maca bitkisi

6 Ağustos 2015 Perşembe

replika saat ve islam savasları22

replika saat ve islam savasları22

 replika saat sizlere en güzel bilgileri yazan replika saat çok çalıstı ve replika saat diyorki guarada son derece korkup telâşa kapılan müşrikler, reisleri Ebû s'ûfıan’la birkaç kişiyi durumu öğrenmek üzere vazifelendirdiler.Ebû Süfyan ve beraberindekiler, bir gece vakti bu vazifeyi yerine ^rmek üzere Mekke’den çıktılar. İslâm ordusu karargâhına yak-jji^ıklan bir sırada mücahidler tarafından yakalandılar. O esnada gj.Abbas imdadına yetişmeseydi mücahidler tarafından epeyce jjırpalanacaktı.
Hz.Abbas, Ebû Süfyan’ı alıp Peygamber Efendimizin yanına ge-tinii .Arkasından Hz. Ömer de eli kılıcının kabzasında Huzur-u Saatte girdi ve şu teklifi yaptı:
‘Ya Resûlullah! Allah, Ebû Süfyan’ı akidsiz ve ahidsiz ele geçir-mekimkân ve fırsatını verdi. Müsaade buyur da boynunu vurayım.”
Hz.Abbas müdahale etti:

Tâ Resûlullah! Ben, ona emân vermiş bulunuyorum!"
Fakat Hz. Ömer, bu isteğinden vazgeçmedi. Aynı teklifini tek-rarianp durdu.
Hz. Abbas, “Ey Ömer! Yeter! Vallahi, Ebû Süfyan, Adiy>' bin Ka’b Ogullanndan (Hz. Ömer kabilesi) olsav'dı böyle söylemezdin!" delince, Hz. Ömer bütün celâletiyle “Ey Abbas! Vallahi, babam Hat-öi)lıa}-attaolup da Müslüman olsaydı, ona, senin Müslüman oldu-pgün, Müslüman oluşuna sevindiğim kadar sevinmezdim. Zira iııonmı ki, Resûlullah da, babanı Hattab Müslüman olsaydı, senin islüman oluşuna sevindiği kadar sevinmezdi!" diye cevap verdi.
Bu ufak münakaşayı Peygambei' Efendimiz, “Ey Abbas! Ebû Süljan’ı konak yerine götür! Sabahleyin yanıma getir!” sözleriyle SOM erdirdi.
Ebû Sülyan’ııı İslâm’la şereflenmesi Hz. Abbas, Ebû Sütyan’ı sabahleyin Resûl-i Ekrem Efendimi-snyanına getirdi.
Resûl-i Ekrem:
’^'Hbllj üad tahatal l/l ?^-miklim 1/1671
Ebû Süfyan zavallıca bir cevap verdi:
“İyi ama bu kadar putları ne yapayım? Lât ve Uzza’daa nasıly geçeyim?”
Hz. Ömer, Peygamber Efendimizin çadırı arkasında bekliyoı^, Ebû Süfyan’ın bu sözlerini duyunca hiddetle:
“Dıuı et ki, çadırın içindesin. Dışında olsaydın, asla bu sözü leyemezdin!” diye konuştu.
Ebû Süfyan, “Yâ Ömer! Yazıklar olsun sana! Sen de babangibis^^^ sin. Hem sonra ey Hattab’ın oğlu, ben sana gelmiş değilim. Amcanur oğluna gelmişim. Onunla konuşacağım. Bırak da konuşalım!"ded Peygamber Efendimize hitaben de şöyle dedi:
“Babam, anam sana feda olsun! Usluluk ve yumuşak hu^ululti şereflilikte ve aki'aba hakkını gözetmede senden daha üstünüydü;
Sonra bir müddet düşündü durdu. Bu düşünce onu birnebzecl sun hakka yakınlaştırdı. Şu itirafı yapmaktan kendini alamadı: “Vallahi, sanırım ki, Allah’tan başka ilâh olmasa gerek. Çüıii Allah’la birlikte başka ilâh da bulunmuş olsaydı, elbette beni zam lardan korur, iyiliklerden de faydalandırırdı.’”*®
Peygamber Efendimiz, bu sözlerinden onun “Lâ ilahe illaüaf gerçeğini kabul ettiğine kanaat getirdi. Bu defa da, “Ey EbûSfe ‘Muhammedün Resûlullah’ diyeceğin zaman daha gelmedi mi’' diye sordu.
Ebû Süfyan bir an durakladı. İçindeki düğümü tam mânâsıyia çözemiyordu. Nereden geldiğini bilmediği bir şüphe vardı içinde.
“Yâ Muhammedi” dedi, “Bunun için bana biraz müddet tanı,& bundan dolayı zihnimde biraz şüphe var.”
Bu esnâda Hz. Abbas söze karıştı:
“Ey Ebû Süfyan!” dedi, “Yazıklar olsun sana! Aklım başına toph! Ne yaptığının farkında mısın? Boynun Naırulmadan önce, MüslümE ol! Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Mııhammed’in Allah’ın Resi olduğuna şehâdet getir!”
Bunun üzerine Ebû Süfyan şehâdet getirip Müslüman oldu.
îmânının âcil mükâfatı
Hz. Abbas, Hz. Resûlullah’tan, Ebû Süfyan için bir imtiyadt
I^esûl-i Kibriya Efendimiz, “Olur!” buyurdu ve ilâve etti;
'Kim, Ebû Süfyan’ın evine girerse emindir.”
KbûSüfyan, “Evimin ne genişliği vardır ki?” diyerek Peygamber ^fendimizden bu lütfunu genişletmesini istedi.
Bu sefer Resûl-i Ekrem Efendimiz, “Kim Kâbe’ye girer, sığınırsa, jeınindir!” buyurdu.
Ebû Süfyan buna da kanaat etmedi.
‘Kabe’nin ne genişliği vardır ki?” dedi.
0 zaman Peygamber Efendimiz, “Kim, Mescid-i Harama girer, jıjtnırsa emindir!” buyurdu.
Ebû Sülyan bu ihsan dairesinin daha da geniş tutulmasını is-lijerdu:
‘Mescid-i Haram’ın ne genişliği var ki?” diyerek buna da kanaat şttirraedi.
Bunun üzerine Peygamber Efendimiz lütuf ve ihsanının dairesini en geniş bir şekilde tuttu:
‘Kim, kapısını üzerine kapayıp evinde oturursa ona emân verilmiştir.”
Ebû Süfyan’ın artık bu hususta taleb edecek bir şeyi kalmamıştı, jşte bu geniştir!” diyerek memnuniyetini izhar etti.
Ebû Süfyan’ın İslâm ordusunu seyredişi Resûl-i Ekrem, Ebû Süfyan’m hemen çıkıp Mekke’ye gitmesine Wâde etmedi. Her ne kadar îmân etmişse de müşrik ileri gelenlerinin tesiri altında kalıp İslâm ordusuna karşı bir hareket hazırlığı içine girebilme ihtimâli vardı. Bu düşünceye fırsat verilmemeliydi, öıûSüfyan, İslâm ordusunu görmeli idi. Tâ ki, bu orduya karşı ko-İMk güç ve kuvvetin asla Kureyş müşriklerinde bulunmadığı kanaati kendisinde tamamıyla teşekkül etsin. Azametli orduyu görmeli idi ki, kendilerine bir şey kazandırmayacak, sadece kanlarının nlapgitmesine sebebiyet verecek bir karşı koyma hareketine giriş-akıllarından geçirenlere nasihat etsin, onları bu fikirlerinden ‘nageçirmeye çalışsın.
Bunun için Peygamber Efendimiz, Hz. Abbas’a şu emri verdi:
Hz. Abbas bu emr-i Ncbevî üzerine Ebû Siifyan’ı vadinin geçişe en hâkim yerine götürdü.
Ebû Süfyan, lıayrel ve haşyet içinde kol kol geçen mua^^ İslâm ordusunu seyrediyor ve onların kim olduğunu teker teker}j^ Abbas’a soruyordu. Hz. Abbas da gereken izahatı veriyordu, J Süfyan’m gözleri, nuranî dalgalar replika saat hâlinde akan mücahidlerl(ar,, sında kamaşıyordu.
Mekke’de öldürmeye karar aldıkları sırada ellerinden AJlajıij hıfz ve inâyeti ile kurtulan Hz. Muhammed nasıl böyle on binlenj kalb ve ruhunu fethetmiş ve etrafında birer pervane gibi döndö,. meyi başarabilmişti? Daha düne kadar kendi saflarında ona ^ savaşanlar, şimdi ona sadakât elini uzatmışlar, onun muhabbetini erimişler, onun derdiyle hemdert, sevinciyle mesrur, elemiylemüt ellim olmuşlardı.
Dalga dalga geçen alaylar, taburlar arasında Ebû Süfyan olana dikkatiyle Hz. Resûlullah’ı arıyordu. Her alay, her kol geçtiğindeHı Abbas’a, “Muhammed (s.a.v.) geçti mi?’’ diye soruyordu. Onun geçişinin bir başka azamette, ihtişamda olacağını biliyordu.
Nihâyet, Resûl-i Kibriya Efendimizin arasında bulunduğu,tepeden tırnağa silahlanmış alay geliyordu. Kâinatın Efendisi,keDİ-sine mahsus azamet, heybet ve vakarı ile devesi Kasvâ’nın üzerindeydi. Etrafını Ensar ve Muhacirler almıştı. Sancağı, Ensar'danSai; bin Ubâde Hazretleri’nin elindeydi. Ebû Süfyan’m önünden tüıkeıiı: ürpertircesine, tir tir titretircesine geçiyorlardı.
Ebû Süfyan merakla, “Sübhanallah, kimdir bunlar ey Abbas?' diye sordu.
Hz. Abbas, “Resûlullah ile Ensar ve Muhacirler’’ diyecevapiînk
Ebû Siifyan’ın dehşeti daha da arttı, ürpermesi katkatyükse'-i' kendisini tutamayarak şöyle dedi:
“Kardeşinin oğluna ne kadar büyük bir saltanat verilmiş! Hi(;b hükümdarda görmediğim bir saltanat.”
Hz. Abbas, “Bu saltanat değil, peygamberliktir!” diyerek Süfvan’ın vanhsını düzeltti.
tbûSüfyan artık, bu haşmetli, nuranî, bir tek kalb hâlinde çar-I, tekel hâlinde kalkan, tek ses hâlinde yükselen orduya kimse-^ijl.olay kolay karşı koyamayacağını, bunun kendilerinin de haddi (jnıad'ğ'"* iyice
'Ey Abbasî Ben şu âna kadar, böyle bir ordu, böyle bir cemâat ^naedim!” dedi.
replika saat yazdı..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder