maca bitkisi

24 Ağustos 2015 Pazartesi

saat fiyatları ile allah bize yeter


saat fiyatları ile allah bize yeter evet arkadaslar en güzel yazıları yazan saat fiyatları diyorki Yeryüzünde; boyuna, poşuna, endamına, başına, sa^ kaşına, gözüne, kirpiğine, yüzüne, yanağına, dudağım nesine, ağzına, dişine, gamzesine, gerdanına, eline, ayağ,^, ve yanağındaki beninden yüzündeki ayva tüylerine varm^j ya kadar büyük küçük her uzvuna edebî mazmunlar ^ edilip şiirler yazılan yegâne varlıktır kadındır.Onun yürüyüşünün, duruşunun, adım atışının, yan bak| nın, göz süzüşünün, nazının, işvesinin, cilvesinin, edasnn işmarının, ezasının, cefasının, gölgesinin, hayalinin ve saj hareketlerinin sanata malzeme yapılması, onda tecelli edej hayat hâllerinin letafetindendir.
Gerçekten kadının bütün uzuvları, unsurları, hâlleri, h-reketleri şahsına münhasır özellikler ve güzellikler tay Onun hicabı renkli, hitabı zevklidir. Manasını sadece kendisinin hissettiği kelimeleri mırıldanarak aynaya baktığı zamir simasında şekillenen mehtabı parlaklığı temaşa hazzı, ba^h hiçbir varlıkta bulunmaz.

Bunların ve benzeri hâllerin, hareketlerin hepsi, kadm varlığının esası, hilkatinin iktizası, fıtratının tezahürüdür. itibarla kadın, fıtrî temayüllerine bağlı kalarak yaşadığı®-pette güzel addedilir.
Fıtrat, yaratılışının şartlarına riayet edilmediği 1 buk bozulduğu ve nezaketini, nefasetini kaybettiği içini dınların içinden de “şerrinden, belâsından Allah’a sığınılî şirret tipler çıkar.
onların bazıları “kan dırdın” denen rahatsız edici sözleri tavırları ile kendine de çevresine de hayatı çekilmez hâle ^ftirirken; “alüfte, aşüfte, şıllık, yosma...” diye anılan tipler piüstehcen gömntüleri, sefih hâlleri, rezil hareketleri ile ce-^liyetin huzurunu, gönlün sürürünü zirüzeber ederler.
Kendilerine çok yakın insanlardan bile pek itibar görmedikleri, sayıca da fazla olmadıkları hâlde, hep ortalarda ge-jindiklerinden çok zannedilen öyle tip kadınlar istisna sayıldığından kaide bozulmaz.
Zira Peygamber Efendimizin (asm) “Kadının gerçek değeri, hayâsı ve iffetidir. Eğer Allah kadını hayâ ile örtmüş olmasaydı, o bir avuç toprağa bile denk olmazdı.” hadis-i şerifinde de görüldüğü üzere, öyle sefih, kaba, katı tavır, hâl ve hareketler, kadının nazenin yapısına yakışan vasıflar değildir.
Tarih boyu, sanat adına yazılan eserlerin, söylenen sözlerin, yontulan taşların, bestelenen makamların, icra edilen fa-sıllann ve zevk-i selime hitap eden icraatların hepsi, kadına farklı bir nazarla bakmanın husule getirdiği hüsnühâllerdir.
“Niçin sık sık bakarsın böyle mir’at-ı mücellâya Meğer sen dâhi kendi hüsnüne hayran mısın kâfir”
Şair Nedim’in bu mısralarda da ifade ettiği gibi çoğu zaman kadın bile kendine farklı bir nazarla bakar. Gördüğü güzellikleri şair, bestekâr, sanatkâr hüneriyle yazmasa veya yapmasa da, gönlünce yaşar.
Üstelik bunu, malzemelerini tedarik ederek ve şartlarını yerine getirerek öylesine maharetle yapar ki, o dışarıdan
272/Allah Bize Yeter
bakıldığında nasıl görünmek isterse, başkaları kaj görür.
Yaratılışında, her kadının bünyesine şahsına münha güzellik unsuru verilmiştir. Fıtratına da sadece
kullanabileceği hususi cazibe sahası açılmıştır. Güzel
dilecek başka pek çok vesilesi olsa da asıl cazibesini o
surla sağlar ve o sahada gösterir.saat fiyatları
Kadın o maddî unsuru bulduğu, manevî sahayı 1 ve istediği istikamette kullandığı takdirde herkes tarafınd^^ güzel görülür, cazip bulunur. Bu nazarla bakınca “Dünyıjj çirkin kadın yoktur.”
Kadın, her hâlükârda kadındır. İstismarcı çevrelerin telloı,. leri ile hareket etmediği takdirde hangi sahayı seçerse seçs» ve ne yaparsa yapsın, fıtratının iktizası olan kadınlık hasleti ni, annelik şefkatini ve hanımefendi zarafetini hayatının ast hususiyeti hâline getirmekten vazgeçmez.
Kadın, güzel hususiyetlerini ve cazip meziyetlerim nefsi, hissî tahriklerinin tesiri altında kullansa da muvakkaten d kat çeker ve müessir olur. Fakat bir kadına yakışan haslet, hâllerinin, hareketlerinin, tavırlarının, sözlerinin mulıatapk üzerinde müspet kanaatler uyandırması ve güzelliğinin eki kalmasını sağlamasıdır.
Bu kemalât hâlinin hayata yön vermesinde birinci metin le, kadının; zahirî güzelliğinin ve ruhî cazibesinin; mai vardığında ve manevî ahvalinde tecelli eden Esma-i Hiisa nın inikasları olduğunu bilmesidir.
İkinci merhale, ona bakan gözlerin mahiyetinde ve ni tindedir. Zira manevî güzellikler, “her şeyi maddede an için akılları gözlerine inen ve maneviyatı göremeyen" in 1ar tarafından görülemez.
Allah Bize Yeter \ 273
gir güzelin veya güzelliğin manevî veçhesini göılip temalı hazzı hissederek “Güzele bakmak sevaptır.” hükmünü ha-l(iki manasıyla yaşayabilmek için ona münhasıran Sânii adı-nazar etmek gerekir.
Güzele, güzelliğini söylemeyi abes addeden ve hislerini (eşbihlerle, sanatlı ifadelerle dile getiren şairler manzumelerinde, âşıkı bülbüle, maşuku güle benzettiklerine göre, bülbülün güle bakışı gibi hasbî ve safî bir bakış olmalıdır kadına nazar.
“Bir ufuk ki, ne Mecnun varabildi, ne Ferhat Bir ufuk ki, İlâhî sim bekleyen serhat... ”
Zaten şairin, kadının güzelliğinin menşeini nazara vermek maksadıyla yazdığı bu mısralarda sözünü ettiği ve Mecnunun da, Ferhat’ın da varamadığını söylediği “İlâhî sırrın sınırını bekleyen ufuk” derinliği; ancak akıl, kalp, ruh gözlerinin müşterek nazarı temaşa edilebilir.
Şairler, yazarlar, sanatkârlar tarih boyunca işte hep o manevî nazarla baktılar kadına. Lâkin bunu yapanlar sadece onlar değildi. Âlimler, arifler, mütefekkirler, müfessirler de ona hep Sânii adına baktılar ve kadının güzelliğinde Allah’ın Cemal isminin tecellilerini müşahede ettiler.
Bediüzzaman Said Nursî de onlardan biriydi. Kadınlara, “Hanımlar Rehberi” adlı müstakil bir eser yazacak kadar geniş yer verdiği Risale-i Nur külliyatında, kadınların fıtrî meziyetlerini anlatırken, onları bekleyen tehlikelere ve kurulan Kızaklara da dikkat çekti.
“Zındıka dalâleti” tabir ettiği ifsat komitelerinin, nefsî ve şeytanî telkinlerle kadını baştan çıkararak “çokların kalp ve
274/Allah Bize Yeter
ruhlarını kebair ile yaralayıp öldürmeye” çalıştıklarım ce, kadınları “şiddetle” ikaz etti.
Aslında zaman ve mekân hududu tanımayan müthi tehlikeydi bu. Euripides’in “Kadının iyisi kadar iyi, kadar da kötü bir mahlûk yoktur.” sözleri, kadının iyivej^^ tü hâllerinin eski çağlarda da hat safhada yaşandığının siydi.
Peygamberimiz de (asm) “Bir kötü kadın, bin kötü er^ bedeldir.” hadis-i şerifi ile kadının yapacağı kötülüğün, ej. keklere nispetle çok daha şiddetli olacağını ve büyük zaraı, 1ar vereceğini işaret etti.
İnsanın hem dünya, hem ahiret hayatına zarar veren bıı dehşetli tehlike sadece yapana, yaptırana ve çevresine mün. hasır kalmamakta, Fikret’in “Elbet sefil olursa kadın, alçak beşer.saat fiyatları” mısrasında da dile getirdiği gibi aileye, cemiyetevt beşeriyete de sirayet etmekteydi.
Tehlikenin dehşetini hissettiği için eserlerinde kadınlara,o tuzaklara düşmemenin yollarını da gösteren Said Nursî, onların hüsün ve cemallerini adab-ı Kur’âniye ziynetiyle güzelleştirdikleri takdirde, manen baki kalacağını ve Cennette,k-rilerin cemalinden daha şirin ve daha parlak bir tarzda kendilerine verileceğini, müjdeledi.
“Kadının en tatlı, en cazibedar güzelliği, kadınlığa matai bir letafet ve nezaket içindeki hüsn-i sîretidir. Ve enkıyıaö-tar ve en şirin cemali ise ulvî, ciddî, samimi, nuranî şelkaıi dir.”
Bediüzzaman Said Nursî’nin bu sözlerle işaret ettiği güzel fıtratının ve nazenin yapısının dışında, kadının maharetle® gösterip meziyetlerini kullanarak kendini ifade edebiN başka sahalar da vardı.
Allah Bize Yeter \ 275
Eskiden hanımlar, daha ziyade musiki ve nakış, dikiş, örgü, desen gibi el sanatları ile meşgul olurken; zamane kadın-Ijıfinın dünyasında sahne, ekran, İlmî çalışmalar, iş hayatı ve jiyasî faaliyetler öne çıktı.
Bunların içinde cazip, ama zor olan saha siyasî faaliyetlerdi, Önceleri tayinle geldiği ve emirle hareket ettiği için siyasetin işleyişinde fazla müessir olamayan kadın, demokrasinin l(urallan siyasî hayata hâkim oldukça o sahada da kendisini göstermeye başladı.
Cumhuriyet tarihi boyunca pek çok kadın, milletvekili sıfatı ile mecliste yer aldı. Bazıları komisyon başkanlığı, bazı-lan bakanlık yaptı ise de daha ileri giden çıkmadı. Siyasî sahada zirve addedilen başbakanlık makamına ilk seçilen kadın, Tansu Çiller oldu.
İstanbul’da doğup büyüyen Çiller, Amerikan Kız Kolejini ve Robert Kolejini bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi’nden mezun olup Amerika’ya gitti. Çeşitli üniversitelerde mastır, doktora yaparak profesör unvanını aldı.
Türkiye’ye dönüp Boğaziçi Üniversitesi’ne girerek ekonomi profesörlüğü ve bölüm başkanlığı görevlerinde bulunduğu zaman karar verdi siyasete girmeye. Basın camiasında te-mayoiz etmiş bazı kişiler sayesinde Turgut ÖzaTla tanıştı ise de ondan beklediği ilgiyi göremedi.
Bunun üzerine, zaman zaman görüştüğü DemireTle irtibat kuran Çiller, onun daveti üzerine 1990 yılında Doğru Yol Paıtisi’ne girdi. Aynı yıl yapılan büyük kongrede Genel İdare Kumlu üyeliğine seçildi. Ardından da Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı sıfatını aldı.
Bazı gazeteciler tarafından yapılan “baba, kız” yakıştırmasının tabanda ma’kes bulması üzerine parti içinde temayüz
276/Allah Bize Yeter
eden Çiller, 1991 yılının Ekim ayında yapılan genel s de İstanbul’dan milletvekili seçildi. Seçimden sonra DYP-SHP Koalisyon Hükümeti’nde Ekonomiden Devlet Bakanı görevini üstlendi. X
O yıllarda siyasî ve İçtimaî hayat oldukça hareketli idj zeteler, radyolar ve televizyonlar da her hadiseyi yıij^ akıllarda kalacakmışçasına abartarak haber yaparlardı.
Çoi
geçmeden yeni bir hadise vuku bulur, ajanslar onu habery^ pınca eski hadise birkaç saat veya birkaç gün içinde unyty lurdu.
Tansu Çiller’in siyaset sahasındaki hızlı yükselişi de ga^y, telere, radyolara, televizyonlara haber konusu oldu.Odafu. şatları iyi değerlendirdi ve sık sık değişen hadiselere rağmen gündemde kalmayı başardı.
Bu arada ANAP’taki kontrolü kaybedince yeni bir pani kurdurarak aktif siyasete geri dönmeye hazırlanan Cumhuı başkanı Turgut Özal, Çankaya Köşkü’nde yürüyüş yaptığesnada rahatsızlandı ve kaldırıldığı hastanede öldü.
Küçük büyük her hadiseyi bütün teferruatı ile araştırangj zeteler, Özal’ın vefatını günlerce manşetten vermelerine radyolar, televizyonlar ilk haber yapmalarına rağmen ölüm sebebi üzerinde pek durmadılar.
Gerçi bazıları bu ani ölümü onun çıktığı uzun seyahatlere aşın yorgunluklara bağladı. Kimi memlekette ve dünyad meydana gelen meseleleri dikkatle takip ederek stres yapı ğından, çok çalıştığından söz etti. Onun fazla yemek yedij ni, bol yağlı pilav kaşıkladığını nazara verenler de çıktı,
Çankaya ve hastahane görevlileri tarafından yapılan» açıklamaların aksine, bazı aile fertleri Özal’ın zehirlet*
Allah Bize Yeter \ 277
Idürüldüğünü söyledikleri hâlde, haber kaynaklan böyle ^jıJdî bi*’ iddianın üzerine gitmediler.
Ankara’da devlet ricalinin, hükümet erkânının, yabana ^gvlet temsilcilerinin, büyükelçilerin, diplomatların, parti l,aşkanlarının, milletvekillerinin, bürokratların yaptığı devlet [örenine caddeleri, meydanları dolduran halk de iştirak edince, Özal Ankara’dan cenaze marşı ve tekbirlerle uğurlandı.
Kendisi; Menderes, Zorlu ve Polatkan için yaptırdığı anıt niezann yanındaki yere defnedilmek istediğinden, cenazesi İstanbul’a getirildi ve kalabalık bir cemaatin iştiraki ile yapılan dinî törenin ardından kabrine tevdi edildi.
Cenazenin kaldırılmasından hemen sonra başladı Özal’ın verine kimin geçeceği tartışmaları. Haftalarca süren tartışmalar sırasında sivil, asker, dışardan, içerden pek çok isim ortaya atıldı, birbirinden farklı senaryolar geliştirildi.
Muhtemel adaylar arasında en çok konuşulan isim Süleyman Demirel’di. Onun da, Özal’ın Çankaya’ya çıktığı taktiği kullanacağı ve DYP genel başkanlığından aynlıp başbakanlıktan istifa ederek cumhurbaşkanı seçileceği ihtimali üzerinde duruluyordu.
Mesele, meclisten kahvelere kadar memleketin her yerinde konuşulduğu için bu hususta Demirel’in niyetini anlamaya çalışan gazeteciler, karşılaştıkları her yerde onu som yağmuruna tuttularsa da o ketum tavrını bozmadı.
saat fiyatları sundu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder