replika saat ve insan mazisi konusu
bugün yine saat dediki Rtıius. Maia Pretor Lupus'a ilk kez gittiği /..imanı hatırladı. PiMtScott’ın ofisinden öfkeyle yıkan yaralı yüzlü bir adamdı, sanlmaz."'katliamdan sağ kurtulmuş. Burada, istasyonda bizimle, hrhdgi veriyordu,” dedi Bat. “Ve diğerleriyle Luke hakkın-âtaouşuyordu. Onun bir kurtadamdan çok bir Gölge Avcısı AttcHDu, sürü bağlılığının olmadığını, sürünün yeni bir lidere duyduğunu söylüyor.”•Lüfer semin” dedi Maia. “Komutan muavinisin sen." ‘bnve o pozisyona beni getiren Luke tu. Bu, banadagüve-iCKTcccklcri anlamına geliyor.”
ittayatağın kenarına doğru kaydı. Vücudunun her yeri ıpoıdiL Çıplak ayaklarını soğuk taşa koyunca hissetti bunu. ÜK dinleyen kimse yok, değil mi?” kromuz silkti.
■fc çok saçma. Olanlardan sonra birleşmemiz gerek, bizi «Ottfa çalışan birine ihtiyacımız yok. Gölge Avcıları bizim •İKkumiz-”
V İHI yüzden Sebastian bizi hedef aldı."
Bat ellerini sıkıp gevşetti ve ardından bir karara varmışgj(,| göründü. *Haklı ıdduğunu biliyorum,” dedi ve odanın köşesin, deki bir masava dv^ru gitti. Elinde onun için bir ceket, çorjp ve botla geri döndü. Onları Maia'ya verdi. “Sadece, bana bir iyilik yap ve bu akşamüstü buna benzer şeyler söyleme. Zaten herkesin gerilimi ş-eterince \aikselecek.”
Maia ceketini omzuna geçirdi. “Bu akşam üstü mü? Bu akşam üstü ne \-ar ki?"
Bat göğüs geçirdi. "Cenaze töreni,” dedi.
“iMaureen’i öldüreceğim,* dedi Isabelle. Alec’in gardırobunun iki kapağı da açıktı artığı kıyafetler yerde bir yığın oluşturuyordu.
Simon yataklardan birinde fena hâlde buruşmuş olan bodı-nnı çıkarmış, as-aklan çıplak uzanıyordu. Jacc’in mi Alec’in nu yatağıydı? Derisi p>ck zedelenmemiş olsa da Dumort’un sen. kirli zemininde o kadar saat geçirdikten sonra yumuşak bu yüzeyde olmak muhteşem bir histi. “Bunu yapmak için Np» York’caki bürün vampirleri alt etmen lazım,* dedi. “Görünüşe bakılırsa onu seviyorlar.*
jyffu. “Raphael babamla konuşabilesin diye mi seni buraya
Simon onu izlemek için dirsekleri üstünde doğruldu. “Sence [jıivi olmaz mı?”
‘Elbette, neden olmasın. Babam konuşmaya bayılır.” Sesi 01 geliyordu. Simon öne doğru eğildi. Isabelle başını kaldır-jjjında ona gülümsüyordu ve Simon az önceki sertliğini yanlış jnladığını düşündü. “Gerçi bu akşam manastıra yapılan salandan sonra neler olacağını kim bilebilir ki.” Alt dudağını flidi^cyle ısırdı. “Toplantıyı iptal edebilecekleri ya da daha erke-ıc ılabilecekleri anlamına gelebilir. Belli ki Sebastian düşün-jukJcrinden çok daha büyük bir sorun. Manastıra bu kadar aklaşmayı başaramamalıydı.”
‘Eh,” dedi Simon. “Ne de olsa bir Gölge Avcısı.”
"Hayır,” dedi Isabelle şiddetle. Ahşap askılıktan yeşil bir uzak çekti. “Üstelik bir erkek.”
‘Üzgünüm,” dedi Simon. “Savaşın nasıl sonuçlanacağını ıckIerack sinir bozucu olmalı. Portaldan kaç kişiyi aldılar?”
‘Ellialtmış,” dedi Isabelle. “Ben de gitmek istedim ama izin trmcdilcr.” ihtiyatlı bir sesle konuşuyordu. Demek ki konuşul istemediği konuya yaklaşıyorlardı.
‘Gitseydin senin için endişelenirdim,” dedi.
Ağzının ^Idiğini ve gönülsüzce gülümsediğini gördü. “Şunu *«e,’dcdi ve yeşil kazağı ona doğru fırlattı. Diğerlerinden biraz ^ttıdaha az yıpranmıştı.
‘Alec’in kıyafetlerini ödünç almamın sorun olmadığına emin «•in?*
“Bu kılıkla ctrah.ı clolanamazsın," dedi. “A>k romanlanruij, fırlamış gibi görünüyorsun.” Isabclle abartılı bir harckctkelır alnına koydu. “Ah. l.ord Montgomcry, bu yatak odasındabi başa kaldığımıza göre bana ne yapacaksınız? Masum, korunui. bir bakire mi?” Ceketinin fermuarını açıp yere fırlatmako, suz gömleği çıktı. Simon’a ateşli bir şekilde baktı. “Namusur güvende
"Ben, 111... Ne?” dedi Simon. Bir an için söyleyecek kelinif bulamamıştı.
“Tehlikeli bir adam olduğunuzu biliyorum,” dedi Isabclk yatağa doğru süzülerek. Pantolonunu çıkarıp yere attı. Altmi siyah bir külot vardı. “Kimileri bir çapkın olduğunuzu söylüya O yumuşak, şairane gömleğiniz ve karşı konulmaz pantolonunuzla herkes bir kadın avcısı olduğunuzu söylüyor.” Kendir yatağa bırakıp bir firavun faresini yemek isteyen bir kobra yık gibi ona baktı. “Umarım masumiyetimi düşünürsünüz,’det soluklanarak. “Ve şu zavallı, kırılgan kalbimi."
Simon bunun Zindan ve Ejderha oyununda rol oynamaya benzediğine karar verdi, fakat çok daha eğlenceli olanaklı sunuyordu. “Lord Montgomery kendi arzulan dışındahi(;k şey düşünmez,” dedi pürüzlü bir sesle. “Size bir şey dahasoyk yec^m. Lord Montgomery’nin büyük bir konağı... Ve olduk? geniş toprakları vardır.”
Isabelle kıkırdadı ve Simon altlarındaki yatağın sallandı^ hissetti. “Bu oyuna kadarVcx\din\ kaptıracağınıbcklemcnlm'
“Lord Montgomery her zaman beklentileri aşar.’ded* Simon. Isabelle'i belinden yakalayıp ona doğru yuvarlandı
İsabetle, Simon’ın altında kalmış, siyah saçları yasn^ ^nııştı. “Analar, kızlarınızı kapatın, ardından hizmetçilerinizi Lord Montgomery av peşinde.”
Isjbdlc, Simon’ın yüzünü ellerinin arasına aldı. “Lordum,” ^eödcri parıldayarak. “Korkarım erkeksi cazibeniz v-c güçlü ^0 karşısında daha fazla dayanamayacağım. Lütfen bana gBtivorsanız onu yapın.”
(3mon, Lord Montgomery’nin ne yapacağından emin değildi, ifat kendisinin ne yapmak istediğini biliyordu, öne doğru eğilip ^Ic’in dudaklarına uzun bir öpücük kondurdu. Lsabelle’in alaidan onunkiler altında açıldı ve birden her şe\- radı, koyu bir fjtdönûştü. Isabelle’in dudakları önce hafif, sonra daha sert bir jÜdcSimon’ın dudaklarına sününmeye başladı. Her zamanki 5âıpil vc kan kokuyor, baş döndürüyordu. Simon dudaklarını \Tniindaki nabza bastırdı, ısırmadan, nazikçe öptü. İzzy’nin ıts kesilmişti. Ellerini Simon’ın gömleğinin önüne götürdü, anı bir an için düğmelerin olmadığından endişelendi, fakat aidle güçlü elleriyle kumaşı kavrayıp gömleği ikiye parçaladı, fclece gömlek Simon’ın omuzlarından sarkıverdi.
Tanrım, bu şey kâğıt gibi yırtılıyor,” diy-e bağırdı \-e kolsuz seleni çıkarmak için elini uzattı. Tam işin ortasındayken kaçıldı ve Alec içeri girdi.
*iny,scn-” diye söze girdi. Gözleri fal taşı gibi açıldı, öyle ^geriledi ki başı arkasındaki duvara çarptı. “Onun burada ♦inr?”
*d)elle kolsuz gömleğini aşağı çekip öfkeyle kardeşine baktı, ^bpı da mı çalmıyorsun.^”
“Bu... Burası benim odam!” dedi AJec tükürükler saçarak Oldukça uygunsuz bir pozisyonda olan Izzy ve Simon abik rek bakmamaya çalışıyor gibiydi. Simon çabucak lsabelle’j„ üstünden indi. Isabelle doğruldu ve sanki üstündeki kumj^ tiftiklerinden kurtulmak ister gibi silkelendi. Simon daha yavaş doğruldu, gömleğinin yırtık kenarlarını bir arada tut. maya çalışıyordu. “Neden bütün kıyafetlerim yerde?” dedi Alec.
“Giyecek bir şeyler bulmaya çalışıyordum,” diye açıklama yaptı Isabelle. “Maureen ona aşk romanı kölesi olarak deri pantolonla kabarık bir gömlek giydirmiş.”
“Ne olarak dedin?”
“Aşk romanı kölesi,” diye tekrarladı Isabelle sanki Alec ağır anlıyormuş gibi.
Alec kötü bir rüya görüyormuşçasına başını salladı. “Bilivor musun? Açıklama yapma. Sadece üstünüzü giyinin, ikinizde.’
“Gitmeyeceksin, değil mi?” dedi Isabelle küskün bir tavırla ve yataktan indi. Ceketini alıp üstüne geçirdi, ardından Simona yeşil kazağı fırlattı. Simon bunu büyük bir memnuniyetle paramparça hâldeki şair gömleğinin yerine giydi.
“Hayır. Burası benim odam. Ayrıca seninle konuşmam lazım Isabelle." Nite gayet net bir şekilde konuşuyordu. Simon kotuvla ayakkabılarını yerden alıp giyinmek için banyoya gitti ve kasten işini uzun tuttu. Geri geldiğinde Isabelle dağılmış yatakta oturuyor, gergin ve sinirli görünüyordu.
“Demek takviye için portalı tekrar açıp herkesin geçişine izin verecekler ha? Güzel.”
IKjuu IvaIhu ccmu't atc^ivlc ilpıll lt|r jcy ‘Riskini mi. biliyor musun? Va (dary»'* diye «ordu Iulı«>fle. 'Btfdyk.ilu, dıırtın,” dı\-r araya pirdi Siınon. “( Jury’yif tlpU 4)rvnc^ \^r JacrTr?"
1^)raldbjng«\Tilcr,” deıli Isabcllc somurtarak. "Manastırdaki
SuDOB tarkında olmadan sağ elindeki altın yüzüğe elini uzat-•Bivcpımnaklanyla sıktığını fark etti. “Bunun için fazla pcnç
‘Asim bakarsan izinleri yoktu.” AJec duvara yaslanıyordu. «|un pörünüyordu. Gözlerinin altındaki gölgeler mordu. IgaöirMİan durdurmaya çalıştı ama buna vakti olmadı.* k»o. kabellc’c döndü. “Ve sen bana söylemedin, öyle mi?* Uıele. SimonTa göz gözzr gelmemeye çalışıyordu. “Çılguu iKccgiM biliyordum.”
Akcbır fiabdIcV bir Sirnon a bakıyordu- “Ona söyleme\iın
VdeA “(ardda olanlanlan bahsetmedin mi?"
iibdk lurllarını göğsünde kavufturduı Meydan okur jı‘bt “Hayır Ona sokakla rastladım ve buıava jp’KUk » nıeiiİMÇ dRilendirnu /
7âtak'ıramda i4kılıyor*>“>>'‘■Ihettc
'ff ü/irrıtüııli nnııtinak için buuon ı KultanmA f«rııam, «rna git br tuli udunda r M'
“Onu kullanmıyordum-”
Simon, Isabelle’in sokakta kendisini gördüğü zamanki baluj. larını düşündü. Mutluluktan öyle baktığını zannetmişti, falm şimdi bunların dökülmemiş gözyaşları olduğunu anlıyordu. Omuzlarını eğmiş, başı yerde, ona doğru yürüyüş biçiminden sanki kendini tutmaya çalışıyormuş gibiydi.
“Aslında kullanıyordun,” dedi Simon. “Aksi hâlde bana olanları anlatırdın. Clary’yle Jace’ten bile bahsetmedin. Endişeli olduğundan da. Hiçbir şey söylemedin.” Isabelle’in sorularını ne kadar ustaca geçiştirdiğini ve öpüşleriyle onu oyaladığını fark edince karnına bir ağrı saplandı. Kendini budala gibi hissediyordu. Sadece onu gördüğü için sevindiğini sanmıştı, fabl belki de onun yerinde herhangi birisi olabilirdi.
Isabelle iyice durgunlaşmıştı. “Lütfen,” dedi. “Sen de bir şey sormadınr Bir süredir saçlarıyla oynuyordu, şimdi de elim uzatmış başının arkasında âdeta vahşice çevirmeye başlamıştı “İkiniz birlikte beni suçlayıp duracaksanız belki de gitseniz daha iyi-”
“Seni suçlamıyorum,” diye söze girdi Simon, fakat Isabelle çoktan ayağa kalkmıştı. Yakut kolyeyi kaptığı gibi başının üstün den pek de nazik olmayan bir şekilde çekti ve boynuna geçirdi. “Bunu sana hiç vermemeliydim,” dedi, gözleri parlayarak.
“Hayatımı kurtardı,” dedi Simon.
Isabelle bunun üzerine durdu. “Simon...” dedi fısıltıyla.
Alcc ansızın nefessiz kalıp omzunu tutunca sustu. Alccş’erc düştü. Isabelle ona koşup yanında diz çöktü. “Alcc?y4/fC^ Sesi bir panik dalgasıyla yükseldi.
\lcc cckfuni kcn.ıra im. n>örtürıün y.»k4sinı çekti vr jatfundjkı m görmek için Uıynunu uzam Simoft f>arabattn iMİırünün aıu çizgilerini tanımıştı. Alec paıınakiannı bumııı fiiuncbastmlı. Parmaklarını kaldırınca kul lekesi gibi siyah İt jfvc bulanmıştı. “PortaUlan dönmüşler.” dedi. “Ve jace’le ^bir sıkıntı var.”
ît rüyaya ya da bir kâbusa dönmek gibiydi.
Ölümcül Savaşın ardından Melek Meydanı cesetlerle doluştu. Düzgün sıralar hâlinde dizilmiş Gölge Avcıları ceset-0L Her bir cesedin gözleri ise ölümün mührü beyaz ipekle tcbnmıştı.
Meydanda yine cesetler vardı. Fakat bu sefer etrafa aynı atamda bir kargaşa da hâkimdi. İblis kuleleri Simon’ın kar-aastığı manzaraya parlak ışıklarını yansıtıyordu. Isabclle ve kele Alicante’nin dolambaçlı yollarını takip ettikten sonra ^zagnalar Holü’ne varmışlardı. Meydan insanlarla doluydu, üüımian içindeki Nefîlimler yerde yatmış, kimileri acıdan kıv-«p bağırıyor kimileri ise korku verici derecede kıpırtısızca tnyurdu.
Atlanmalar Holü karanlıktı ve sımsıkı kilitlenmişti. Ardandaki büyükçe taş binalardan birisi açıktı sr ışıklan Çift kanatlı kapılan ardına kadar açılmıştı. Gölge Mifiakın akın içeri girip
“Pekâlâ o bâlde. Benimle gel.” BapVıael meydanın içkna-rından yürümeye devam ederek, gölgelerin arasında ilededı,
Simon ona yetişmek için acele ediyordu. Sarışın ve siyak vaıja, birbirine eğilmiş iki kafa gördü -Aline ve Vlelen yaızlılaı^ biriyle ilgileniyordu- ve l>ir an Alec ve ^ace aklına geldi.
“Jace’in kanını şimdi içersen ne olacağını merak ediyonaa. seni öldürür,” dedi RapVıaeV. “Vampirlerle cenner aveş^Viidsıfc^ uyuşmaz. Evet, senin için de aynı şey geçerli ğan varcıpıfı “Merak ettiğim Eu değildi,” dedi Simon sertçe.. Savaşta. olduğunu merak ediyordum.”
“Sebastian, Adamant ^Aanast\T\ r\a sald.vtdvr dedt^^V kümelenmiş Gölge Avcıları' nırv erraÇtrvdarv doVarvarak. I Avcıları’nın silahlarının dövüldü.^yere. \Dem\r mekânı. Clave’i yanında sadece yırmv ^^şı\\V.\hI Vdivv ğunu inandırarak kandırdı. Oysa daKa Çaıiasıvardı Jacc’in olmasaydı büyük ıbtımaüc bepsırû cAdürür n da cic geçirmiş olurdu—
gc^ırJı "Nc olılıı? ” dedi Sırnon srsini yiık«.cltcrrt Vimpirc lıaknuk ivin hı/l.ı döndü fakat K.ıplıad (.oktan fyffnı^, karanlıklara kan>mtştı. "1 ütfcn," dedi Sımon, l ııkc’a. Ia/,«{,i( Niizündcn Clan'vc bakıyordu. “Bırak d.ı
“Simon, hayır!" diye bağırdı Magnıı^. Clary’ıiin yu/ ifde gezdirdiği parmak uçları artlarında mavi kıvılcımlar bırakmjr-du. “Bu çok hassas bir iş ve enerjisi çok düşük.”
“Basilias’ta olması gerekmiyor mu?” diye sordu Sım//n, hastane binasına doğru bakarak. İçeriden hâlâ ışık geliyordu. .Mec’in merdivenlerden oturduğunu görünce şaşırdı. Magmau izliyordu. Simon’ın kımıldamasına ya da ona işaret etmesıoc kalmadan, Alec ansızın döndü ve binaya girdi.
“Magnus-” diye söze girdi Simon.
“Simon, kapa çeneni,” dedi Magnus sıktığı dişlerinin anamdan. Simon bükülerek Luke’un elinden kurtuldu fakat tökezleyerek kendini taş bir duvarın kenarında buldu.
“Ama Clary-” dedi.
Luke bitkin görünmesine rağmen yüzünde sert bir ifade vardı. “Clary sağaltıcı mührü yaparken bitap düştü. Ama varalı d^il, tek parça ve Magnus ona Sc.ssiz Biraderler'dcn çoksldu fazla yardımcı olabilir. Yapabileceğin en ivi şey yolundan utak durmak."
“Jacc," dedi Simon. “Alecparahutai bağıvla ona bir şe\ vJdu-ğunu hissetti. Cennet ateşiyle ilgili bir şev. V'c Rapbael işlw«>e-mif topraklarla ilgili saçmalıyordu ”
“Bak, lavaş Nelilimlcr'ın beklediğinden çok ilaha kanhulı. Sebastian, jace’i yjuladı. fakat teııııct ateşi bir şrkıldeom»|pTİ
Neredeyse Jace’i de yok ediyordu. Clary, Jace’in hayatını .jirtjrdıama biraderlerin onu iyileştirmek için hâlâ yapması ^cn işler var.” Luke yorgun, mavi gözleriyle Simon’a baktı, ikisen neden Isabelle ve Alec’ie birlikteydin? New York’ta alacağını sanıyordum. Jordan yüzünden mi geldin?”
Bu ismi duyan Simon şok olmuştu. “Jordan mı? Onun tüm lunlarla ne alakası var?”
Lukcilk kez gerçek anlamda şaşırmışa benziyordu. “Haberin (okmu?”
'Neyden haberim yok mu?”
Luke uzun bir süre tereddüt etti. Ardından, “Sana bir şey ttrtceğim,” dedi. “Magnus senin için New York’tan getir-liş.’ Elini cebine sokup zincire takılı bir madalyon çıkardı. \!*lalyon altındı ve kurtadam pençesi ve Latince bir yazıyla ■iutt BfUicosi- damgalanmıştı.
Sivofçtlar kutsaldır.
Simon bunu anında tanıyıverdi. Jordan ın Pretor Lupus Bİyesiydi. Pul pul olmuştu ve üstünde kan lekeleri vardı, hıpibi koyu kırmızı, zincirle madalyonun önüne yapışmış-lAncak pasla kanı ayırt edebilecek bir kişi varsa o da bir iMipirdi. “Anlamıyorum,” dedi Simon. Kulakları yine çın-İMiaya başlamıştı. “Bunun sende ne işi var? Ayrıca neden ba veriyorsun?”
‘Çünkü Jordan sende kalmasını istedi,” dedi Luke.
‘İstedi mi?” Simon’ın sesi yükselmişti. “İster diyecektin '*dıâlde?”
liderin bir nefes aldı. “Üzgünüm Simon. Jordan öldü.”
TAŞIDIĞIN SİLAHLAR
Claıy kapalı göz kapakları altında solmakta olan hîr görüntüyle uyandı.replika saat Tek bir çubukla bağlanmış kanatlara betucyen bir mühür. Her yanı ağrıyordu ve bir süre hareket etmenin getirten acıdan korkarak kımıldamadan vattı. Hatıralar ravaş yavaş zihninden canlanmaya başlıyordu. Manastırın önündeki buzlu lav yatağı, kahkahalarla Clary’yc kendine zarar \ennemcsi için meydan okuyan Amatis, karanlık a\vılarla dolu aUmn arasmdan kendine yol açan Jacc, yerde ateşler saçan Jacc, alokrrden geriye acılan Birader Zachariah.
Clary’nin gözleri açıhverdi. Bir vanıyla umanıen yabancı bir yerde uyanmayı bekliyordu. Fakat kendini Amatis’in boş odasındaki ahşap yatakta buldu. Soluk güneş ışıklan dantelli perdelerden içeri süzülüyor, uvanda şekiller oluşturuyordu
yorum.” Jocelyn’in ağzının kenarlarındaki çizgiler derinleşti, “Jace’i iyileştireyim derken neredeyse kendini öldürüyordun, Clary. Dikkatli olmak zorundasın. Bitmez tükenmez enerji kaynakların yok—”
“O ölmek üzereydi,” diye sözünü kesti Clary. “Ateş püskürtüyordu. Onu kurtarmak zorundaydım.”
“Kurtarmak zorunda olmamalıydın!” Jocelyn gözüne girmiş başıboş bir kızıl saç tutamını savurdu. “Savaşta ne işin vardı?” “Portaldan yeterince insan göndermiyorlardı,” dedi Clary sakin bir sesle. “Ve herkes oraya vardıklarında karanlık avcıları nasıl kurtaracağını konuşuyordu. Onları buraya geri getirecek, bir şifa bulacaklardı. Fakat ben Burren’ı yaşamıştım. Sen de oradaydın anne. Sebastian’ın Cehennem Kupası’yla aldığı Nefılimler’i kurtarmanın bir yolu olmadığını biliyorsun.”
“Kardeşimi gördün mü?” dedi Luke, şefkatli bir şekilde.
Clary yutkundu ve onayladığını belli edecek şekilde başını salladı. “Üzgünüm. O... O Sebastian’ın teğmeni. Artık kendisi değil, hem de hiç.”
“Sana zarar verdi mi?” diye sordu Luke. Sesi hâlâ sakindi, fakat yanağında bir kas seğiriyordu.
Clary başını salladı. Konuşmaya, yalan söylemeye içi elvermiyordu. Ancak Lukc’a gerçeği de söyleyemezdi.
“Sorun değil,” dedi Luke, sıkıntısını yanlış anlamıştı. “Sebastian’a hizmet eden Jace nasıl sevdiğin erkek değilse ona hizmet eden Amatis de benim kardeşim değil. Sebastian nasıl annenin sahip olması gereken oğlu değilse o da benim kardeşim değil.”

slm merhabalar sayfanızı çok güzel saat - replika saat konusunda bizimde sitemizde ürünlerinizi satabilirsiniz 776
YanıtlaSil