maca bitkisi

30 Kasım 2015 Pazartesi

replika saat ve insan mazisi konu

replika saat ve insan mazisi konu 

replika saat dediki ona bakn^nı gördü. Kö$cU. solgun ve y»ra dolu vü«»n%^ bir gördükten sonra cüpp>cstndcn bir stel «;»kardı. CUr» bekledi^ gibi bunu Jacc'in derisine basmaktansa, kendi doa^ bastırıp avtjKruna bir mühür kakıdı. Bunu çabucak yapm*^ karpn dary mühürden gelen gücü hissedebiliyordu. 0Tpa4.
“Kımıldama. Bu acına son verecek,” dedi Birader 7advıı« yumu^k, yönsüz fısıltısıyla ve elini lacc’in omz.unda yana yaranın üstüne koydu.
jace bağırdı. Vücudu yerden biraz kalktı ve ağır gözvaı^ rı gibi yarasından çıkan ateş, üstüne benzin dökülmüşçlbı yükselerek Birader Zachariah’ın kolunu yaktı. Bu komrolsn yangın Birader Zachariah’ın parşömen yenini kül cui. Se» Birader geriye sıçradı. Ardından Clary alevlerin onu yuttuj^ıvu gördü. Titreşip çatırdayan ateşin derinliklerinde Clary bit gördü. Bir çubukla bağlı iki kanat biçiminde bir mübürdüW Bu mührü daha önceden Manhattan’da bir çatıda diltil\tW| görmüştü: Kadim Kitap’tan olmayan, gözünde canlanduA ilk mühür. Birden belirip öyle hızlı kaybolmuştu Id bayıl p düğünden şüphelenmişti. Görünüşe bakılırsa, stresli vc içinde olduğu zamanlarda beliren bir mühürdü bu. ?c\d anlama geliyordu? jace’c yardım etmenin bir yolu muyd' da Birader Zachariah’a?
Sessiz Birader usulca kara düştü. Külleri saçılan yanı ağaç gibi yığılmıştı.
IVnıirKı/ Kar\lc>ler ycır tlü>cn karcirşlcııııcdogın derledi o t'lary t'l'**' u/jtırkcn onLı ila Zadıariah'ı görmesini
f^lcmiî-ıı. latf ^o/lcri kapalı, hj>ı arkaya c/^ik, yerde sıçra kıvrannurdu. C'lary çılgına dönmüş gibi etrafına bakındı. [Vmir Kır. Kardeşler’in arasındaki boşluklardan yeri döven ?,fidcr Zachariah'ı görebiliyordu. Vücudu parıldıyor, alev-lo^ien çatırdıyordu. Boğazından bir çığlık yükseldi. Bir insan KS>Tİi bu, biraderlerin sessiz zihin fısıltıları değil, acı içindeki Madamın çığlığıydı. Cleophas kardeş onu tuttu. Parşömen aşıpcsiylc ateş. Clary, kardeşin sesinin yükseldiğini duyabili-mdu: “Zachariah, Zaehariah—”
.\ncak yaralanan tek kişi o değildi. Nefılimler’in bazıları etrafında toplanmıştı, fakat pek çoğu yaralı yoldaşlarının ımnda, sağaltıcı mühürler uyguluyorlar, takımlarında bandaj jonıyorlardı.
‘Clary,” dedi Jace fısıltıyla. Dirsekleri üstünde doğrul-■ara çalışıyordu, fakat ağırlığını kaldırmıyorlardı. “Birader Zıdıariah? Ne oldu? Ona ne yaptım?”
“Hiçbir şey. Jace. Kımıldamadan yat.” Clary kılıcını kınına Mfdu ve uyuşmuş parmağıyla Jace’in kemerindeki steli aradı. Uunu demine bastırmak için elini uzattı fakat Jace kıvrılarak «dan uzaklaştı. Bedeni sarsılmıştı.
"Yapma,” dedi nefes nefese. Gözleri kocaman olmuş, sapsan »««yordu.
Bana dokunma. Sana zarar veririm."
"Vermeyeceksin.” Clary çaresiz, bir şekilde üstıine atıldı '''«‘dunun ağırlığıyla Jacc'i tekur kara yatırdı. Kıyafetlrn
vc teni kjndan kayganlaşmıjtı. AJev alev yanan Jace kıvranırken elini omzuna uzattı. Dizlerini kalçalarının htı iki yanına bydırırken tüm ağırlığını göğsüne verip onuy^j mıhladı. ‘Jace.* dedi. “Jace, lütfen.” Fakat Jace’in gözleri on, odaklanmıyor, elleri yerde kasılıyordu. “Jace,” dedi Claryve steli derisine, hemen yarasının üstüne koydu.
Veyine babasıyla, Valentine’la birlikte gemideydi.replika saat Varolduğu her şeyi, tüm enerjisini, iradesinin en küçük parçacığım kadar bir mühür işlemeye veriyordu. Dünyayı yakıp kül edecek, ölümü geriye çevirecek, oky^anusların gökyüzüne yükselmesini sağlayacak bir mühür. Yalnız bu seferki mühürlerden en basitiydi, her Gölge Avcısı’nın eğitiminin ilk yılında öğrendiği biı mühürdü;
İyileştir beni.
İratzc, jace’in omzunda biçimlenmeye başladı. Ucundan dönerek yayılan rengi öyle karaydı ki yıldızlarla manastırdan gelen ışıklar içinde yok oluyordu sanki. Clary mührü çizerken kendi enerjisinin de yok olduğunu hissedebiliyordu. Daha önce hiç stclin damarlarının bir uzantısı olduğunu, içindeki tüm enerji elleriyle parmaklarına akarken kendi kanıyla yazdığını his-setmemişri. Sembolü tamamlamak için steli sabit tutma muadelesi verirken gözleri kararıyordu. Gördüğü en son şey pottalın yanarak dönüşü. Melek Meydanı’nın görünmez katlanılmaz
vardı. Büyük ölçüde ışıkların düzinelerce havai fişek gibi parıldadığı Gard’dan ve tepeden geliyordu, iblis kulfU esrarengiz bir şekilde kırmızı ve altın rengi parlıyordu.
“Mesaj iletmek için kulelerin rengini değiştirirler,*dtd, Raphael. “Altın rengi evlilik ve kutlamalar içindir. Ma\ı Anlaşmalar için.”
“Peki ya kırmızı ne demek?” diye sordu Simon. “Büyü,” dedi Raphael, kara gözlerini kısarak. “Tehlike.* Yavaşça etrafında dönerek sessiz caddeye, kanal tarafindalo büyük evlere baktı. Simon’dan yaklaşık bir baş kadar kısavdı. Simon dönüştürüldüğünde kaç yaşında olduğunu merak ediyordu. On dört? On beş? Maureen’den biraz büyük. Onu kim dönüştürmüştü? Magnus biliyordu fakat hiç söylememişti “Engizitörün evi orada,” dedi Raphael. Keskin bir çatısı ve kanala bakan balkonları olan en büyük evlerden birine işara etti. “Ama hiç ışık yanmıyor.”
Simon, çarpmayan kalbinin buraya baktığında hafiften yerinden oynadığı gerçeğini inkâr edemezdi. Isabelle şu anda bunda yaşıyordu. O pencerelerden biri onun penceresiydi. “Hepsi Gatd’ı gitmiş olmalı,” dedi. “Bunu toplantılar için falan yapıyorlar.’ Gard’a dair hiç hoş anısı yoktu, zira son engizitör tarafından oran hapsedilmişti. “Sanırım oraya gidebiliriz. Neler olduğuna bakarız.'
“Tabii, teşekkür ederim. Toplantılardan falan haberdanm.’ dedi Raphael öfkeyle. Yine de Simon’ın onu hiç hatırlayamadığı kadar kararsız görünüyordu. “Her ne oluyorsa Gölge Avcıları’nın işidir. Bir ev var, buradan çok uzakta değil. Konsey’in vampir temsilcisine bağışlanmış. Oraya gidebiliriz.”
Simon birdenbire kendini tnbaf hissetti. BeVki de bu «t ansızın Alicante’ye gelmesi hoşuna gitmeyecekti. Ne^^ burası onun dünyasıydı, Simon m değil. “Ben—” diycsöıeğ^ fakat devam edemedi. Z.ira Isabellc üstüne atılmış, kottarv dolamıştı. Az kalsın ayaklarını yerden kesiyordu.
Simon rahatlayıp gözlerini kapadı ve yüzünü Isabellc iı\b«»ı \P nuna gömdü. Kalp atışlarını duyabiliyordu, fakat kana daitbe 1 türlü düşünceyi aklından savuşturdu. Kollarında yun\u^k.»> ’ kuvvetliydi. Saçları yüzünü gıdıklıyordu. Ona sanlıtkeeV kıza âşık ergen bir oğlan gibi normal olduğunu hısscdiyori». ^ Âşık. İrkilerek geri çekildi ve kendini birkaç samimeuci»- \ den Izzy’ye bakarken buldu. Büyük gözleri parlıyordu.“bun4 olduğuna inanamıyorum,” dedi İzzy nefes nefese, “bundı olmanı diliyor, seni ne kadar zaman sonra göreceğimi dü^ nüyordum ve —aman Tanrım, üstündeki kıyafet de ne böy^.
Simon kabarık tişörtüyle deri pantolonuna baktı. hayal meyal farkındaydı. Karanlıkta bir yerlerde kıs kıs ^ yordu. “Biraz uzun bir hikâye,” dedi. “İçeri gitcbiVu m dersin?”
Magnus üstünde baş harflerin yazdığı gümüş kutuyu s çevirdi. Kedi gözleri cadı ateşiyle aydınlanan Aunatis' nnın loş ışığında parlıyordu.
jocclyn meraklı bir kaygı içinde ona bakıyot Jocclyn’in Clary’yi çocukken Magnus un loftutı götürdüğünü, üçünün alışılmadık bir grup baVı
“Pek bir şey bilmiyoruz,” dedi Luke. “Bugün öğleden soı\tı Gard’dan bununla ilgili bir ateş isteği aldık, fakat pekbirdeu^ öğrenemedik. Londra boşaltılmamış çok az sayıdaki ensütüden biriydi. Görünüşe bakılırsa Sebastian ve birlikleri orayasald« maya çalışmış. Konsey’in bile bilmediği bir tür koruyucuIjvıyi sayesinde püskürtülmüşler. Gölge Avcıları’nı geldikletine Aîm uyaran ve güvenliklerini sağlayan bir şey.”
“Bir hayalet,” dedi Magnus. Dudakları bir gülümscmpfit oynuyordu. “Orayı korumaya yemin etmiş bir ruh. O kaAv^\ yüz otuz yıldır orada.”
“Kadın mı?' dedi Jocelyn, tozlu duvara yaslanarak. HayAtı ha? Sahiden mi? Adı neydi?”
“Size söylersem soyadından tanırsınız ama bu hoşuna m ez.” Magnus gözlerini uzaklara dikmişti. “\J matım hu \\ui\iî bulduğu anlamına geliyordur.” Dikkatim topladı. “Heı neyse, dedi. “Konuyu buraya çekmek istememiştim. Yamuna^eltne min nedeni bu değil.”
“O kadarını tahmin ettim ” dedi Luke. “Buraya ç,e\(ÜiŞ için minnettarız. Gerçi, itiraf etmeliyim ki seni kapıda çotüı şaşırdım. Gideceğini sandığım yer burası değil.”
Lightioood'lara gideceğini düşünmüştüm cümlesi dillen meksizin, aralarındaki boşlukta asılı kaldı. “Alecten ön hayatım vardı,” dedi Magnus öfkeyle. “Ben BrooVlyn
pTfindryim vr istediğimi alacağım. Gölge Avcılarıyla ittifakyap^^ herkese gününü bu yekilde gösterecepm. Bu savaşta NefilimUr'i^ peşinden ptmedipniz sürece türünüzle hiçbir alıp veremediği^ yok, ki bu durumda en sonuncunuzun kökü bu dünyadan ka^. nana dek kılıcıma yem, orduma kılıç olacaksınız.”
Jocdyn tiz bir ses çıkardı. “Tıpkı babası gibi konuşmuş, öyle değil mi?”
Luke, Magnus’a baktı. “Peki Konsey’de bu mesajı iletfcek misin?”
Magnus parlak ojeli parmağıyla çenesine hafifçe vurdu, “Hayır,” dedi. “Ama Aşağı Dünyalılardan saklayacak da değilim. Onlar dururken bağlılığım Gölge Avcıları’na değil.” Seninkipbi değil Bu sözler dillendirilmeksizin boşlukta asılı kaldı.
“Elimde şu var,” dedi Magnus, cebinden bir kâğıt parçası çıkartırken. Luke bu kâğıdı tanıdı, zira onda da bir tane vardı. “Yarın akşam yemeğe gelecek misin?”
“Geleceğim. Periler bu tür davetleri çok ciddiye alır. Gitmezsem Meliorn ve sarayın onuru kırılır.”
“Onlara o zaman söylemeyi planlıyorum,” dedi Magnus. “Ya paniklerlerse?” dedi Luke. “Ya Konseyi ve Nefılimlerl bırakırlarsa?”
“Pretor’un başına gelen saklanabilecek türden bir şey değil ’ “Ama Scbastian’ın mesajı saklanabilir,” dedi Jocelyn. “Aş^ Dünyalılar’] korkutmaya çalışıyor, Magnus. Nefilimler’i öldü rürken
Sessizlikten gelen yumuşak bir ses. Maia gözlerini açmak istemeden o yöne döndü. Karanlıkta bekleyen korkunç birjo vardı. Sonsuza dek uyuşa kaçabileceği bir şey.
"Maia. ” Solgun gözleri, esmer teniyle gölgeler arasından Maia’ya bakıyordu. Kardeşi Daniel’dı bu. Onu izlerken bir kelebeğin kanatlarını kopartıp seğiren bedenini yere bıraktı.
“Maia, lütfen.” Koluna hafifçe bir dokunuş. Tüm bedeni çekilerek doğruluverdi. Sırtı bir duvara çarpınca soluklandı, gözlerini açtı. Gözleri yapış yapıştı, kirpikleri tuzla kaplanmışa Uykusunda ağlamıştı.
Yarı aydınlatılmış bir odadaydı. İçerideki tek pencere şehir merkezinde kıvrılan bir caddeye bakıyordu. Lekeli camdan yapraksız ağaç dallarını ve metal bir şeyin kenarını görüyordu. Bir yangın merdiveni, diye düşündü.
Aşağı baktı. Demir başlıklı dar bir yatak ve ayağına bdar itelediği ince bir battaniye. Sırtı tuğla bir duvardaydı. Yatağın yanında eski, kıymıklanmış bir sandalye. Üstünde Bat otum yordu. Gözlerini kocaman açmış, yavaş yavaş elini indiriyordu
Bat boğazını temizledi. “Jordan’ın bazı eşyaları bendj Anahtarları. Pretor kolyesi-”
Maia nefes alamıyormuş gibi hissediyordu. “Hayır, onlin eşyalarını istemiyorum,” dedi. “Kolyesini Simon’ın almaşım isterdi. Simon’ı bulduğumuzda kolyeyi o almalı.”
Bat meseleyi daha fazla zorlamadı. “Birkaç iyi haberim var,‘ dedi. “Idris’ten haber aldık. Arkadaşın Simon iyi. Aslında orada, Gölge Avcıları’yla birlikte.”
“Ah.” Maia yüreğindeki düğümün hafiften çözüldüğünü hissedince biraz rahatladı.
“Sana hemen söylemeliydim,” dedi özür diler bir tavırla. “Sadece... Senin için endişelendim. Seni genel merkeze getirdiğimizde kötü durumdaydın. O zamandan beri uyuyorsun.'
Sonsuza eUk uyumak istiyorum.
“Magnus’a söylediğini biliyorum,” diye ekledi Bat, gergin bir yüz ifadesiyle. “Ama bana da açıkla, Sebastian Morgenstem neden kurtadamları hedef alsın?”
“Bunun bir mesaj olduğunu söyledi.” Maia sanki uzaklardan geliyormuş gibi sesindeki monotonluğu duyuyordu “Kurtadamlar Gölge Avcıları’nın müttefıği olduğu için bunu yaptığını bilmemizi istiyor ve Nefılimler’in tüm müttefiklerine aynısını yapmayı planlıyor.”
“ölüm şu gözlerimi kapatana, talih bir nebze intikam fırsatı verene dek bir daha asla durmayacak, asla katlanmayacağım.’
“New York ta şimdi hiç Gölge Avcısı kalmadı ve Lukeda Idris’te onlarla birlikte. Fazladan mıntıkalar düzenliyorlar. Yakında mesaj alıp göndermemiz imkânsız hâle gelecek.” Bu
replika saat sundu.

1 yorum:

  1. slm merhabalar sayfanızı çok güzel saat - replika saat konusunda bizimde sitemizde ürünlerinizi satabilirsiniz 46

    YanıtlaSil