maca bitkisi

6 Ağustos 2015 Perşembe

replika saat ve islam savasları44

replika saat ve islam savasları44

 replika saat szilere yine elimizdden gelen gayreti gösterdik ve replika saat dediki vusıu-ı tiKreın[;j dimiz, bir kısım Ashabına Mekke üzerine sefere çıkılacağım verdi ve hazırlanmalarını emir buyurdu.O zamana kadar Medine etrafında İslâmiyet’le müşerrefqL birçok kabile vardı. Peygamber Efendimiz bu arada onlara da, ve âhiret gününe inanan, Ramazan başında Medine’de hazırbu^ sun!” diye haber gönderdi.Medine’den hareketRamazan ayının ilk günleri idi. Gönülleri Allah ve 1 muhabbetiyle coşup taşan on bin mücahid Medine’de hazır beli]], yordu. Bunların yedi yüzü Muhacirlerdendi. Beraberlerinde üç j-üj atlı vardı. Ensar’ın mevcudu ise dört bin idi. Onların da yanında beş yüz at vardı. Geri kalan asker sayısını etraftaki kabilelerden gelen Miislümanlar teşkil ediyordu.
Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Medine’de yerine Ebû Rühm Külsiim bin Husayn’ı vekil bıraktı.'»*'
Bu haliyle İslâm ordusu hareket için Hz. Resûlullah’ın emrini bekliyordu.
İslâm ordusu harekete hazır bekliyordu.

Bu sırada Peygamber Efendimiz, Hz. Ali, Hz. Zübe)Tbin.\v vam ve Hz. Mikdad bin Esved’e şu emri verdi:
“Sür’atle gidinizi Hah bahçesine vardığınızda, yanında mektup bulunan hayvan üzerinde bir kadın bulacaksınız. Mektubu ondan alıp bana getirin!”
Üç Sahabî, bu emrin sebebini sormaya gerek duymadan, son sür’at yol alıp Hah bahçesine vararak orada kadını buldular.
Kadına, “Yanındaki mektup nerede?” diye sordular.
Kadın, “Benim yanımda mektup filân yok!” diye cevap verdi
Bunun üzerine kadının devesini çöktürdüler. Onu üzerinden indirip eşyasını aradılar. Fakat mektup namına bir şey bulamadılar
Bunun üzerine Hz. Ali kılıcını sıyırdı ve kadına hiddetle, “Allatın yemin ederim ki!” dedi, “Resûlullah hiçbir zaman hilâf-ı hakikat
461 Aee4/42
jierekirse üstünü başını arar, elbiseni çıkartın/”
Kadın, “Siz Müslüman değil misiniz?” dedi.
Mücahiciler, “Evet, Müslümamz ama Resûlullah bize, berabe-(inde mektup bulunduğunu söyledi!” diye konuştular.
Kadın, kurtuluş çaresinin kalmadığım anlamıştı. Mücahidlere, •Yüzünüzü başka tarafa çeviriniz!” dedi.
Sahabîler yüzlerini çevirince de, başının örgülü saçlarını çözdü, jlektııbu oradan çıkarıp Hz. Ali’ye uzattı.-’'^’'*
Vazifeli Sahabîler, mektubu alıp Hz. Resûlullah’a getirdiler.
Herkeste bir hayret ve şaşkınlık başlamıştı. Çünkü mektup, Be-ıjir Ashabından Hatıb bin Ebî Beltaa tarafından müşriklere hitaben, Pe)^amber Efendimizin hazırlığını haber vermek üzere yazılmıştı. Peygamber Efendimiz, derhâl Hz. Hatıb’ı huzuruna çağırdı.
Hz. Haüb gelince mektup kendisine okundu. Resûl-i Ekrem, “Bu mektubu tanıdın mı?” diye sordu.
“Evet, tanıdım” dedi.
"Bunu sen mi yazdın?”
Haüp inkâr etmedi, “Evet, ben yazdım!” dedi.
Peygamber Efendimiz, “Bunu ne için yaptın?" diye sordu.
Hz. Hatip izah etti:
"Yâ Resûlullah! Bu hususta hakkımda hüküm vermekte acele etme! Ben, KureyşIilerden olmayan bir kimseyim. Muhacir Müslü-manlargibi, Mekke’de âilem ve mallarımı koruyacak kimsem de yok.
"Ben, bunu Kureyş ileri gelenlerini bir minnet altında bıraka-nmda âilenii korusunlar diye yaptım. Yoksa bunu küfre saptığım ıtvadinimden döndüğüm için yapmış değilim! Vallahi, ben Allah '«Resûlii’ne olan îmânımda sabitim.”
Peygamber Efendimiz, “Doğru söyledin!” buyurdu. Sonra As-iıaba dönerek, “O, size doğru söyledi. Bunun hakkında hayırdan lıaşka bir şey söylemeyiniz!” dedi."
Kendisini zapt edemeyen Hz. Ömer, “Bırak, yâ Resûlullah, şu ıııiinaligın boynunu vurayım!” dedi.
Resûl-i Ekrem müsaade etmedi ve şöyle buyurdu:
Manzai'a karşısında Hz. Ömer’in gözleri doldu, “Allah veR,. her şeyi daha iyi bilir!” dedi.
Bu hâdise üzerine Cenâb-ı Hak, şu âyet-i kerimeyi inzalbtn rarak nıü’minleri ikaz etti:
“Ey îmân edenler! Bana ve size düşman olanlan du edinmeyin. Siz onlara muhabbet replika saat gösterip sırlarınızı ulj tırıyorsunuz; hâlbuki onlar size gelen hakkı inkâr etmj 1er, Rabbiniz olan Allah’a îmân ettiğiniz için Peygambe ve sizi yurdunuzdan çıkarmışlardır. Eğer benim yolunit cihad etmek ve benim rızâmı aramak için çıkmışsam nasıl onlara muhabbet gösterip de sır verirsiniz? Ben t sizin gizlediğinizi de bilirim, açığa vurduğunuzu da. İ; nizden kim bunu yaparsa dümdüz yolun ortasında şaşı mış olur.”**^
İslâm ordusu fetih yolunda
Bütün hazırlıklar tamamlandıktan sonra Resûl-i KibrijiEfe dimiz, tek kalb gibi çarpan on bin kişilik muazzam İslâm ordu?ii hareket emri verdi.
Medine’den çıkış Ramazan’ın ilk günlerine rastlıyordu. Bu; beple Resûl-i Ekrem ve mücahidler oruçlu idiler.
Hava oldukça sıcaktı. Bu sıcaklık altında yol almak, fazk; yorucu ve zahmetliydi. Dayanılacak gibi değildi. Üstelik her ani çarpışma çıkabilir, bir mukabele ile de karşı karşıya kalabilirler Hâlbuki harpte güç, kuvvet lâzımdı. Oruç, mücahidleri bir noktı takatsiz hâle getiriyordu. Ancak kendi başlarına hareket edemezler Bu sebeple Hz. Resûlullah’ın ne yapacağını bekliyorlardı. Onır;s lacak mı, yoksa devam mı edilecekti?
İslâm ordusu Kudeyd mevkiine gelince Peygamber Efendii ikindi namazından sonra orucunu açtı ve Ashabına da açmala
Bu arada sekiz kişilik bir birlik ile Necid tarafına gönderilmiş lunan Ebû Katade de gelip orduya katıldı. Aynı zamanda etraftaı birçok Müslüman gelip İslâm ordusuna iltihak etti. Yinebıısıı
^jti,Sonra, by Abbas! Sen muhacirlerin sonuncususun!” buyurdu. Il^^bbas, seter boyunca Peygamber Efendimizin yanından bir an [,ile olsun ayrılmadı.
Volda Müslüman olanlar
Hz. Resûlullab kumandasındaki İslâm ordusu bütün ilıtişânııyla yoluna devam ediyordu. Bu sırada gelip, Hz. Resûlullah’ın huzurunda yânda şereflenenler oldu. Bunlar, Peygamber Efendimizin amcası (ijlu Ebû Süfyan bin Hâris ile Abdullah bin Ebî Ümeyye idi.
Resûl-i Ekrem, önce bu iki kişiyle görüşmek istemediğini ifâde yerek onlardan yüz çevirdi. Zira bunlar kendisiyle peygamberliğinden önce gayet samimi iken, risâlet vazifesi verilir verilmez şid-ıjetlibirer düşman kesilmişlerdi. Kendisine sözle eziyet ve hakarette lıulunnıuşlardı. Şâir olan Ebû Süfyan bin Hâris Peygamberimiz ve Müslümanları ağır dille hicvederdi. Yine Efendimizin akrabası olan \bdiillah bin Ebî Ümeyye de ona söz ve hareketleriyle rahatsızlık ıtrmekten geri durmayanlar arasında yer almıştı.
Ancak, bütün bunlara rağmen, araya Hz. Ümmü Seleme girdi. Efendimize onlardan yüz çevirmemesi gerektiğini söyledi. Fakat ResûI-i Ekrem Efendimiz yine:
‘‘Onların ikisi de bana lâzım değildir!” diyerek kabul etmemekle ısrar ediyordu.
Resûl-i Ekrem’in bu sözlerini duyan Ebû Süfyan bin Hâris, küçük oğlu Câfer’in elinden tutarak şöyle dedi:
Vallahi, yanına girmeme izin vermezse, oğlumun elinden tutarak helak oluncaya kadar yeryüzünde dolaşıp dururum.”
Şefkat ve merhamet timsâli Peygamber Efendimizin (s.a.v.) mü-lıarek gönlü bu sözlere dayanamadı. Onları huzuruna davet ederek affetti. Böylece onlar da İslâmiyet’le şereflendiler.
Ordunun savaş düzenine girişi
Kudeyd mevkiinde konaklayan Peygamber Efendimiz, burada or-(iıısunu savaş düzenine koydu. Sancaklar ve bayraklar bağlayarak, ‘inları kabilelere ve kabilelerin bayraktar ve sancaktarlarına verdi,
Peygamber Efendimizin gizlilik stratejisi o âna kadar son deı^ ı başarıyla sürmüş Mekkeliler en küçük bir haber dahi alamamışları^
Merruzzahrân Vadisi’ne geliş geceye rastlamıştı. O âna kadjj üzerlerine gelişinden haberi olmayan Mekkeli müşriklere Peygaıj. ber Efendimiz, gelişini muhteşem bir ateş donanmasıyla bildina^' istedi ve her mücahide ateş yakmalarını emir buyurdu.
Bir anda on bin ateş yakıldı. Göz kamaştıran bu manzara Mekfe\^ aydınlık saçtı; replika saat müşriklere ise korku ve dehşet. Aralanndangöçej. meye mecbur bıraktıkları kâinatın manevî güneşi Peygamber Efendimiz, şimdi etrafında on bin parlak yıldızla Mekke ufuklannda\î-niden bütün ihtişamıyla parlıyordu. Ruh ve gönülleri ısıtmak ûjn Mekke ufuklarında bir başka haşmetle doğuyordu. Bu doğuşa müşrikler hayret etti. Daha iki sene evvel bu güneş bu kadar parlakde-ğildi. Bu kadar kuvvet ve azamete sahip bulunmuyordu. Bir amk nasıl böylesine inkişâf etmiş, büyümüş ve her tarafı aydınlatır d muştu? Söndürmek istedikleri nur nasıl böylesine kısa bir zamanıi kendilerini sönük bir durumda bırakan bir azamet peyda etmişti Akıllara hayret veren bu şahlanışın sırrını bir türlü çözemhorlaıd
İşte Kureyş müşrikleri, ancak gözleri kamaştıran bu on bin ate* lik muazzam manzara ile işin farkına vardı ve Mekke’nin çepeı;eM kuşatıldığını anladılar.
İslâm ordusu henüz Merruzzahrân’dan ayrılmamıştı.
Resûl-i Ekrem Efendimiz “İrak” denilen misvak ağaçlarının j mişlerinden toplamalarını bazı Sahabîlere emretti ve;
‘*Size, onların kararmış olanlarını toplamanızı U siye ederim. Çünkü en tatlı olanları, onların karannışl rıdır!” buyurdu.
Sahabîler merakla, “Yâ Resûlullah! Bu yemişin iyisini kötüsü
replika saat sundu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder