maca bitkisi

3 Ağustos 2015 Pazartesi

replika saatve insan ile islam bilgilerim92

replika saatve insan ile islam bilgilerim92

 bugün sizlere en güzel yazıları yazan replika saat diyorki yetmişbir yıUnda îrânda Geylân şehrinde tevellüd, 561 [m. 1166] Lnesinde Bağdâdda vefat etdi. Yanında Seyyid Ahmed Rıfâ’î ve birçok talebesi olduğu hâlde, birgün Dicle nehri kenânnda oturmuşlardı. Konuşurlarken kendisinden hâsıl olan kerâmetler, dinleyicileri hayran bırakıyordu. Bunlardan birisi şaşkınlıkla, medh edici bir söz kaçınnca, Abdülkâdir-i Geylânî hazretleri nefsini kırmak için, (Dünyâda, benden aşağı bir müslimân bulunacağını sanmam) buyurarak, oradakileri gaflet uykusundan uyandırmışlardır. Ahmed Rıfâ’î hazretleri beşyüzoniki yıhnda Basra ile Vâsıt arasında (Ümm-i Ubeyde) köyünde tevellüd, 578 [m. 1183] senesinde, orada vefat etmişdir. Görülüyor ki, kibr, gurûr kötü birşeydir. Tevazu’ iyi, güzeldir. Bütün Peygamberler, her işlerinde, tevâzu’ göstermişdir. Eshâb-ı kirâmın hepsi de, elbette böyle idi. Halîfe seçerken de, birbirlerini öne sürmeleri, sen olmalısın demeleri, tevâzu larınm pek çok
olduğunu göstermekdedir. Böyle olunca, hazret-i Alînin çıkıp da, Eshâb-ı kirâma karşı, benden dahâ çok âlim, benden dahâ üstün, benden dahâ kahraman, içinizde var mıdır diyerek, replika saat müslimânlara meydân okuması, kibr ve gurûru gösterir. Bu ise, ben Ondan dahâ hayrhyım diyerek öğünen İblise yakı-şan bir söz ve sıfatdır. Böyle sözler hazret-i Alînin büyüklüğüne, üstünlüğüne asla yakışmıyacağmdan, Allahın arslanma karşı çirkin bir iftira, alçakça uydurulmuş bir yalan olduğu anlaşılmakda-dır. Hazret-i Ömerin kılmcmı çekerek Ebû Bekri halîfe yapmak için, Eshâb-ı kirâmı korkuldu, zorladı demek de, çok yersizdir. Çünki, Eshâb-ı kirâm arasında en kuvvetli olanı. Benî Hâşim ile Benî Ümeyye kabileleri idi, ya’nî hazret-i Alînin kabîlesi idi. Ebû Bekr-i Sıddîk ile Ömer Fârûkun akrabâsı az idi. Hazret-i Ömerin kılmç çekerek bu iki büyük kabileyi seçime zorlaması imkânsız birşeydir. Hem de hazret-i Alî, Allahın arslanı idi. Eshâb-ı kirâ-rmn bunu bırakıp da istemiyerek, bir Ömerin zoru ile, Ebû Bekri seçmeleri düşünülemez.
Gerkük âlimlerinden birinden işitdim; Yolum îrân memleketine düşdü. Mescidlerine girdim. Âlimlerinden biri va’z veriyordu O sırada dedi ki, birgün hazret-i Alî, hazret-i Abbâsm evine aitmişdi Onu ağlamakda görüp, sebebini sordu. Güneşin te’sîrâ-tmdan kendimi korumak için kapının önüne birkaç tahta mıhla-^ VTalîfe Ömer görerek yoldan geçenlere sıkıntı verir diye ete ağlıyorum, dedi. Bu hâl, hazrel-i Altyc
ra (Sizi AUahü teâlâya ısmarladım) diyerek du. Hastalık zemânmda, ezân okundukça, mes'SdT.^İ^k
imâm olup, cemâ’at ile nemâzı kılardı. VefâtmaT^^^^^ tahğı ağ^laşdı. Artık mescid-i şerife çıkamadüd^Ki
Bekre söyleyiniz! Esbabıma nemâz kıldırsın) buv Bekr-i Sıddîk “radıyallahü anh”, Resûlullahm havâtvÜ^
