replika saat fiyatları ve osmanlı harbleri
Kaldı ki, Osmanlı devletine karşı ayaklanan etnik-dinsgi gerek ticari gerek diplomatik alanlarda, hanedanın merkez, timinin içine gömülmüş durumdaydı. Ne ki, kendilerini manın içinde buluveren (belki de Osmanlı topraklarının nin dörtte biri kadar büyük) imparatorluğun çeşitli Rum ha||^| nın arasında bir amaç birliği yoktu. Dört farklı bölge: Mora^^'Adriyatik’deki Yunan adaları ile Ege, Eflak ve Boğdan, ve yeni Rus kenti Odessa ile İstanbul, Rumca konuşan Ortodo|( Hıristiyanların en büyük yoğunlaşma alanlarını oluşturuyorj,, Mora büyük ölçüde özerkti, ama aynı zamanda eğitimli sınıfla^ (rahipler, büyük toprak sahipleri ve tüccarlar) ile büyük birköyl nüfusu arasında bölünmüştü; bu sonuncular ayaklanma çağrısın^ uymak konusunda ağırdan aldılar. Bölgenin sakinleri, 1770/7]’(ie. ki bir önceki başkaldırının ezilmesi gibi, Osmanlı misilleme önlem-lerini ve daha yakın zamanda Ali Paşa’nın elinin ağırlığını gayet iyj biliyorlardı. Prenslikler, gördüğümüz gibi, Osmanlı bağımlısı olarak konumlarını sürdürmekte çıkarları olan İstanbul’un Fenerli ailelerine bağlı Osmanlı-Rum boyarlarca yönetiliyordu. Rusların 1760’lardan beri az çok süren Yaş işgali bakımından Boğdan, Ef-lak’den bile farklıydı ve Helenleşmenin daha güçlü olduğu Eflak’e göre, Ruslaştırma çok daha ileri boyutlardaydı. Besarabya’yı 1812 antlaşmasıyla almalarından sonra Ruslar burada bir yeniden yerleşim siyasası başlattı. Yeni yerleşimciler arasında, sınır bölgesinin, Tuna ticaretinin ve Karadeniz’deki yeni Odessa limanının ticari olanaklarının cazibesine kapılmış sayısız Yunan bulunuyordu.
Yunanistan’ın özgürlüğü için kurulan gizli Filiki Hetaireıa cemiyeti 1814’te Odessa’da kuruldu. Üyeleri başlangıçta, modern bir ulus-devlet kurmaktan çok, başkenti İstanbul olacak büyük Bizans’ın yeniden kurulmasını tasavvur etmişlerdi. İlk iki yılında cemiyet 30 üyeyi çekebildi, ama 1821’e gelindiğinde, sayıları 1.000’i bulmuştu. Örgütün liderliği sonunda eski Eflak Hospodarı Kons-tantin İpsilanti’nin oğlu Aleksandr İpsilanti’ye geçti. Oğul, Rus ordusunda general ve Çar I. Aleksandr’m yaveriydi. İpsilanti, faaliyetleri konusunda I. Aleksandr’ın zımni onayını almış olabilir de olmayabilir de, ama çarın desteğini ima ederek, yeni yeni gelişence
Yunan seçkin gruplarının önemli üyelerini çekmeyi başardı, ""'l fin yarıdan çoğu tüccar sınıfındandı. Stratejik merkezler ola-^[vlora ve Prenslikler hedef seçilerek, ayaklanma planları sürdü-OsmanlIlarla kendi barışını yapmış olan Sırp lider Miloş Ob-jr baştan sona tarafsızlığını korudu. Ne ki, Eflak’de (Osman-
lljf tarafından) yasal olarak onaylanan Sırp milisleri olan pando-^.|jfin eski bir üyesi Tudor Vladimirescu, Rus desteğinin geleceği ^^ncıyla, Oltenia’da eşzamanlı olarak bir Rumen ayaklanması ör-^(lüyordu. Ocak 1821’de, Vladimirescu Oltenia’da aşağıdaki bil-jjfiyle bir toplumsal devrim başlattı: “Eflak’de yaşayan kardeşler, ıffjlliyetiniz ne olursa olsun, hiçbir yasa bir insanı kötülüğe kötülük-Ifkarşılık vermekten alıkoyamaz... Bizi diri diri yutan ejderhalara, gjrek ruhban gerek politikacı, üstümüzde olan ve kanımızı emenle-,e daha ne kadar katlanacağız? Daha ne kadar süreyle köle olacağa? Ne Tanrı ne de padişah kullarına böyle bir muameleyi onay-İ3f,”Vladimirescu’nun silahlanma çağrısı ve Rus desteği vaadi, Os-ifianlı hanedanına karşı değil, boyarlara karşı bir köylü ayaklanmasını başlattı. Vladimirescu’ya katılanların Eflak’deki adaletsizlikleri soruşturmak ve Prenslikler’i Feneryot öncesi günlerine döndürmek iacre İstanbul’a çağrı yapması önemlidir.
Mart 1821’de, İpsilanti Boğdan’a geçerek, hükümeti ele geçirdi ve bir Rus ordusunun yakında geleceğini ima etti. Gelgelelim, 17 Mart’ta gerek I. Aleksandr’ın, gerek İstanbul’daki Ortodoks patriğinin hareketi resmi olarak reddettiği ve destek iddiasını yalanla-iğı haberi Bükreş’e ulaştı. Bükreş ve Yaş’taki Rus konsolosları ge-riçagrıldı. Rus Hariciye Nazırı, kendisi de Korfulu ve muhtemelen İpsilanri’nin suç ortağı olan Yannis Kapodistrias, daha sonra çar tarafından azledildi. Vladimirescu 65.000 askeriyle Nisan başında Biiltreş’e vardı. İpsilanti de, ayaktakımından oluşan ve sayıları 5.000’i geçmeyen birliklerle kısa süre sonra geldi. Prenslikler’de japûldarı işgal, daha önce de gördüğümüz gibi, dönemin Romanya’sında yaygın olarak görülen, kırsal kesimin alışılmış şekilde so-yulupsogana çevrilmesiyle sonuçlandı. Rus desteği olmaksızın, iki devrimci ordu hiçbir şey yapamadı. Dahası, Boğdan’daki işgalin düğünlerinde Yaş ve Galati’deki Müslüman sakinlere karşı uygu-
ihlal etmekten çekindiklerinden kararsızdılar. Derviş Mustafa p şa, aslında köylülerin de böyle bir olasılıktan korkarak kaçtık^ konusunda uyarıda bulunmuştu.'»'^ Bununla birlikte, 13 {vigyı^,^ kadar Osmanlı kuvvetleri Tuna’yı geçmişti. Karşılarına çıkan dağılmakta olan bir milis gücü, deneyimsiz askeri kumandanlarvç aralarında uyumsuzluk olan iki lider oldu. İpsilanti’nin yandaşlan 8 Haziran gcesi Vladimirescu’yu ele geçirip idam ettiler ve bu da onların kaderini belirledi. 19 Haziran’da, Dragatsani Muharebe-si’nde İpsilanti’nin kuvvetleri Osmanlı ordusunca kolaylıkla ezildi ve bizzat ayaklanmanın lideri Erdel’e kaçtı; burada tutuklandı ve yedi yıl sonra bir Avusturya hapishanesinde öldü.''^ Ölenler arasında, Kutsal Çete adı verilen, İpsilanti’nin askerlerinin çoğunun tersine, Osmanlı saldırısına cesurca karşı duran genç Yunanlardan oluşan bir grup vardı: “... Avrupa’da eğitim görmüş ve çoğu öğrenci veya tüccar kâtibi olan bu gençler, İpsilanti’nin sancağına Rusya ve Almanya’dan gelmişlerdi. Uğruna servetlerini ve canlarını adadıkları ülkelerinin acılarına tuttukları yasın simgesi olarak siyah bir üniforma giyiyorlardı... Bu delikanlılar, atalarınaTher-mopyIai’de yok olmayı öğreten ruhla harekete geçerek, kaçmak p da onursuzluk yerine ölmeyi yeğlediler.” Bunların dört-beş yüz kadarı Türk saldırısına karşı tamamen engelsiz bir ovada karşı koydular, “ülkelerinin hem çiçeği hem de umuduydular. Bu olayda
ll.Mahmud, o sırada Rusya’yla tam güçle bir savaşa girme teh-jjjjnden uzak durmuştu. Nisan 1822’de, iki bölgeden temsilciler düzeni yeniden sağlamak üzere Osmanlı ve Rus delegeleriyle top-Ijnclılar. Padişah yerli hükümranlığın iadesini, Rum ruhbanın yjaklaştınlarak yerli ruhbanla ikamesini ve Arnavut muhafızlar yjrine bir Rumen milis gücünün kurulmasını kabul etti. Eski me-jçleler üzerine Osmanh-Rus anlaşmazlıkları hortladı: Prenslik-Ijf’in statüsü ve Rusların hospodar atamalarına müdahale hakkı. /Ayaklanmanın Mora’ya genişlemesiyle, iki devlet arasındaki ilişkiler, sonunda 1828’de savaşla sonuçlanan yeni bir kriz dönemine eirecekti.
Mora ve İon Adaları’nda Ayaklanma
Mora’daki ayaklanmanın Prenslikler’dekinden daha güçlü ve kalıcı olduğu ortaya çıkacaktı. Milis çeteleri [kleffltt) ve kumandanları tarafından, yerel ileri gelenler ve varlıklı armatörlerle ittifak halinde örgütlenen isyan, Ali Paşa’nın yukarıda betimlenen direnişinin bir uzantısı olarak başladı ve Osmanlılarm Ortodoks önderleri itaate zorlama girişimleriyle daha da büyüdü. Arızi bir direniş gibi başlayan hareket. Nisan 1821’de genel bir isyan halinde fekvücut oldu. Müslüman sakinler, yerel öfkenin hedefleriydi. .Mora’daki 40.000 kadar Müslüman sakinin belki 15.000’i bu olaylar sırasında öldürülmüş olabilir. Bu tür canavarlıklar Osman-lı Müslüman uyruklarının ve askerlerinin vahşetiyle aynı şekilde karşılık gördü. 1821’de Sakız’da Hıristiyanlara yönelik katliam binlerce kişinin ölmesiyle sonuçlandı ve Doğu Akdeniz’de baş gösteren vahşi mücadele konusunda Avrupa’yı uyandırdı.-^^
İstanbul halkı bu olaylar karşısında sarsılmıştı. II. Mahmud bir yandan kentin büyük Rum nüfusunu koruyacak önlemler alırken, öte yandan Müslüman sakinleri, 1818’de genel merkezini bu ke
yan dünyada büyük yankı yaptı. Diğer kurbanlar arasında, Ortodoks ailelerin hâkim olduğu ve Rum ihanetinin en açık gesi olarak kabul edilen saray baştercümanı veya dragomg,, Konstantin Muruzis de vardı.Mora’da tam bir ayaklanman^ patlaması, davanın uluslararası hale getirilmesi ve kurtuluş müca delesinde Rum taraflar arasında gelişen hizipçilik, Filiki Hetaj, reıa’nın gölgede kalması ve yeni doğmuş bir ulusal Yunan hükü. metinin kurulması anlamına geliyordu.
Sadrazam Salih Paşa’nm Sakız’la ilgili bildirdiği gibi, Osmanlı kumandanları askerlerini kontrol altında tutmakta büyük güçlük çekiyordu. Yazdığına göre, orada, “sözde” askerler, azatlı reaya köylerini yağmalıyor ve sakinlerini esir ediyorlardı. Şeyhülislam hukuken özgür erkek ve kadınlar olarak'görülen azatlı köylülerin köleleştirilmesini kınadı. İş o noktaya geldi ki, sadrazam Sakız’daki kumandanına, zalimlerin eylemlerinin yasadışı olduğunu kendilerine bildirmesi, ama onları büsbütün soğutmaması konusunda uyararak yola gelmez askerlere ihtiyatla davranmasını öneriyordu, Sözleri, disiplin sorununun derinliğine işaret eder.
Başka bir örnekte, Osmanlı ticaret gemilerini koruyan denizciler, Çanakkale limanlarına çıkartma yaptıkları sırada barışçıl reayaya saldırmaları nedeniyle azarlandı. Bölgedeki kumandanlar, padişahı bir katliam olasılığına karşı uyardılar. Mütecavizlere düzene girmeyi emreden Yeniçeri Ağası, bunların başıbozuklar, miri levendat olduğunu söyleyerek, sorumluluk almayı reddetti.^’ 11, Mahmud küplere binmiş bir halde, yağmacı denizcileri Rum asileriyle bir tuttu ve yeniçeri kumandanlarının onayının peşinde koştuğu için sadrazamını haşladı. Bu tür gelişmeler, çatışmalar boyunca her yerde görüldü ve İstanbul’dan denetlenemeyecek boyutlara vardı. Her iki tarafta da tekrar tekrar baş gösteren yağma ve katliam olayları, II. Mahmud’un yeniçerilerden kurtulma kararını güçlendirmiş olmalıdır. Kuşkusuz,
Aii’r^in ölümünden sonra, Osmanh orduları Epir, Tesal-Makedonya’nın kuzey bölgelerine yeniden hâkim olmayı baldılar- Çabalarını Mora’daki kalelerin yanı sıra, anakaradaki Vİİssolongbi, Thebai ve Atina kentlerini geri almaya ygğunlaştır-jılar. Hem sağlam bir şekilde yerleşmiş yerel ordulardan, hem de İstanbul’dan tedarik hatlarını bozan denizdeki korsan Rum tüc-jjflarından büyük bir direnişle karşılık gördüler. Aslına bakılırsa, jurumun kontrolünü yitirmek üzereydiler.
Rum tarafının sürüp giden başarısı büyük ölçüde, ayrımsız her jerde yaptıkları eşkıyalıkları ve denizdeki mahir korsanlıklarıyla ünlü kleft’ler sayesinde gerçekleşti. Savaş tarzları arazinin özelliklerine ve siyasi ortama uygundu. Osmanh kuvvetlerinin büyük bölümünü oluşturan Arnavut savaşçı çetelerine şiddetle karşı koydular, Kleft’ler Osmanh istibdadına karşı direnişin simgesi oldular ve iılasik öğreti ve üslubun Aydınlanma çağındaki kutsanmasına kapılmış Avrupa’nın Helen muhibbi çevrelerine ilham verdiler. Daha sonra olayların tarihini de yazan George Finlay’in de aralarında bulunduğu gönüllüler, dizeleri entelektüelleri olduğu kadar askeri maceracıları da coşturan Lord Byron’a katılmak üzere Missolong-bi’ye gittiler. Avrupa’nın tüm büyük kentlerinde Yunan Komitele-n kurularak, dava için para ve gönüllü toplandı. Yurtdışmda eğitim gören, Fransız devrimci ateşiyle dolu ama hizipçilikle parçalanan Yunan gruplara katıldılar. Gerilla savaşı, Helen muhibleri tarafından desteklenmeye devam etmesine karşın, kurtuluş savaşını karmaşıklaştırdı. Osmanlılar kalelere çekildiler ve orada kuşatıldılar. Her zamanki gibi, ölümlerin sebebi muharebelerden ziyade, sık sık açlık ve hastalık oldu.
Ayaklanmayı bastırmayı başaramayan II. Mahmud, 1824 sonunda Mısır’daki valisi Mehmed Ali’ye başvurdu. Mehmed Ali’nin şöhreti, Yanyalı Ali Paşa’nınkine denkti. İç ve uluslararası çatışmalarda tecrübeli Mehmed Ali, II. Mahmud’un orduda yaptığı reformları ondan on yıl önce başarmıştı ve kumandasında disiplinli askerler vardı. Mahmud, Rum isyanına son vermek için Meh-
med Ali’yi yardıma çağırdı. Mehmed Ali, ancak daha sonra ra’nın oğlu İbrahim’e verilmesi şartıyla kabul etti; bu arada Girit>j de kendine ayırmıştı. Şubat 1825’te, Girit’i geri aldıktan sonra Mısır ordusu Mehmed Ali’nin oğlu İbrahim’in kumandasında Mora’ya girdi. 5.000 askerle geldi ve sonra Girit’ten gelen 7.00o asker daha katıldı, çok geçmeden Mora’da kumandasında 17.00o asker olmuştu.^2 İbrahim Paşa, Patras’da kuşatılan Osmanlı kuy. yerlerini kurtardı ve Mayıs’ta Navarin’i zaptetti.Fransız danış, manlarca talim edilmiş Mısırlı reform ordusu, Rum düzenli askerleri kadar milisleri ile de başa çıkabildiğini gösterdi. Bir Rum göz. lemci, “bu Araplar daha önce kimsenin görmediği gibi savaşıyor. 1ar; düzgün kareler halinde ilerleyip, sanki kurşun onlara değmezmişçesine dimdik duruyorlar, ardından Tophaic’ienmn [tüfen]i\ üzerindeki süngüleriyle Yunanların üzerine koşturuyorlardı; bunun karşısında dünyanın hangi askeri dayanabilirdi ki?”^'* Yunan ordusu moralsiz ve Osmanlı basımları kadar kötü donanımlıydı. Yunan gemileri Osmanlı tedarik hatlarını kesmeye devam ettiyse de, ıslah edilen Mısır donanması tarafından etkinlikleri denetim altına alındı.
Missolonghi ve Atina
Nisan 1826’ya gelindiğinde, İbrahim Paşa ile Kuzey Yunanistan’daki Osmanlı ordusunun seraskeri Rumeli Valisi Mehmed Re-şid Paşa, kuvvetlerini birleştirdiler ve bir yıl süren kuşatmanın ardından, Yunan anakarasındaki Missolonghi’yi geri aldılar. Kalenin düşmesinden hemen önce, alelacele toplanan bir Yunan geçici hükümet komitesi, Avrupa’ya “damarlarında Yunan kanı taşıyan herkes, güçlü kollarınızı Hıristiyanlığın barbar düşmanına karşı hazır edin” diye çağrı yaptıA^ Osmanlı zaferi, belki savunmacılardan 3.000 kadar ölü ve 5.000 kadın ve çocuğun esir edilmesiyle, çok kan dökülerek gerçekleştirildi.^^ İngiltere’nin İstanbul sefiri Stratford Canning, Haziran 1826’da, Missolonghi’deki zaferden elde edilen 5.498 insan kulağını görmesi için Topkapı Sarayı’na çağrıldı ve hazır bulunanlar arasında, zaferinden dolayı II. ıMah-

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder