replika saat ve sosyoloji bilgi85 Vukanda sıraladığımız Yeni Hümanizına paradigmasına tabi alt dalların tümü ayrı fillerden ve alanlardan hareket etmiş olsalar da onları biçimlendiren ana noktalar 'l” 1,1, ıltında özetlenebilir: Yabancılaşmaya, kozmopolitliğe ve endüstrileşmenin yarattığı bozulmaya -buna ^,lı kıild'dlrıün yaratuğı tahribat denmektedir- karşı bir tavır almak ve onları eleştiriy
bi Yeni bir birey ve toplum modeli oluşturmak için; Alman kültürünün egemenli-‘cemaat modeline” uygun bir toplum ve bunun taşıyıcısı olan elitlerin yönetimin-'^bir devlet oluşturmak. Bu amaca ulaşmayı sağlamak için de, yeni bir eğilim ve okul jjodcIİ çiımıek ve bunu uygulamaya koymak.
Bu ana noktalar içerisinde ulusal eğitim akımmın iki ana eğiliminden söz edilebi-li, Bunlar; "Sanat Eğitimi Akımı" ve “Kır Eğitim Yurtlan" Hareketidir, Freyer’in de için-
aldığı düşünsel, siyasal ve kültürel ortamm daha kolay anlaşılmasına katkı yapar (jûjûncesiyle, sözü edilen eğitim akımlan ve bunların arkasındaki düşünsel, kültürel ve ; âvasal eğilimlerden kısaçta söz etmek yararlı olacaktır.
; ‘Geniş anlamda 'Sanat Eğitim Akımının XIX. yüzyılın son çeyreğinde ‘kültür çökü-jOne' ve insanın kendi kendisine yabancılaşmasına karşı koyabilmesi için girişilen çabala ifade eden" (Aytaç, 1976:17) önemli bir hareket olduğu söylenebilir. Bu amaçladır B, ilk sırada güzel sanaüarm, edebiyat yoluyla yaratıcı faaliyetlerin ve estetik bir zevkin biçimlendirilmesini desteklemek ve bunu eğitim-öğretimin esas konusu haline sokmak i ıctnmektedir. Başka bir açıdan Sanat Eğitimi Akımı, “ilerici-aydınlanmacı burjuvazinin tntellektüalist medeniyetine karşı bir denge unsuru olmak istemektedir” (Aytaç, lf6.17). Bu akımın taraftarlanna göre ekonomi, politika ve bir bütün olarak uygarlık, î fflteıyalist, pozitivist ve mekanist anlayışlann egemenliğinden dolayı- yaratıcı olmayan aklilçi bir dönem yaşamaktadır. Bu döneme bir tür tepki olarak gelişen kültür eleştirisi 4i, Hans Freyer de bu eleştirel akımın bir taraftarı olarak değerlendirilmelidir- insanın lîioplumun endüstriden daha fazla zarar görmemesi için estetikçi değerlere yönelmiş bir eğitim anlayışmı tavsiye etmektedir.
Dar anlamda “Sanat Eğitimi Akımı”, İş Okulu (Arbeitschule) anlayışıyla özdeşleş-aektedir. İş Okulu aracılığıyla bir yandan endüstrinin çöküşüne neden olduğu halk sanat-taun canlandırılması, diğer yandan da yöntem olarak işin kullanılması suretiyle kişide temel güven duygusunun yaratılması ve yaratıcı düşüncenin gelişmesini sağlamak amaçlan-jakadır. “Sanat Eğitimi Akımı” ile aynı dönemde ortaya çıkan paralel bir kültür ve eğitim ituticeti olan “Kır Eğitim Yurtları” (Landerziehungsheimen) da hemen hemen aynı hedef-lae yönelmiş gözükmektedir. Diğer bir ifadeyle, “Kır Eğitim Yurtlan” da, tıpkı Sanat Eğitim Akımmda olduğu gibi, XIX. yüzyıl sonlannda onaya çıkmıştır ve her ikisi de endüs-lıileşnıenm doğurduğu yozlaşmaya, büyük kent kültürüne —asfalt kültürüne-, aşın birey-; seilığe, kapitalist ekonomi anlayışma ve felsefi bağlamda da materyalist, pozitivist ve me-; kınla entelektüalizme güçlü bir tepki anlammda benzer özelliklere sahiptirler. Belirtmek getekirki, bu akımlar yalnızca endüstrileşmenin ortaya çıkardığı düşünülen sorunlara bir ■ tepki hareketi olarak varlık kazanmış değillerdir. Yani bu akımlar bünyelerinde doğaya i Şiiliği-Rousseau'ya dönüş- barındırıyor olmaktan başka bir bütün olarak
lendiği aynı felsefe kaynağından güç alarak oıtaya çıkmışlardır. Bu hareketler o« ^ yanakları olan felsefi zemin itibariyle ve gerekse de taşıdıkları halkçı ve ulusalcı t anlayışlarıyla 1930’lu yıllarda çok güçlü bir kesimde ortaya çıkan “Nasyonal Sosy,| ideoloji ve gençlik hareketlerinin de esin kaynağı olmuşlardır. Ayrıca bu hareketijj, Hans Freyer’in siyasal, kültürel ve tarihsel kişiliğinin oluşmasında büyük birroljij||^ diğini de belirtmemiz gerekir.
Hans Freyer’in Görüşleri
Bu başlık altında Hans Freyer’in çeşitli konulardaki görüşleri ele alınacaktır. He; şeyden önce Hans Freyer’in çok yönlü bir kişiliğe sahip olmak yanında, aldığı biliast] fomaasyon, ilgi duyduğu bilgi alanları ve yazdığı yazılar dikkatle incelendiğinde, o ıfc. nemde etkisi azalmakla birlikte -çünkü onun döneminde uzman insan ve uzman kamt, etkili olmaya başlamıştır- bazı düşünsel gelenekleri sürdürmeye çalışan bir tavır insaj olduğu görülür. Onun çeşitli konulardaki görüşlerini; Siyasal Görüşleri ve Nazilerlelkj. kiler, Tarih Anlayışı, Bir Bilim Olarak Sosyoloji, K.Marks Eleştirisi, Toplum ve Deıleı.tu. layışı. Sanayi Toplumu ve Sorunları ve Türk Bilim Dünyasma Katkılar başlığı altında incelenecektir.
Siyasal Görüşleri ve Nazilerle İlişkileri
Bilindiği gibi gerek Alman felsefe siteminde ve gerekse siyasal eğilimlerinde kon-servatif bakış açıları hemen her zaman canlı olarak varlığını hissettirmişlerdir. Abı muhafazakarlığı, ya da daha etkili bir toplumsal ana tutumu ifade etmek üzere seçilen nasyonalizm kavramı -milliyetçilik ya da ulusalcılık ifadesi- çoğunlukla Alman insanı ile özdeşleştirilen bir özelliğe sahiptir. Alman insanından gözlenen bu ana tutum, siyasal ol duğu kadar, tarihsel, düşünsel, kültürel ve hatta askeri özelliklere de sahiptir. Öraejiıı Alman halkı da tarihsel olarak Avrupalı olmakla birlikte, İngiliz ve Fransızlar gibieıkiı bir devlet erkine sahip olmamıştır. Uzun zaman bu halk, devletin egemenliğinde ulus-devlet yapısına erişememiş, feodal yapılar biçiminde varlığını devam ettirmiştir. Vak® zamanlara kadar Almanlar, yaşadıkları tarihsel süreçte ne Fransız devrimi gibi etkilik değişim yaşamış ve ne de İngilizlerin “Manga Carta” sına benzer siyasal ve düşünseli» akit ortaya koyabilmişlerdir. Aynı zamanda Almanlar, Rönesans, Yeniçağ ve benzeri# şünsel, bilimsel ve sanatsal yaratılarda da muadilleri olan Fransız ve İngilizlerle kaış#* tmldığında öğrenci/çırak pozisyonunda yer almışlar ve bu dumm onlarda tepkici 1* duygunun -aşağılık
Ja Alman dilinin korunması, yabancı dillerin etkisinden kurtarılması ve yeni söz-
^Ijet üretilerek zenginleştirilmesi doğrultusunda çeşitli faaliyetlere başlamışlardır. Bu jjjliyet ve çabaların bir sonucu olarak Alman dilinin ifade gücünün arttırılması ve zen-jıdleştirilmesi için de felsefeden güzel sanatlara kadar tüm bilgi ve bilim alanlannda bu jlllıdin kullanılması sağlanmıştır.
Burada Wilhelm von Humbolt ve çevresinde oluşan ulusal duyarlılığa sahip düşünür ve siyasetçilerin çalışmalanna özel bir yer vermek gerekir. Çünkü onlarm çalışmala-n Alman diliyle ilgili onaya koydukları ile sınırlı kalmamış, aynı zamanda Alman ulusal [üjıliğinin düşünsel ve kültürel altyapısının oluşturulmasında da hatırı sayılır bir etki birikmiştir.
Aslında XVIII. yüzyılda başlatılan ve XIX. yüzyılda Yeni Hümanizma adıyla hızlan-üınlan Alman ulusal bilincini uyandımiaya yönelik çalışmalar, XX. yüzyılda daha da hızlanmış, Bismark’m ve Büydik Frederik’in devlet ve toplum anlayışlan ideal modeller olarak önerilmeye başlanmıştır. Alman idealizmi, ekonomide kameralist anlayışı, dış siya-sene genişlemeci ve sömürgeci askeri uygulamaları gündeme getirmiş ve Birinci Dünya Savaşı, bu anlayışın onur kırıcı bir denemesi olarak sonuçlanmıştır.
1918'de imzalanan Versay Antlaşması, Alman devletinin yayılmacı dış siyasetini bi-liıdiği gibi, Alman halkmda bilim, teknoloji ve felsefi çalışmalarda gösterdikleri başarı-(iaıı dolayı oluşan mağrur davranış formunu önemli ölçüde zedelemiş ve bu durum bir randan haUtm kendine güvenini kaybettirmesine neden olurken, öte yandan da yaban-0 düşmanlığını körüklemiştir. Bu bağlamda kendini gösteren güvensiz ve belirsiz ortam talaskâr’ zümreleri doğurmuş, bu zümreler içinde Nasyonal Sosyalistler ön plana çıkarak devleti güçlendirmeyi, ulusal onuru tamir etmeyi, kaybedilen toprakları geri almayı, ulusal kimliği tekrar güçlendirmeyi ve ekonomik refahı vaat ederek 1919 yılmda Alman Naaonal Sosyalist İşçi Partisini kurmuşlardır (NSDAP). Bu parti tek devlet, tek ulus, tek dJ ve tek ülke-ancak genişlemesi gereken, yaşam alanına (Lebensraum’a) gereksinimi cto-oluşturacaklarını söyleyerek çok sayıda taraftar toplamayı başarmıştır. Kısaca söy-iemekgerekirse, XVIII. yüzyılda başlayıp XIX. yüzyılda güçlenen ve XX. yüzyıl başlann-dadış dünyaya taşmaya başlayan Alman ulusalcılığı, 1919’dan sonra ırkçı eğilimlerle da-ka da şiddetlenmiş ve sağdan gelen devrimle (Revolation von Recht.s) iktidara gelmiştir. Bu parti daha sonra her konuda “tek” kavramına, “tek lider, führer” .sözünü ekleyerek militarist bir nitelik kazanmıştır.
Asbda titizlik, çalışkanlık, melodik tavır, bilimsel ve felsefi kıvraklık gibi olumlu eğiimler yanında, tahammülsüzlük, hoşgörüsüzlük, ırkçılığa açık kapı bırakan bir milliyetçilik anlayışı ve açık-kapalı bir yabancı düşmanlığı gibi olumsuz tavırlar da Alman kalkının tipik özelliklerindendir. Tarafımızdan olumlu ve olumsuz olarak nitelenen bu
lx;lirüTiek çalışmamızın sınırlarını aşacağından, konuyu genel batlarıyla Ö2etlem„| \ tinmek istiyoruz. Bilindiği gibi Alman halkı çok uzun bir zaman ulusal birli mamış ve ulus olma niteliğine sahip olamamış, bunları sağladıktan sonra da süre|(P* rak dış ilişkilerde başarısız bir tutum sergilemiş ve yabancılaşma korkusundan kurtulamamıştır. Bu durumun yarattığı aşağılık kompleksini aşabilmek için,
Ancak burada şu konunun altını çizmek gerekir. Milliyetçiliğin tarihsel ve kavraj,^ sal çerçevesinden soyutlanarak el alınması ve sosyalizmle barıştırılarak yeni birideoij. jinin temeline yerleştirilmesinin tarihsel kökleri olmakla birlikte, bu ideolojinin demo|( ratik kurallar çerçevesinde iktidara gelmesi, çok yeni ve hatta özgün bir uygulamadı, Fakat bu uygulama, kendini güçlü hissettiğinde demokratik çizgiyi terk etmiştir.
Nasyonal sosyalizmi destekleyen, hatta onu meşrulaştıran birtakım düşüncelev( ^ uygulamalar da mevcuttur. Özellikle materyalist yoaım biçimlerinin anması, sosyalıst-ko. münist politik düşünce ve eylemlerin yaygınlaşması, bireyci kapitalist ekonominin da)*. malan, mekanist tavırlarm başat konuma geçmesi; felsefi bağlamda irrasyonalizmi misi-sizmi ve idealizmi, sosyolojik anlamda ise yardımlaşma ve dayanışmayı, siyasal anbıtnj] ; da nasyonalizmin aklileştirdiği ya da kendine benzettiği sosyalizmi gündeme taşımıştır, fin siyasal anlayış, nasyonal sosyalizmin liderlik anlayışını, savaştan önce teknik lideri ve savaştan sonra da militarizmle beslenen karizmatik bir liderlik biçimine dönüştûımüştit
Asimda bütüncü dünya görüşüne sahip Alman düşünürleri, birbirlerinden oldiçı ! farklılıkları olan politik birikime ve görüşlere sahiptirler. Aynca bu düşünürlerden ta- I lan uluslararası üne de sahiptir. Bu düşünürlerin nasyonal sosyalist harekete doğnıdaj | ya da dolaylı (Hans Freyer gibi) destek vermeleri, bu hareketin bilime dayandığı düşün- j cesini gündeme getirmiş, “Nasyonal Sosyalist Politik Hareket” in tarafsız çok sayıda t ı şiyi etkilemesine ve onlar tarafından bu hareketin meşnı bir siyasal gelişme olarak algı- | lanmasına neden olmuştur. Aynca bireyi ve toplumu bir bütün olarak değerlendirdikle [ ri öne sürülen düşünürlerin ortaya koydukları siyasal ve toplumsal görüşler, naspnal sosyalist politiğe bazı bakımlardan uygun düştüğü içindir ki, onlar tarafından bu görüşler .sonuna kadar kullanılmıştır.
Liberal demokrat, sosyal demokrat, sosyalist ve muhafazakâr demokrat siyasilent ayrıca bu çeşit zihniyetlere sahip düşünür ve bilim adamları, Hans Freyer'i ve öncûliı ğünü yaptığı “Leipzig Sosyoloji Okulunu" da bu kategoride görmüşlerdir. HansFreştı ve Günter ipsen gibi Leipzig Sosyoloji Okulunun ilk kuşağında yer alan sosyologlar gn-bu, toplum içinde ortaya çıkan toplumsal farklılaşmaları toplumsal kriz olarak gönaiış-1er ve bunları toplumsal düşüncenin eyleme geçen yanı olarak değerlendinnişlerdir,8>
^j.^tırmacı-bilim adamı Müller’in de belirttiği gibi, Hans Freyer’in Leipzig ile ilişki-jj yaptığı doktora tezi ile başlamıştır (Müller, 1988:40). Ayrıca Freyer Leipzig’de
^lojinin çok önemli bir düşünce ekolü haline gelmesinde de etkili olmuş ve sosyo-ınjinao'üsü olarak anılmıştır.
Hans Freyer belki de bilinçli olarak böyle bir amaç gütmemiş olabilir, fakat sonraki çalışmalarında hareket noktaları, sosyolojiye verdiği anlam, toplumsal, ^,.jsil ve tarihsel düşünceleri sanki nasyonal sosyalizme bilimsel bir temel oluşturma ^jşesi taşıyormuş gibi bir izlenim uyandırmış ve birçok eleştirmen de Freyer'i bu yö-
değerlendirmiştir. Bu değerlendirmelerin hiç kuşku yoktur ki haklı yanlarının ol-^ söylenebilir.replika saat Örneğin Hans Freyer’in de içinde bulunduğu tarihsel so.syolojinin ön-gelen isimleri “konservatif devrimi” sosyolojik bir kategori olmanın ötesinde, sosyolojinin alı bir disiplini olarak tanımlamaya çalışmışlardır. Bu sosyologlar grubu, günün loplumsal krizlerini, diagnostik ve ampirik bakımdan temellendirilen sosyoloji görüşünün odağına yerleştirmek istemişlerdir. “Gerçekliğin Bilimi” olarak yapılan sosyoloji tanımı, bu görüşü güçlendiren bir özelliğe sahiptir. Sosyolojik kuram ve kavramsal siste-jutiği reddetmeden, tarihin sunduğu malzemelere belirgin düzen vererek bunlan “kon-enaül devrim” için bir çeşit enstrüman haline getirmek hem bu sosyologlar grubu ve lıeffldeHans Freyer için, istendik bir amaç olanak görülmüştür.
Sürekli olarak Nazilerle Hans Freyer’in ilişkisi söz konusu edildiğinde, Leipzig Sos-mlop Okulunun gündeme getirildiğine tanık olmaktayız. Hatta bu okulun tüm mensuplanma Nazi olduğu biçiminde bir iddia da öne sürülmektedir. Bu iddianın doğru yanla-n olmakla birlikte, bütünüyle gerçeği yansıtmadığı ortadadır. Şöyle ki Leipzig Sosyoloji Okulunun ilk temsilcileri; Hans Freyer, Günter ipten ve Arnold Gehlen’dir. İkinci kuşak iosvologlar grubu ise Helmut Sehelsky, Hans Linde, 'Walter HUdebrant ve Valentin Kari Müller'den oluşmaktadm. Bu iki kuşak içerisinde Nazi Partisine üye olarak katılan yalnızca Arnold Gehlen ve Helmut Schelsky’dir. Örneğin Leipzig Sosyoloji Okulu içerisln-lie yer alan diğer sosyologlar “konservatif devrime” sempati duyarlarken Hans Freyer’in doiflora öğrencisi olan Valentin K. Müller bir sosyal demokrat olarak yaşamış ve Nazi Plilisi ile arasına sürekli bir mesafe koymuştur. Leipzig Sosyoloji Okulunun ilk temsilcikti olan Hans Freyer ve Günter ipten de Nazilere karşı mesafeli davranan sosyolog-Wır, ancak bunların düşünceleri ile Nasyonal Sosyalizmin bazı bakımlardan uyuşması veodönemde bazı görevler almaları, Nazilerle bu sosyologlann uzlaşı içerisinde oldukta kanısını güçlendirmiştir.
Nasyonal sosyalistlerin iktidara gelmesiyle birlikte, özellikle solcu ve Yahudi kökenli olarak tanınan çok sayıda düşünür ve bilim adamı -içlerinde sosyolog ve psikologlar da vardır-ya ülkeyi terk etmiş, ya da mevcut görevlerinden alınmışlardır. Örne-ğiııNasyonal Sosyalistlerin güçlendiği yıllarda Kari Mannheim, Max Wertheimer, Kurt talin ülkeyi terk etmiş, Alfred Weber gibi bazı düşünürler de Nazilerle işbirliğinimenliğinin sürdüğü dönemde Alman aydınlarının Nazilcri, ki durumu şu şekilde özetlenelıilir:
a)Nazi rejimine karşı yıkarak ülkeyi terk edenler.
b)Nazi rejimini benimsemediği ve onlarla ilişki kurmadığı için görevden
c)Naziler karşısında taınfsızlığını ilan edenler.
d)Nazi rejimini selamlayarak bir anlamda bu rejimin emrine girenler
e)Düşünce bağlamında yeni rejime hizmet edecek doneler hazırlayanlar, rekete bizzat katılmayarak mesafeli bir ilişki sürdürenler. (Hans Freyer gibi).
Hans Freyer, hiçbir zaman yeni rejim (Nazi Rejimi) karşısında eleştirel bir kınmadığı gibi, devletin gücü ile ilgili olarak da kesin bir tavır almayarak kararsı,||^ sürdürmüştür. Yeni rejim olarak görülen Nasyonal Sosyalizmin; halkın birliği, (jç,,. ' tekliği ve liderlik konusunda öne sürdüğü görüşler ile Hans Freyer’in bu konuları^ görüşleri arasında bazı bakımlardan uyumluluk olduğundan, Sosyoloji Demeğinin ticiliğine gelmesine Naziler sıcak bakmışlardır ve o da .sözü edilen yöneticilik dönemjj de bilimsel-siyasal çalışmalarıyla Nazi rejimine katkılarda bulunmuştur,
Nazi döneminde yeni rejime çeşitli boyutlarda katkıda bulunan tek kişi Frey&ıj, ğildir. Ayrıca yeni bir toplum modeli yaratılması konusunda Üçüncü Reich’m hizmctjı, doğrudan giren ya da ona çeşitli önerilerle destek veren çalışma grupları arasında jjj, ‘ nızca sosyologlar da yer almamıştır. Yukarıdan aşağıya doğru hareket ederek toplan, yeniden kurmayı amaçlayan ve bunun propagandasını yaparak halkın istencini değişt. meyi sürekli gündemde tutan bu “muhafazakar devrim", çok sayıda filozof, bilim adar, : ve .sanatkâr tarafından desteklenmekle kalmamış, ayrıca onlar bu devrime ümit dehj. ^ lamışlardır. Bu anlayış içerisinde en tipik örneklerden birisi, o dönemde Freiburg ['m. ; versitesinin Rektörü olan filozof Martin Heideger’dir (Korte, 2006:130).
Bazı düşünürierin doğrudan, bazılarının da -Hans Freyer gibi- dolayb birbiçmir Nasyonal Sosyalizme arka çıkmaları için uygun koşullann bulunduğunu belinmelşiı Alman halkınm birliği, devletin güçlü olması ve liderin etrafında birlik ve betabeıliğ! sağlanması. Birinci Dünya Savaşı ve onu takip eden dönemde yaşanan siyasal çaişna-1ar ve ekonomik kriz Nasyonal Sosyalizmin söylemlerini ön plana çıkarmıştır. Nasjoıal Sosyalistler, Birinci Dünya Savaşı ve ekonomik kriz (1929) sonrası ortaya çıkan topfc sal bunalım, güvensizlik, onur kırıcı antlaşmalar, toplum kesimleri arasındaki faıklıla,(-malar ve açlık karşısında; iş, ekmek, güvenlik, düzen, istikrar ve nilıayet gerek bireyi? gerekse ulus olarak kendine saygı vadeden bir toplumsal vizyonu gündeme getiımşleı-dir (Kotre, 2006:130). Bundan dolayı çok sayıda in.san bu hareketi desteklemiş ve om gönül bağlamıştır.
Gerçekte Hans Freyer, hiçbir zaman katı bir Nasyonal Sosyalist yandaşı olm» tır. Ancak onun 1920’cien sonra yazdığı yapıtlarında savunduğu görüşler ile Nasyoı»! Sosyalistlerin siyasal anlayışları arasında benzer yanlar bulunuyordu. Başkabirdeyışk, Nazilerin savunduğu lider (Führer) tipi, toplum ve devlet modeli, Hans Freyer'inçalş malarmdaki bilimsel terminolojiye uygundu. Na.syonal So.syalistler ile Hans Freyer» sındaki paralelliği biraz daha açmak gerekirse, 1920’lerden önceki dönemlerden» Freyer’in çalışmalarındaki ideolojik ifadelerin, 'Weimer muhafazakârlığına uygun diış® bir üslup ile yazıldığı görülür. Fakat 1920'lerden sonra Freyer’in savunduğu ortak dil,n rih ve politik birliğin temeli olarak “kan ve ırk birliği" nin gösterilmesi, özellikledebı

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder