replika saat ve insan ile islam bilgilerim37
bugün yine yazılarımızı yazan replika saat dediki aSuğüne hayran kalarak, bütün kalbi ile Kelime-i şehâdet ge-tirdi. Seve seve müslimân oldu. Birkaç dakika önce, can düşmanlan iken, şimdi kucaklaşarak kardeş oldular.Evliyanın büyüklerinden olan İbrâhîm bin Edhem “rahimehul-lahü teâlâ”, d9ksanaltı yılında Belhde doğup, 162 [m. 779] de Şâm-da vefât etdi. Önce Belh pâdişâhı idi. Saltanatı bırakıp, Mekke-i mü-kerremeye geldi. Sırtında odun taşıyarak ekmek parasını kazanırdı. Ölünciye kadar nefsi ile pençeleşdi.Osmânlı pâdişâhlarının yedincisi olan Fâtih Sultân Muhammed hân “rahmetullahi teâlâ aleyh” sekizyüzotuzüç hicrî yılında doğdu.
857 [m. 1453] de İstanbulu Bizansdan alarak târîhde yeni bir çağ açdı. Sekizyüzseksenaltıda vefât etdi. Bunun babası, altıncı Os-mânlı pâdişâhı olan Sultân ikinci Murâd hân sekizyüzaltı yıhnda tevellüd ve sekizyüzellibeş 855 [1451] de vefât etmişdir. Bursada medfûndur. Sekizyü^irmidörtde pâdişâh oldu. Sekizyüzkırkyedi ydında, kendi arzûsu ile, replika saat saltanatı oğluna bırakarak kendisi Mağni-saya çekildi. Bir köşede ibâdet ile meşgûl oldu.Hazret-i Alînin ve Fâtıma-tüz-Zehrânın, dünyânın vefâsızhğı-nı anlamakda ve nefsle mücâhedede, adı geçen sultânlardan aşağı olmadıkları gün gibi meydânda iken, bunların dünyâ mah ve mevki i için üzüldüklerini ve hele kin beslediklerini, bir müslimâmn söylemesine imkân yokdur. Bu iftirâlann, Abdüllah bin Sebe’ adındaki münâfık bir yehûdî tarafından çıkarıldığına şübhe yokdur. Hazret-i Osmân “radıyallahü teâlâ anh” zemânmda Yemenden Mısra ve oradan Medîneye gelip müslimân olduğunu söyledi. İslâmiyyete, başkalarının yapamadığı zararı yapdı.
Âl-i İmrân sûresi yüzotuzüçüncü âyetinde meâlen, (Rabbiniz-den mağfiret istemeğe ve Cennete girmeğe koşunuz. Bunun için çahşmız! Cennetin büyüklüğü gökler ve yer küresi kadardır. Cennet, Allahü teâlâdan korkanlar için hazırlandı. Bunlar, az bulunsa da, çok bulunsa da, mallarını Allah yolunda verirler. Öfkelerini belli etmezler. Herkesi afv ederler. Allahü teâlâ, ihsân edenleri sever) ve Flucurât sûresinin onuncu âyetinde meâlen, (Mü’minler, birbirleri ile kardeşdir. Kardeşleriniz arasında sulh vaomız!) buyuruldu. Bunlar gibi dahâ otuza yakın âyet-i kerîmelerde, mü’minlerin birbirlerine öfkelenmemesi, birbirlerine iyilik ve ihsân vaomalar' afv etmeleri emr olunmakdadır. Hadıs-ı şe-rîföe mirbirV '»amet edenlere, Allahü teala merhamet
niz ki, gökde olan melekler de, size merhamet et ^ Buna benzer daha elli kadar hadîs-i şerîfde öfkeyi ve ihsân etmek emr edilmekde, insanlık vazifeler! dir.
İşte, hazret-i Alî ve Fâtıma-tüz-Zehrâ “radıyallahü a mevki’ için ve birkaç hurma ağacı için öfkelenip, iyiük etmeyip, ölünceye kadar Eshâb-ı kirâma “radıyallahü teâk
hüm ecma’în” düşmanlık etselerdi, Kur’ân-ı kerîme ve hadîsi rîflere uymamış olurlardı. Buna hiç ihtimâl var mıdır? dıklanm söyliyen bir kimse, her ikisinin yüksek şanlanmleh miş olur.
Ehl-i sünnet âlimleri “rahmetullahi teâlâ alemim eciM'în"| sûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” bu iki göz bebeğine hii kusûr gelmemesi için, böyle saçma şeyler söylememiş, bubüyi ri sevmek, son nefesde îmân ile gitmeğe sebeb vilmelerini teşvîk buyurmuşlardır. Bu büyükleri Enl-ı sünnet» yoksa şî’îler mi doğru sevmekdedir? Akl ve insâf sanı ı o an r kes, bunu pek kolay anhyabilir.
Muhammed aleyhisselâmın ümmetinin f j: u
birbirlerini ne kadar çok sevdikleri herkesçe bilinme e . . selâ Abdullah ibni Ömer “radıyallahü anhümâ” bir gun
lahm “sallallahü aleyhi ve sellem” huzûr-ı şerifine çok iltifât buyurdu ve (Kıyamet günü herkesin berâtı, ya nı u
luş vesikası, her işi ölçüldükden sonra verilir. AbdüUahın ise, dünyâda verilmişdir) hadîs-i şerifi ile bunu medh ve sena» yurdu. Sebebi soruldukda, (Kendisi vera’ ve takva sâhibi olû»! gibi, düâ ederken “Yâ RabbH Benim vücûdümü, kıyamet güni kadar büyük eyle ki. Cehennemi yalnız ben doldurayım. Celı« nemi insanla dolduracağım diye verdiğin sözün böylece yeli gelmiş olsun da, Muhammed aleyhisselâmın ümmetinden hiçl^ se Cehennemde yanmasın” diyerek din kardeşlerini kendi canı dan dahâ çok sevdiğini göstermişdir) buyurdu. Ebû Bekr-i Sıd kın da böyle düâ etdiği (Menâkıb-i çihâr yâr-ı güzîn) kitâbrnda) zilidir. Hazret-i Alînin, müslimânları sevmesi, Abdüllah it Ömerin “radıyallahü teâlâ anhüm” sevmesinderı katkat fazla ı duğu şübhesizdir. Halîfe yapılmadığı için, milyonlarca müslimân Cehennemde sonsuz yanmasına sebeb olacak bir sev«i ■ ı ı /i termesi imkânsızdır.vgısızlık go
Tebük gazâsmda ağır yaralanan Eshâb-ı kirâmd h' çok susamışdı. Bir müslimânm getirdiği bir bardak su^h ralıya verildi ise, (önce, su istediğini işitdiğim din karni-diyerek birbirlerine gönderdikleri ve snvn =
u- .Phîd olduğu, İmâm-1 Gazâlînin (Kimyâ-yı se’âdet) '"h'da ve dieeîkitâblarda yazılıdır. İşte, Resûlullahm “sallalla-“Tvhi ve seflem” Eshâbı “rıdvânullahi aleyhim ecma’în” birbi-ni bu kadar çok seviyordu. Bütün gazâlarda canım ölüme atan Um-ı Alî ve Resûlullahm sevgilisi olan Fâtırna-tüz-zehrânm “ra-lıyallahü anhümâ” üç halîfeyi ve Eshâb-ı kiramın çoğunu sevme-nesi hiç düşünülebilir mi? Böyle olduğunu söylemek. Onlar için lir kıymet ve üstünlük olmayıp, âyet-i kerîmelerin ve hadîs-i şerîf-erin yasak etdiği bir kötülük ve alçaklık olur. Kendileri böyle, al-;ak, kötü işleri yapmakdan uzak ve tertemiz oldukları için, böyle sözlerin, İslâm düşmanları tarafından uydurulduğu, yalan ye iftira alduğu anlaşılmakdadır. Bu konuda fazla bilgi istiyenlere, (îmân ile ölmek için kardeşim, Ehl-i beytle Eshâbı sevmelisin) kısmım oku-malarmı tavsiye ederiz.
9—Câriye demiş ki, (Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimizin vefatında, hazret-i Alî '‘kerremallahü vecheh” cenaze işleri iie uğraşırken, Ebû Bekr-i Sıddîk ile Ömer FâıHk ^^radı-yallahü anhümâ” Ensârdan beş altı kişi ile, Sakîfe oğuUarmın çardağı altında toplanarak halifeliği paylaşmağa başladı. Sonunda hazret-i Ömer, hazret-i Ebû Bekrin elini tutup halîfe sen olacaksın dedi. Oradakiler de kabûl etdi: Hazret-i Ömer ehnde yahn kı-hnç Medîne sokaklarında üç gün dolaşıp replika saat rastladığına, Ebü Bekrin halifeliğini zorla kabûl etdirdi. Hazret-i Alî ikinci günü toplantı yerine gelip, içinizde bilgisi en çok olamnız, en üştün ve en kahramanınız benim. Ne hak ile, hilâfeti elimden ahyorsunuz. Dahâ nice sözlerle hakkını istemiş, kendisine yirmi kişi uymuş. Sonra, kendisi, Ebû Bekrin hilâfetini kabûl etmiş ise de, kalbi bunu istememiş).
Doğrusu ise, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” vefât edince, Eshâb-ı kirâmm hepsi bu derin üzüntü ile ne yapacağmı şaşırdı. Üzerlerine çöken acıdan, dehşetden, kiminin dili tutuldu. Kimisi yerinden kalkamaz, sokağa çıkamaz oldu. Hazret-i Alî de, ayrıhk ateşinden ne yapacağını şaşırmışdı. Hazret-i Ömer şaşkmiıkdan eline kılmç alıp, (Kim Resûlullah öldü derse, boynunu vururum) diyerek sokak sokak dolaşmışdı. Kötü niyyetli olan münafıklar, bu kargaşalıkdan fâidelenmeğe kalkımşdı. Bu karışık hâli gören Ebû Bekr-i Sıddîk mescide gidip, minbere çıkarak (Ey Resûlullahm Eshâbı! Biz Allahü teâlâya kulluk ediyoruz. O hep diridir. Hiç ölmez. Hiçbir zemân yok olmaz. Zumer suresinin otuzuncu âye* meâlen, (Ey sevgiU Peygambenm! Bırgun nın otuzuncu ay eksin. Onlar da elbette öleceklerdir)
âyet-i kerîme, öyle hâtırımdan çıkmışdı ki, yeni nazil r buyurmuşdur. Hazret-i Ebû Bekr-i Sıd'dîk “radıySu*^^ anh”, münâfıkların bir fesâd çıkarmak üzere olduldanî\ lerinden birini halîfe seçmek için bir yere toplandıklarını cenaze işlerini hazret-i Alîye bırakıp, halîfe seçmeği görüşj; hâb-ı kirâmın yanlanna gitdi. Görüşme sonunda, oradakj^ hepsi, hazret-i Ebû Bekri halîfe seçdi. Resûlullahın vefâj^ ikinci salı günü, hazret-i Alî de mescide gelerek hazret-i^ Bekre bî’at eyledi. Hazret-i Ebû Bekr, sözbirliği ile halîfeyi^ dı.
Allahü teâlâ, kullanna gönderdiği kitâblann hepsinde, fcy ve gurûrlanmağı kötülemiş ve yasak etmişdir. Mesela, Kw’j; kerîmde, Nahi sûresinin yirmiüçüncü âyetinde mealen, (Mıjı teâlâ, kib^li olanları
çükdür. En küçüğünüz de, en büyükdür) buyoırdu. öoy , dini büyük gören küçükdür. Kendini küçük gören üup miş oldu. Peygamberlerin sonuncusu ve hepsinin ^ ^ ; Muhammed aleyhisselâm da, birçok hadîs-i şeriflerinde, K olanları kötülemiş, alçak gönüllü olanlan övmüşdür. Meselî hadîs-i şerîfde, (Allah rızâsı için tevazu’ edeni, ya’nîkendimi limânlardan üstün gömüyeni, Allahü teâlâ yükseltir) buyuıı dur. Ehl-i sünnet âlimleri “rahmetullahi aleyhim ecma’în” b ruyor ki, Allahü teâlâ ilm gibi, kudret gibi bütün sıfatlan kullanna biraz ihsân buyurmuşdur. Fekat, yalnız üç sıfatı ks ne mahsûsdur. Bu üç sıfatdan hiç bir mahlûkuna vermemi Bu üç sıfatı, kibriyâ, ganî olmak ve yaratmak sıfatlarıdır. Kib büyüklük, üstünlük demekdir. Ganî olmak, başkalarına mu olmamak, herşey Ona muhtaç olmak demekdir. Buna kar olarak kullanna üç aşağı, alçak sıfat vermişdir. Bunlar da zü inkisâr, ya’nî aşağılık, kınklık ile ihtiyâç ve fânî olmak vok makdır. Bunun için kibrlenmek, Allahü teâlânın sıfatına hal na tecâvüz etmek olur. Kullara kibrlenmek yakışmam p ’ hıh günâhdır. Hadîs-i kudsîde, (Azamet ve kibriyâ bana m h - İ Bu iki sıfatda, bana ortak olmak istiyenlere, çok acı azTh !ı**' buyuruldu. Bunun içindir ki, din âlimleri, tesavvuf
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder