maca bitkisi

30 Kasım 2015 Pazartesi

replika saat ve insan mazisi bilgi

replika saat ve insan mazisi bilgi

 evet replika saat dediki Kılıcı çeşmeye koy ve söylediklerimi tekrar et,” dedi jacj “Bu çeşmenin suyu bu kılıcı yıkayıp temizlesin. Bu kılıcı yalnu-ca haklı davalara yardım için kullanayım. Bu kılıcı doğrululdı yönlendireyim. Bu kılıç, İdris’e layık bir savaşçı olmam için bana rehberlik etsin. Ve beni korusun ki metalini yeniden kutsamak için bu çqmeye geri dönebileyim. Raziel adına.”
Clary kılıcı suya bırakıp Jace’in sözlerini tekrarladı. Su dalgalanarak kılıcın etrafında parıldadı. Bunu görünce aklına bir başka yerdeki bir başka çeşme geldi. Sebastian arkasında oturmuş, yüzünün çarpılmış yansımasına bakıyordu. Kamkr yüreğin var, Valentine’tn kızı.
“Güzel,” dedi Jace. Clary, Jace’in elini bileğinde hissetti Çeşmenin suyu sıçramış, Jace’in ona dokunduğu yer ıslanmış ve soğumuştu. Clary’nin kılıcı tutan elini geri çekti ve bıraktı. Clary kılıcı kaldırdı. Güneş iyice alçalmıştı, fakat kılıcın sıranın ortasındaki obsidyen yıldızları parlatacak kadar ışık geliyordu. “Şimdi, kılıca bir isim ver.”
“Heosphoros,” dedi, kılıcı kınına koyarken. Kını kemerine taktı. “Şafak taşıyıcı.”
Jace pofurdanarak kahkaha attı ve eğilip Clary’nin dudağının kenarına hafif bir öpücük kondurdu. “Seni eve götürmeliyim.’ Yerinden doğruldu.
“Bir süredir onu düşünüyorsun,” dedi Clary.
“Daha açık konuşabilirsin,” dedi Jace. Buna karşın, Cla kastettiği kişiyi Jace’in anladığından şüpheleniyordu.
“Sebastian,” dedi. “Demek istediğim, her zamankinden daha fazla düşünüyorsun. Ve canını sıkan bir şey var. Nedir o?”
'Canımı sıkmayan bir şey var mı ki?” Clary’dcn uzaklaş-nıaya, mermer zemin boyunca açık duran çift kanatlı büyük lapıya doğru ilerlemeye başlamıştı. Clary onu takip etti, Melek \levdanı’na inen merdivenin üstündeki geniş çıkıntıya doğru ıltrledi. Kararan gökyüzü, deniz camı gibi kobalt rengini alıyordu.
“Yapma,” dedi Clary. “İçine kapanma.”
“Öyle bir niyetim yok.” Jace sertçe soluklandı. “Sadece yeni bifjcy değil bu. Evet, onu düşünüyorum. Sürekli onu düşünüyorum. Keşke bunu yapmasaydım. Senin dışında başka birine ıçiklamam güç, çünkü sen de oradaydın. Sanki o olmuştum vt şimdi Amatis’in evinde o kutuyu bıraktığına dair şeyler söylediğinde nedenini tam olarak biliyorum. Ve bunu bilmekten nefret ediyorum.”
“Onun gibi olmadığımı söyleme bana,” dedi. “Öyleyim. Avnı babanın elinde büyüdük. İkimiz de Valentine’ın özel eğitiminin faydalarını görüyoruz. Aynı dili konuşuyoruz. Aynı avjşma stilini öğrendik. İkimize de aynı ahlak kuralları öğre-aldi. Aynı hayvanlarımız oldu. Elbette bunlar değişti, on yaşına SSİdiğimde hepsi değişti, fakat çocukluğunun temelleri insanın içinde kalıyor. Bazen tüm bunların benim hatam olduğunu İi?üniiyorum.”
Bu söz Clary’yi şaşırtmıştı. “Ciddi olamazsın. Sebastian’la iteyken yaptığın hiçbir şey senin seçimin değildi-” 'Horumagidiyordu, ” dedi. Bu gerçek içini eziyormuş gibi sesi Wı!tıb çıkıyordu.
düşüncelerinde boşluklar var, bilmediği yerlerde. Ona bu kon da yardım ettim. Orada oturup dünyayı nasıl yok cdecc^nım konuşuyorduk ve bundan heyecan duyuyorduk. Bunu «0^0, dum. Her şeye sünger çekip yeni baştan başlamayı, ateş ve kan dolu bir katliamı ve sonrasında tepede yükselen bir şebti.”
“Seni bunları istediğine inandırmış,” dedi Clary. Scsibalil(^ ' titremişti. İçinde kara bir yürek var, Valentine’ ın kıxı. “Kmi; , istediği şeyi ona vereceğine inandırmış seni.”
“Ona istediğini vermek hoşuma gidiyordu,” dedi 5acc- “Kmç dökmenin yollarını neden bu kadar kolay buluyorum samyot-sun? Peki neden şimdi bunları düzeltmenin bir yolunu bulamıyorum dersin? Yani, bu beni nerede tam olarak yetkin kılvyot> Cehennem ordusunda bir işte mi? Asmodeus ya da Sammad gibi bir general olabilirdim.”
“Şimdilik,” dedi Jace. Derken gökyüzünden kırmmv rengi pullar saçıhverdi. Clary sersemlemiş bit hâlde| Meydanı’nda kudama yaptıkları gece gökyüzünü boy ay fişekleri hatırladı bir an. Şimdi geri çekilmiş, daha iyi | çalışıyordu.
Ancak bu bir kutlama değildi. Gözleri aydınlığa ladıkça, ışığın iblis kulelerinden geldiğini gördü.
nu^egibi aydınlanmış, gökyüzüne karşı kırmızı ve altın rcnk-lerinde yanıyorlardı.
Jace bembeyaz kesmişti. “Savaş ışıkları,” dedi. “Gard’a git-/ ntemiz lazım.” Elini Clary’ye uzatıp onu merdivenlerden çekiş-f rinneye başladı.
Clary karşı çıktı. “Ya annem. Isabelle, AJec—”
“Onlarda Gard’a doğru yola çıkacaklardır.” Merdivenlerin ucuna varmışlardı. Melek Meydanı, evlerinin kapısını açıp I sokaklara dökülen insanlarla doluydu. Hepsi de tepenin kcna-rma doğru kıvrılan ışıklandırılmış yola ve tepedeki Gard’a doğru koşuyordu. “Kırmızı-altın rengi sinyal bu anlama geliyor. Gard’a ydin. Yapmamızı bekledikleri şey bu olacak—” Jace, yanlarından koşarak geçerken manikasını kuşanan bir Gölge Avcısı’ndan eği/erek uzaklaşa. “Neler oluyor?” diye bağırdı arkasından. ‘Martnm sebebi ne?”
‘Bir saldın daha olmuş!” diye seslendi eskimiş bir takım içindeki yaşlıca bir adam.
‘Başka bir ensritüde mi?” diye seslendi Clary. Sıra sıra dûnların dizildiği bir caddedeydiler. Clary daha önceden ela buraya geldiğini hatırlıyordu. Aldığı birkaç aylık eğitim ûkıetti.
uıikaJı adam arkasını dönüp geriye doğru koşarak tırman--7JLİZ bilmiyoruz. Saldın devam ediyor.” uarkasını dönüp hızını artardı. Gard yolunun aşağısına (giden caddede hızla koşturuyordu. Clary kalabalıkta arpmamak için dikkatini topladı. İnsanlar güruhlar işip kakışıyorlardı. Clary koşarlarken Jacc’in dini
bırakmıyordu. Yeni kılıcı sanki orada olduğunu bautW ister gibi ilerlerken bacağına çarpıyordu, oradaydı ve ku\Wvnu hazırdı.
Garda çıkan yol dik ve çamur kaplıydı. Clary dikkatli maya çalışıyordu. Çizme ve kot giymişti, alet ceketinin fcnnvatı boğazına kadar çekilmişti, buna karşın takımının içinde olnv»^ benzemiyordu. Bir çakıl taşı bir şekilde sol çizmesine Gard’ın giriş kapısına varana kadar ayağına batmayı başatmm\. Sonunda yavaşladılar. Etrafa bakıyorlardı.
Kapılar açıktı. İçeride yazın yemyeşil olan geniş avluşvıtuiı dımdızlak, Gard’ın iç duvarlarınca çevreleniyordu. Bir duvaıiı hava boşluğunun döndüğü dev bir kare vardı.
Bir portaldı bu. İçinde siyah, yeşil ve göz kamaştıranbeya, renkli yıldızlarla kaplı bir gökyüzü parçası gördüğünü düşünüyordu Clary—
Robert Lighrsvood birdenbire önlerinde belirip yo\W kesri. Jacc az kalsın ona çarpıyordu. Clary’nin elini buals dengesini buldu. Portaldan gelen rüzgâr soğuk ve şiddedb Clary’nin alet ceketinin kumaşından giriyor, saçlarım uçuıu du. “Neler oluyor?” diye sordu jace kısaca. “Londra’ya ya saldırıyla mı ilgili? Geri püskürtüldüklerini sanıyordum Robert yüzünde karamsar bir ifadeyle başını s “Görünüşe bakılırsa, Londra’da durdurulan Sebasıian tini başka bir yere çevirmiş.”
‘Ben çocuk değilim," dedi )«ce vah|Uc. t Ury, R»ıKıt*ın M»tık edindiği bakıığuMİa ne ItUsctiHini niri'Sk ı'ıh
rengi gözlerinde jüphe vardı. “Ne yapıyorsun scn.> Bilmo^^ istemediğin bir şey var.”
Robert’ın yüzünde sert çizgiler belirdi. O anda takımı için<jj sarışın bir kadın Clary’nin yanından geçiverdi. Heyecanlı birşcli deyanındaki arkadaşıyla konuşuyordu: “... Karanlık avcılanyalcj. layıp buraya getirmeye çalışabileceğimizi söyledi. lyileştirilebilu mi diye bakmak için. Yani belki Jason ı kurtarabilirler.”
Clary ters ters Robert’a baktı. “İzin vermiyorsun. Akrabaları saldırıya uğramış kişilerin içeri girmesine izin vermiyorsun. Onlara karanlık avcıların kurtarılabileceğini söylemiyorsun."
Robertona karamsar bir tavırla baktı. “Kurtarılamayacaklarım dair bir şey bilmiyoruz.”
“Biz biliyoruz,” dedi Clary. “Kurtarılamazlar! Kendilerinde değiller. İnsan değiller. Ancak bu askerler tanıdıkları insanların yüzünü gördüğünde tereddüt edecek, bunun gerçek olmamasını isteyecekler-”
“Ve katledilecekler,” dedi Jace sevimsizce. “Robert. Bunu durdurman gerek.”
Robert başını sallıyordu. “Clave’in isteği bu. Yapıldığını görmeyi istedikleri şey bu.”
“O hâlde neden onları gönderiyorsun ki?” diye sordu ]acc. “Neden burada kalıp elli insanımızı daha öldürüp vakit kazan < mıyorsun?
“Kör talan değiliz!” diye bağırdı Robert. “Ondan korkusor lubiiırMi jace. ama o «adece bir çocuk. Dünyaya gelmiş en ■klorda komutanı değil! Burren’da ıl/inlc savaştı pf brv-mtr
Robert arkaunı dönüp oradan uzaklaşıl ve lia'nın \*ı«»^ ym. jate wkaf yemiş gibi görünüyordu * l’tty daha ons> tügi İMTMiin otm korkmakla luçladığm' *anmı\orvlu.
Döfidd re f Jbfy^ye h»kıı. ^ »olge Avı d>uı mu |n«rtala »kığıu ı«ek(vk/İ yaraşkmıştı JM imanları cli>l» *^''‘*>"‘iuwmh' Ouym*! talça*«*dakı pdyoşa tiokıındu *\* M gırii kil.
muş gibi görünüyordu. Clary, onun hemen arkasında tepex tırmanan başka Gölge Avcıları’nı görebiliyordu. Sıradanla savaşa, saldırı alanına elli kadar Nefılim yollanarak halledllc-bilecek herhangi bir olaya gidiyorlarmış gibi kendi aralarında sohbet ediyorlardı. Burren’ı yaşamamışlardı. Görmemişlerdi Bilmiyorlardı. Clary, Jace’in gözlerinin içine baktı.
Jace’in yüzündeki çizgilerin gerildiğini, elmacık kemiklerinin açısını arttırdığını, çenesini sertleştirdiğini görebiliyordu. “Asıl soru,” dedi Jace, “burada kalmayı kabul etme ihtimalinvarmır “Olmadığını biliyorsun,” dedi Clary.
Jace titreyerek nefes aldı. “Pekâlâ. Clary, bu tehlikeli olabi-ı lir, gerçekten tehlikeli.” Clary etraflarında mırıldanan insanlı rı, soludukları havada geceye karşı yükselen heyecanlı sesle. Konsül’lc Konsey’in lx>ndra saldırısını tartışmak için toplan cakken Sebastianın izleme haritasında beklenmedik bit şcl de ortaya çıktığına, çok az takviyeyle kısa bir süredir oı. bulunduğuna, onu durdurmak için gerçek bir şansları oı ğuna, Lx)ndra’da başarısız olduğuna ve bir daha olacağına konuşmaları duyabiliyordu.
“Seni seviyorum,” dedi Clary. “Ama sakın beni durdur çalışma.”
Jace elini tutmak için elini uzattı. “Pekâlâ,” dedi. “0 birlikte koşacağız. Portala doğru.”
“Birlikte koşacağız,” diye kabul etli Clary ve öyle ya
-replika saat sundu.

1 yorum:

  1. slm merhabalar sayfanızı çok güzel saat - replika saat konusunda bizimde sitemizde ürünlerinizi satabilirsiniz 47

    YanıtlaSil