mânlara imâm olarak, onyedi vakt nemâz kıldırdı. Cenâze î: hazret-i Alînin yapmasım emr buyurdu. HastalıkdanönceS lerine gelmiş olan birkaç altını fakirlere verip, birkaçım ye “radıyallahü anhâ” vermişdi. Rebî’ul-evvelin onuncu Cıit^ si günü, Allahü teâlâ Cebrâîl aleyhisselâmı göndererek hâl tınnı sordu. Pazar günü yine gelip sordu ve Yemende Peygat, olduğunu söyleyen yalancı Esved-i Anesînin öldürüldüğüniı ber verdi. Resûl-i ekrem de, Eshâbına bildirdi. Pazar günü,^ lullahm hastalığı ağırlaşdı. Ordu kumandanı yap<h^ Usâmela retleri gelmişdi. Resûlullah, dalgın yatıyordu. Usameye söylemedi. Fekat, mubârek kollarmı kaldırıp, dü. Ona düâ etdiği anlaşıldı. Pazartesi günü Eshab-ı amt cid-i şerîfde saf saf olup Ebû Bekr-i Sıddîk ha^etler^ ar da sabâh nemâzmı kılarlar iken, Fahr-i âlem şerüe geldi. Ümmetinin saf saf olup ibâdet vinerek tebessüm buyurdu. Kendisi de hazret-i
arkasmda nemâz kddı. Eshâb-ı kirâm Resûlullahı '
tünce, hastalık geçdi sanarak sevindiler. Resûl-i ekrem sauaiı aleyhi ve sellem” ise hazret-i Âişenin odasma teşrtf buyurup dı. (Allahü teâlânm huzûnına, dünyâ malı bırakmadan gitme terim, yanmda kalan altınları da, fakirlere dağıt!) buyurdu. S; ateşi artdı. Bir müddet sonra, tekrâr gözlerini açıp, hazret-i^ ye “radıyallahü teâlâ anhâ ve an Ebîhâ” altmlan dağıtıp dağt dığım sordu. Dağıtacağını söyledi. Bunların hemen dağıtıto tekrâr tekrâr emr buyurdu. Hemen dağıtıhp, bildirilince, (S rahat etdim) buyurdu.
Üsâme “radıyallahü teâlâ anh” tekrâr geldi. (AUahü teâlâ dımcm olsun! Haydi cenge git!) buyurdu. O da çıkıp ordusuni di. Hemen, hareket emrini verdi.
O sâatde hastalık artdı. Muhterem ve çok sevdiği kızı Fâtı tüz-Zehrâyı istedi. Kulağına bir şey söyledi. Hazret-i dı. Tekrâr birşey söyledi. O zemân güldü. Sonra anlaş,l (Ben öleceğim) buyurmuş. O da ağlamış.
..rtikde kapıya geldi. Cebrâfl aleyhisselâm İçeri girdi .^ra-irfmm kapıya geldi|ini içeri girmege izn beklediğim ive i Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem ızn verdi.^raıl Jlsselâm içeri girdi. Selâm verdi. Allahü tealanm emnnı bıldır-i Resûl-i ebem “sallallahü aleyhi ve sellem” Cebrail aleyhisselâ-linyüzüne bakdı. O da, yâ Resûlallah! Mele-i a’lâ sizi bekliyor de-i. Bunun üzerine, Fahr-i âlem “sallallahü aleyhi ve sellem”, (Yâ kzrâfl! Gel, vaztfeni yap!) buyurdu. O da, Muhammed aleyhisse-îmm mubârek rûhunu alıp, a’lâ-yı ılliyyîne ulaşdırdı.
Resûl-i ekremde mevt alâmetleri görülünce, Ümm-i Eymen radıyallahü anhâ” hazretleri, oğlu Üsâmeye haber gönderdi. Üsâ-oe ve Ömer Fârûk ve Ebû Ubeyde bu aa haberi almca, ordudan lynlıp, Mescid-i Nebeviye geldiler. Âişe-i Sıddîka ve diğer hâtun-ar, ağlaymca, mescid-i şerîfdeki Eshâb-ı kirâm şaşırdı. Ne olduk-anm anlıyamadüar. Beynlerinden vurulmuşa döndüler. Hazret-i
ölü gibi, hareketsiz kaldı. Hazret-i Osmânm dih tutuldu. Hazret-i Ebû Bekr, o anda evinde idi. Koşarak geldi. Hemen, hucre-i se âdete girdi. Fahr-i âlemin yüzünü açdı. Vefât etmiş olduğunu gördü. Mubârek yüzü ve her yeri latif, nayîf olarak, nûr gibi parh-yordu. Memâtın da, hayâtın gibi ne güzel yâ Resûlallah! diyerek, öpdü. Çok ağladı. Mubârek yüzünü örtdü. EvdekUere teselli verdi. Mescid-i şerife geldi. Şaşırmış olan Eshâb-ı kirâma nasöıat verip, ortahğı düzene koydu. Böylece hepsi, Resûlullahm vefât etmiş olduğuna inandı. Bu esnada Üsâme ordusundaki asker şehre girdi. Büreydet ibni Hasib hazretleri, elindeki sancağı Resûlullahm kapısı önüne dikdi. Hüzn ve keder, Eshâb-ı kiramın yüreğine bir zehrli hançer gibi saplandı. Gözler ağlar, göz yaşlan çağlar, hasret ateşi, herkesin ciğerini dağlar idi.
Hazret-i Abbâs ile oğlu Fadi ve Alî “radıyallahü teâlâ anhüm” ve evdekiler, göz yaşı dökerek, cenaze hizmetine başladılar. Hazret-i Ebû Bekr de, odanın kapısında durup, yanıp yakılmakda, hizmete nezâret etmekde idi. Lâkin yanmakla, ağlamakla iş bitmeyip, ümmetin işini görmek ve islâmiyyetin emrlerini yerine getirmek için bir baş, bir halîfe lâzım idi. O vakt, bu vazifeyi yapmağa elverişli Ebû Bekr-i Sıddî
başı olan Sa’d bin Ubâde “radıyallahü anh”, hasta oraya gehnişdi. Ensâra dedi ki:
Ey Ensâr! Sizin üstünlüğünüz, hiçbir kabîlede yokdur.Mm med aleyhisselâm, onüç sene Mekkede, kavmini dîne çağud, rinden pek az kimse inandı. Fekat, cihâd edecek kadar olamaj^ Allahü teâlâ sizi müslimân yapmakla şereflendirince, Resûli|| hâbmm korunmasını ve dîn-i islâmın cihâd ile kuvvetlenmesitt yaydmasmı size nasîb etdi. Düşmanlan sindiren replika saat siz oldunm,i\: bistân köylüleri, sizin kılmçlarımzm korkusu üe müslimân ot Resûl-i ekrem, sizden râzı olarak vefât etdi. Şimdi, başa geçt| sizin hakkınızdır. Onu başkasına vermeyiniz, dedi. Orada buiiı Ensânn çoğu, doğru söylüyorsun. Allah yardımcm olsun. Senil^ lîfe seçdik, dediler.
Ensârdan Evs kabüesi, bu hâli beğenmedi. Başlan olanlJs yed bin Hudayrm yanma toplandılar. ,
Muhacirler ise, Ensânn iki kabüesini de halîfe yapmazdı. Oj ki Kureyş kabilesi, Arabistândaki kabüelerin en üstünü, enşeıei si idi. Halîfe seçiminde, müslimânlar arasmda büyük bir ay® başgöstermek üzere
. rf. Onlardan olmak lâzımdır. Bu işde, kimse Onlara ortak oıa-olan, ellerinden almak ister. Ey Ensâr! Sizin de Sıa olan hizmetiniz inkâr olunamaz. Allahü teâlâ, sizi kendi dînine ve Peygamberine yardım için seçdi. Resûlünü sizlere gönderdi. İlk muhâcir olanlardan sonra, sizden daha kıymetli kimse yok-dur. Resûlullahı bağrınıza basdmız. Ona yardımla öğünmek şerefi, üstünlüğü sizindir. Buna kimsenin bir diyeceği yokdur. Fekat, bütün Arabistân halkı, halîfenin Kureyşden olmasmı ister. Başkasını halîfe görmek istemez. Çünki, arabın soyca, irfanca en üstünü Ku-reyş olduğunu herkes bilir. Memleketleri de Arabistâmn ortasın-dadır. Biz âmir oluruz. Siz de vezirimiz, müşâvirimizsiniz. Ehçbir şey, size danışılmadan yapılmaz) dedi.
Hazret-i Ömer de “radıyallahü teâlâ anh”, söz alıp (Ey Ensâr! Resûl-i ekrem hasta iken, sizi bize vasıyyet etdi. Eğer siz, emir olacak olaydınız, bizi size vasiyyet ederdi) dedi.
Ensâr-ı kiram “radıyallahü anhüm”, diyecek bir söz bulamayıp, düşünmeğe daldılar. İçlerinden Hubâb bin Münzir kalkdı. Bizden bir emir, sizden de bir emîr bulunsun, dedi. Hazret-i Ömer (İki emîr, bir arada olamaz. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” hangi kabileden ise, halîfesi de, o kabileden olmadıkça, arablar ka-bûl etmez. Ona itâ’at etmezler) dedi. Hubâb cevâb vererek, (Ey Ensâr! Arablar bu dîni, sizin kılınçlarmız ile kabûl etdi. Hakkınızı başkasma kapdırmaymız!) dedi.
l^eyde -tebnil- Cerrâh “radıyallahü teâlâ anh” söz alıp (Ey Ensâr! Başlangıçda, bu dîne hizmet eden sizler idiniz. Sakın, işi önce bozan da, sizler olmıyasınız) dedi. Bu söz üzerine, Ensârdan ve Hazrec kabilesinden Sa’d bin Nu’mân bin Kâ’b bin Hazrec oğlu Beşîr “radıyallahü anh” ayağa kalkıp:
(Ey müslimânlar! Muhammed aleyhisselâm, Kureyş kabflesin-dendir. Halîfenin de. Onun kabilesinden olması dahâ uygundur. Yerinde bir işdir. Evet biz önce müslimân olduk. Malımızla, canımızla, İslâma hizmet şerefini kazandık. Lâkin biz bunlan Allah ve Onun Resûlünü “sallallahü aleyhi ve sellem” sevdiğimiz için yap-dık. Biz, bu hizmetimiz için dünyâda bir karşılık beklemiyoruz) dedi. Hubâb, buna karşılık, (Yâ Beşîr! Amcam oğluna hased ve nef-sâniyyet mi ediyorsun?) dedi.
Beşîr “radıyallahü teâlâ anh”, (Vallahi öyle değil. Kureyşin
hakkına saldırılmasını istemiyorum) dedi.
o «nda hazret-i EbÛ Bekr “radıyallahü teala anh , (Size .î^.^ vaodım. Birini seçiniz) dedi. Ömer ile Ebû Ubey-
<e, çekindi ve (Hazret-i Peygamberin ileri ge-
deyi gösterd
Aisaııcı ıctınaa, Jtshab-ı kirâmm “radıyallah’ ma’în” çoğunun re’yidir ki, halîfe ümmetin işleri?'‘H kudretde olmak lâzımdır. Arablarm en şereflisi e' î? reyş kabilesidir. Resûl-i ekrem de bu kabîledendir?'^^'' den olmalıdır, dediler.
Üçüncü ictihâd, hâşimîlerin re’yi olup, halîfenin, Re ı akrabâsından olması lâzımdır, dediler.
Bu üç ictihâdın doğrusu, İkincisi idi. Evet, ensânnis^; te yardımı çok büyük idi. Resûl-i ekremin akrabâsıdaçoitJ|; li idi. Fekat, halifelik, geçmiş hizmetlerin karşıbğı olan birrj hat koltuğu değildi. Akrabâya verilmesi îcâb eden birmîrî^, h da değildi. İkinci ictihâda göre, hilâfetin Kureyş kabüesint rilmesi Resûlullahm “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem da,bıı| bîleden olduğu için değildi. Kureyşin şerefi, bân, bütün Arabistânda yayılmış, tanınmış olduğundan ıâ()l ki, haMehk, müslimânlar arasında bağlılık, birlik, ^
yacak bir makâmdır. Bunu yapmak için de, ° ^ ;
zımdır. Halîfenin vazifesi fitne ve fesâdı önlenıek,^ -riyyeti sağlamak, cihâdı idâre etmek ve müslima , kolay ve râhat işletmekdir. Bunlar da, hep kuvve y P şeylerdir. ..
Eshâb-ı kirâm “aleyhimümdvân” halîfe milletlerin birleşerek kuvvetli olmasım düşünüyorlar i- \ Kureyşin on kısmmdan bir kısmı olan Hâşimîlere ve^e , ^ ligi kolay sağhyamazdı. Bir hükümeti kuranlar ne kadar ço s sa, kuvveti o kadar çok olur. Bunun için Kureyşin büyüklenu meşhûrlanndan birinin seçilmesi lâzım idi. Yalnız kavinin, so) büyüğü ohnak değil, islâmca da üstün olmak lâzımdı. O Kureyşin en büyük kabilesi (Beni Ümeyye) idi. Bunun en ileni' len adamı da Ebü Süfyân bin Harb idi. Fekat bunun Uhud rebesinde müslimânlara yapdıklan, gönüllerden çıkmamışdı. S®' radan tanı, kuvvetli müslimân oldu ise de, müslimânlar ona nemezdi. İşte, en önce İslâm olup da, başkalanm da islâma getü^ ve nemâzda imâm yapüan, mağaradaki yâr varken, başkası buö® önüne geçirilemezdi. Herkesin bunu seçeceği belli idi Bütün f-hâbın bir araya gelerek, seçmesi lâzun iken, Ensârın kendi aral® nnda toplanıp seçime kalkışmaları, bir karışıklığa yol açabilir^*' İşte hazret-i Ebü Bekr “radıyallahü teâlâ anh” koşarak bunu ö® ledi ve halîfe seçilerek, müslimânları büyük bir karışıRiıjj^rian inin tardı.
replika saat yazdı..



saat fiyatları :: saat fiyatları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder