yanından öfkeli olarak ayrılan fl)ii Süfyan, doğruca Hz. ResCılullah’ın yanına vardı, “Ey Muham-dedi. “Hudeybiye Muâbedesi’ni yenile ve mütâreke müddetini de uzat!"
Peygamber Efendimiz, “Ey Ebû Sütyan! Sen bunun için mi geldin?’ diye sordu.
Ebû Süfyan, “Evet, bunun için geldim!” dedi.
Resûl-i Ekrem, “Biz, aramızdaki o ahid üzerinde duruyoruz. replika saat Yoksa 5İ2, bir hâdise çıkarıp onu bozdunuz mu?” diye sordu.
Ebû Süfyan bir an durakladı. Ne diyeceğini o anda kestiremedi. Sonunda cesaretini topladı ve “Allah korusun! Öyle bir şey yapma-(jık. Ama biz, her şeye rağmen muahedenin yenilenmesini istiyoruz!'diye hiçbir şey olmamış gibi konuştu.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, bu teklifine bir cevap vermeden sustu.'*'* Ebû Süfyan, çıkmaz bir sokağa girdiğini anlamıştı. Bundan na-gl kurtulabileceğini de bir türlü kestiremiyordu.
Hz. Resûlullah’tan herhangi bir cevap alamayınca gidip Hz. Ebû Bekir'e başvurdu. Aynı arzusunu ona da tekrarladı ve bu hususta Hz. ResûluUah ile kendisi arasında tavassut etmesini istedi.
Hz. Ebû Bekir, “Bu, benim değil, Resûlullah’ın bileceği, ona ait kiriştir. Ben, buna asla karışamam!” diye cevap verdi.
Ebû Süfyan, “Öyle ise, beni himâyene al ve bunu halka bildir!” dedi. Hz. Ebû Bekir, Hz. Resûlullah’a sadakatini bir kere daha belgeledi: “Benim himâyemde bulunanlar, Resûlullah'ın himayesinde bulunanlardır.'’'*^
i Ebû Süfyan, ümitsiz bir vaziyette bu sefer Hz. Ömer’e baş\oırdu, i ’.tluâhedeyi yenilemeye çalış, halkın arasım bul!” dedi.
Kâfirlere karşı hiddet ve şiddetiyle tanınan Hz. Ömer, öfkeyle, ‘Demek, siz muahedeyi bozdunuz, öyle mi?” dedikten sonra ilâve etti: “Eğer, ondan geride bir şey kalmışsa, Allah onu da bir an eN'vel tüketsin! Ben, bu hususta, asla gidip Resûlullah’tan şefaat dileme-leceğim. Vallahi, ben küçük bir karıncadan başka bir şey bulamazsam bile, o karıncadan faydalanır, yine sizinle savaşırım.’’'*’’ tSaAgH/JS
^»AGl-;4/38-laberi 3/112 <«AGE4/3S-taberi3/ll2
“Ey Osman!” dedi, “Bu topluluk içinde akrabalıkta banaenyj km sensin. Ne olur şu mütârekeyi yenile ve müddetini uzatlÇ^ arkadaşın seni hiçbir zaman reddetmez.”
Hz, Osman, “Benim himayemde bulunanlar, Resûlullah’ınfs^vj himayesinde bulunanlardır!” diyerek, bu hususta kendisine yardımda bulunamayacağını ifâde etti.
Ebû Süfyan’m içi, müracaatlarının neticesiz kalmasındanıçn için yanıyordu. Son şansını denemek için Hz. Ali’ye gitti:
“Benim en yakın akraba msın. Bu akrabalık hakkı için, gidip Resûlullah’a bu muâhede işinin yenilenmesi ve müddetin uzatılmaj, için şefaatçi ol!” dedi.
Hz. Ali’nin cevabı diğer Ashab-ı Kiram’mkinden farklı olmadı;
“Allah senin iyiliğini versin, ey Ebû Süfyan!” dedi, “Vallahi Resûlullah Aleyhisselâm bir işte karar verdi mi, onu mutlaka yapar.
Bu Resûlullah’ı ilgilendiren bir iştir. Ben onun hakkında asla bir hüküm veremem.”
Bunun üzerine Ebû Süfyan yalvarır bir eda ile “Peki, e>'Ali,bana bu hususta bir öğüt ver!” dedi.
Hz. Ali, “Vallahi, ben senin için bu hususta faydalı olacakbirşeı bilmiyorum. Ama sen Kinânelerin büyüğüsün. Kalk, iki tarafkl-kını uzlaştırmak için himâyene aldığını ilân et! Sonra da yurduna çık git!” dedi.
Çaresiz ve bitkin Ebû Süfyan bu tavsiyeye can simidi gibiyapı^;
“Evet, sen doğru söyledin. Ben bunu yapmalıyım” diyerek Hı. Ali’nin yanından ayrılıp Mescid-i Nebevî’ye vardı.
Ebû Süfyan, manen yorgun ve bitkindi. Üzerine aldığı meseleıi halledememenin üzüntüsünü yaşıyordu.
Mescid-i Nebevî’de ayakta dikildi ve “Ey insanlar! Benikitarah uzlaştırmak için onları himayeme aldım, haberiniz olsun!” dedikten sonra ürkek ürkek ilâve etti:
“Muhammed’in, bu taahhüdümde bana vefasızlık edeceğinihiı; sanmıyorum.”
Sonra tereddütler içinde bocalar bir bitkinlik ile Efendimizin)! mna vardı, “Yâ Muhammedi” dedi, “Zannetmem ki, bııhimâ\'esb-zümü reddedesin!”
buyurdu.
EbııSüfyau meseleyi anlamışlı. Görüşmelerinden hiçbir netice jlainamanın eziklik ve ümitsizliği içinde devesine zar zor atlayarak \lfkke’nin yolunu tuttu.
Ebû Süfyan Mekke’de
Mekke’ye varan Ebû Süfyan’a KureyşIiler, “Neler yaptın, anlat takalım?” dediler.
Ebû Süfyan, kötü bir elçilik yapmış olmanın ezikliği içinde, olup tıitenleri olduğu gibi anlattı.
Kureyş müşriklerinin korkulan bir kat daha arttı.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, artık kesin kararım vermişti: Sefere çıkılacak. Ancak replika saat bu kararım, daba doğrusu, Kureyş müşriklerinin üzerine yürüme fikrini; son derece gizli tutmak istiyordu. Bu, onun tâşuırduğu bir tedbir idi. Bu taktiğe, düşmana hazırlanma fırsatı «rmernek ve bunun neticesi olarak da fazla kan dökülmeden onu teslime mecbur etmek maksadına mebnî olarak başvuruyordu. Çünkü o, her şeyden e\n>'el insanlara ebedî saadeti kazandıracak olan hak «hakikati tebliğe memurdu, insanları imhaya değil! Teslime mecbur bırakıldıkları takdirde içlerinden birçoklarının gönlü İslâm’a ka-li. Böylece de îmân nimetini elde etmiş olabilirlerdi. O hâlde tamamen imha etmek yerine ona galebe etmek, onun uKû jayesine daha uygundu.
Bu sebepledir ki, Mekke Seferinde de maksadını son derece gizli tutuyordu. Hz. Âişe Vâlidemize sadece, “Yol hazırlığımı yap!” demekle yetiniyordu. Ayrıca, bu seferde. Efendimiz, gizliliğe daha çok taç duyuyordu. Çünkü Mekke-i Mükerreme gibi ınübârek bir beldeye kan akıtmadan girmek, Kâbe-i Muazzama gibi yeryüzünün en şerefli ve faziletli binasını, kimseyi öldürmeksizin putlardan temiz-bekistiyordu. Şu duası da bu niyetinin açık ifâdesiydi:
“Allah’ım! Yurtlarına ansızın varıp kavuşuncaya kadar, Kureyşlilerin casus ve habercilerini tut, görmez ve işitmez lıâle getir! Beni, birdenbire görüp işitsinler!’'"'®
replika saat yazdı ve sundu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder