maca bitkisi

27 Ağustos 2015 Perşembe

replika saat ve sosyoloji bilgimiz


replika saat ve sosyoloji bilgimiz sipsi kesimlerde değil, halk kesimlerinde de çok sayıda yandaşı Nazilerin saf-katmıştır. Tüm bunların yanında. Almanca konuşan Avrupalı halkların aynı bay-ulıında toplanma amacının güdülmesi, merkeziyetçi bir yönetim anlayışı içinde çe-[lisosyal grupların integrasyonu ve halk-devlet-lider üçlüsünün ön plana çıkarılması, eleştirmenler tarafından Freyer’in görüşleri ile Nasyonal Sosyalistlerin politik emel-Ijjjiasmdaki yakınlığı göstermesi bakımından yeterli deliler olarak görülmüştür. Hans fK)fl'in "Prometlıeus, Der Staat ve Theorie des objektiven Geistes” isimli yapıtlarında jiulıiar sözcükler olarak kullandığı “Geist (Tin_Ruh), Führertum
(Liderlik), Führer (Li-ıjj,),\ölk(Halk), Blut (Kan), Rasse (İrk), Krieg (Savaş), Macht (Güç) ve Staat (Devlet)” jb karamlar, devrimciler, ulusal devrimciler ve Nasyonal Sosyalistler tarafından kulla-jjnıış, fakat Nasyonal Sosyalistler için bu kavramlar yaşamsal öneme sahip buluşlar bi-jBİndealgılanmışür,
Yapıtları Naziler tarafından beğenilerek kullanılan Hans Freyer'in, düşünce bağla-jjıda onlarla fazla bir sorununun olmadığı anlaşılmaktadır. Fakat aynı şeyi uygulamalı! İçin söylemek zordur. Çünkü Nazi hareketine üye olmadığı gibi, bu hareketin düzenlediği e)'lemlere de katılma gereği duymamıştır. Zaten Freyer, Naziler iktidara geldikten an, uzun zaman Leipzig’de kalmamış, 1938’de konuk profesör olarak Budapeşte’ye jbhİş ve 1944 yılma kadar burada kalmıştır. Freyer'in, Budapeşte’de bulunduğu yıllardı çok sayıda bilim adamını ve bu arada sosyologu koruduğu öne sürülmektedir. Bazı üjMiacılar bu ilişkiye kuşkuyla yaklaşırlarken (Korte, 2006:130), bazdan da onun bu Bilini akdirle karşılamışlardır.
Tarih Görüşü
Hans freyer, insanlığın, klasik tarih anlayışı bakımından üç büyük uygarlık döne-lyaşadığını öne sürmektedir. Ona göre bu dönemler; Eski Doğu, Klasik İlkçağ (Antik-pg)ve Bau uygarlıklarıdır. Bunların birbiri ardı sıra gelmesi, in.san yaşamı, günün akışı )5da mevsimlerin birbirini kovalaması gibi algılanabilir. Eski Doğu (Hint-Çin uygarlığı donemi), zihinsel gelişim bakımından insanlığın şafağı, ya da çocukluğu; Antikçağ; in-sıiğın gençliği, ilkbaharı, güneşli sabahı; Batı uygarlığı ise öğlen vakti, ergenlik çağı ttolgunluk dönemidir. Yeniçağ ile Yakınçağ insanlığın akşamı, sonbahan ya da ihtiyar-olarak görülmüştür. Hegel’in dediği gibi, “Doğu’da dünya tarihinin güneşi doğar Bantlıda batar. Bu imajla dünya tarihi, içinde her şeyin bir yeri bulunan bir tek yaşam, *®tokgün ve bir tek süreç olarak bu şekilde
hakkındaki imaj bütünüyle şekil değiştirmiş bulunuyor. Doğa bilimlerinde ramsal fizikte Wemer Heisenberg’in dediği gibi “temeller değişti”. Hans Freyer’
doğa bilimlerinde, özelliklede kuramsal fizikteki dramatik değişmelerin ben^ejj H
ve tarihsel bilimlerde genel bir zihniyet (geist) değişirrıi biçiminde olmamıştır, rak klasik fizikten söz ettiğimiz gibi, aydınlanma ile başlayan klasik ve romantik leri XX. yüzyılın başlarında iyice işlemeye başlayan dönemi de, tarihsel bilimlerjr|^ çağı olarak niteleyebiliriz. ^
Aydınlanma çağı, dünya tarihinde .savaşan, yükselen, kendini kabul ettiren v nunda zafere ulaşmayı amaçlayan aklın egemenliğinin sürdüğü tarihsel bir dönemi,, dır. Bu dönem iasanının hedefi, yeryüzündeki tüm yapıp etmelerini aklın ilkelerinç*'^ gun bir biçimde düzenlemekten ibarettir, Bu bağlamda tarihin var oluş amacı, ile,|J yi sürekli olarak basamak basamak gerçekleştirmektir. Tarihin gerçek anlamı bu ğundan, bu noktadan yola çıkılarak dünya tarihinin yeni bir imajı yaratılabilir.
XIX, yüzyılda idealist felsefe, romantik dönem ve daha sonraki yıllarda güçlü bji,^ çimde ortaya çıkan manevi bilimler hareketi ile bunun önemli bir parçası tarih okulu ve tüm bunlan ifade eden Yeni Hümanizma hareketi, sini bazı bakımlardan çok ağır eleştirilere tabi tutmuş, fakat “dünya tarihinin aklın la^ olduğu görüşünü” korumayı da sürdürmüştür. Yeni oluşan dünya görüşleri ve aydoiir. ma, insanlığın her devirde, her kavimde makullüğünün yeni yeni ifade şekilleri buMuj,, daima yeni yaratmalar için hamleler yaptığı ve insanlığın kültür içeriğinin bu haıjlelöii; çeşitliliği sayesinde ifade edilebileceği düşüncesini katmıştır (Freyer, 1957:10),
Hans Freyer’e göre XIX. yüzyıl sonu ile XX. yüzyılm başlarında tarih konusat yapılan çalışmalarda, özellikle de Ranke’nin çok önemli bir yapıtında, dünya san ömrüne ya da doğa olaylarına benzeten klasik tarih görüşü çürütülmüş ve karşısma yeni bir tarih anlayışı çıkarılmıştır. Yeni tarih anlayışı tek hat ü rek ilerleyen bir görüşü reddeder. Aynca bu tarih görüşü, bk takım kuramsal “konsti siyonlardan” çıkarılmış bir anlayış içermez. Aksine o, belirgin deneyimlerle besleneni' la yakm, hatta zorunlu bir anlayış biçiminde gelişmiştir. Bu bağlamda tarih felsefesi, ı kı modem doğa felsefesinin fizik ve biyoloji deneyimleriyle mümkün olabileceğine b zer şekilde, ancak tarihsel olayları araştırma ile sıkı sıkıya bağlandığı müddetçe akla)i laşabilir (Freyer, 1957:11).
Gerçekte günümüzün tarih anlayışı, tek boyutlu ve tek formüllü dünya göhijiî geride bırakarak genişlemiş ve derinleşmiş bulunuyor. Göethe’nin dönemindeki Bil imajına uygun düşen, “Kim ki üç bin yılın hesabını vermekten acizdir, o, bıanlıktaısi-sız kalır, ancak günü gününe yaşayabilir” görüşü, tarihi, 1200’lere geri götürmekifi' Halbuki bugün süre bakımından kavranabilen tarih iki katına çıkmış gözüküyor. tarihsel araştırmalar insanlığın tarihini çok eskiye doğru götürdüğü için, İsrail veCıtk lerle başlatılan tarih anlayışı büyük ölçüde sarsılmıştır.
-,unu ortaya koymuştur. Bu anlayıştan hareketle diyebiliriz ki, insanlığın önce bir ço-^Ijuk, .sonra gençlik, daha sonra olgunluk ve şimdi de ihtiyarlık çağını yaşadığını id-Jİ3 etmek doğru değildir. Bu iddianın yerine kısmen arka arkaya, kısmen de yan yana göstermiş ve her biri kendi yolunu tamamlamış olan bir hamleler ve bağımsız kül-ıjijler çokluğu görülmektedir. İçinde her bir saatin belirli bir yeri bulunan gün akışı ye-bir şurasında bir burasında tarihin baş gösterdiği, tarihin sona erdiği uçsuz bucak-bir mekân geçmiştir. Tıpkı kozmozda yıldızlara ait oluşlarm, devrelerin örneğin par-Ijpn yıldız, parlak güneş ve sönmüş kitle olarak her an yan yana gerçekleşmesi gibi (Tısyer, 1957:12-13).
Hans Freyer’i de etkileyen ve çağdaş tarih filozofları olarak ün kazanmış bulunan Oswald Spengler ve Amold Toynbee gibi düşünürler de tekçi ve birlikçi tarih görüşüne kaışı çoğulcu (plüralist) tarih anlayışını savunmuşlardır. Bu düşünürlere göre dünya talihi, şimdiye kadar gelip geçmiş sekiz yüksek kültürün biyografisine ayrılmıştır. Bu ayrılış gösteriyor ki, dünya tarihinde çocukluktan gençliğe, gençlikten olgunluğa ve niha-şTüşaşlıhk dönemine giren ve birlik manzarası gösteren evrimci bir değişim, yani aynı Buhiyetin -yaratılışm- derecelenmesi olarak da ifade edilebilecek olan Darsvinci bir tarih anlayışı söz konusu değildir. Başka bir ifade ile aynı çizgi üzerinde yürürken zikzaklar çizen ancak sürekli olarak basitten karmaşığa ve zayıftan güçlüye doğru yürüyen bir laıih anlayışı doğru değildir.
Spengler, Toynbee ve Freyer gibi düşünürler tarafından savunulan dünya tarihinin, dolayısıyla kültürler ve uygarlıklar tarihinin çoğulcu yaklaşımı; tarih felsefesiyle ilgili dünyada kendine özgü karakterlere sahip ve iç gelişmelerini gerçekleştirmiş birçok kapalı kültür ve ulusun varlığı üzerinde yapılan araştırmalarla ortaya çıkan ayrıntılar tarafından bütünüyle desteklenmese de, genel olarak kabul gönnüştür. Bu düşünürlere göre kesin olarak insanlık tarihi tek bir hat üzerinde yürümemiştir. İnsanlık tarihinde çok sayıda güçlü, cılız, silik, parlak ve koyu haller, tek tek hatlar, birleşen ve yoğunluk ka-anan, biri sönünce diğeri ışıldayan, yan yana karşı karşıya gelen olaylar yaşanmıştır.
Hans Freyer’e göre tarih aleminde teker teker kültürleri, hatta belirli kültür çevre-Iniraaşan ve bunlar arasında evrensel ilişkilere neden olan bir takım büyük olaylar, çok höyük alanlara, büyük zaman dilimlerine, örneğin yüzyıllara, bütün bin yıla yayılan açılımlar ve toplanmalar vardır. Başka bir deyişle dünya tarihiyde ilgili öyle durumlar vardır ki, bunlarda çeşitli güç odakları ve güç alanları her zaman var olmaktan başka birer çokluk olarak görünürler, fakat bunlar o kültürün içinde birbirlerine karşı açıktırlar, öyle ki, kısmi mekânlarda meydana gelen tarih hareketleri soyutlanmış olarak düşünülemez,
İasanlık öyle yüzyıllar yaşamıştır ki, burada dünya tarihinin özetini bulmgij kündür. Sekiz uygarlığı ve onlara paralel, ya da karşıt parlayıp sönen, birlikte ^ ve sönen yıldızlar görünmüştür. Bu arada çağa yön veren kişilerden de söz etmeij rekir. Bu kişilikler, zamanı aşan özelliklere sahiptirler. Örneğin II. Friedrichve I. İnnozens gibi.
Hans Freyer tarafından öne sürülen dünya tarihin özünü oluşturan ve havasım
nın özünü yansıtan bu iki temel niteliğe üçüncü bir pozisyonu eklemek gerekir, göre üçüncü pozisyon ya da güç kaynağı üstün niteliklere sahip “kişilikler” dir. Bu|(ij| İlkler yüzyıllara yön veren önderlerdir.
Hans Freyer’in tarih anlayışında (imajında) iki dönem bulunmaktadır. Bunlarda^ birincisi XIX. yüzyıldan önceki tarih dönemidir ki, bu dönemde ortaya çıkan çqitli lu. reketler bütün yerküreyi kapsayacak biçimde olmamış, yani evrensel bir nitelik kazam, mamıştır. Fakat XIX. yüzyılda başlayan Endüstri Devrimi, dünyada ilk kez, evrensel kap.replika saat sama sahip bir hareket olarak dünya tarihini yeniden kurmaya yönelmiştir. Diğer bir de-yişle, 1800’e doğru Avrupa’da başlayan Endüstri Devrimi ile ilk kez evrensel karaktere sahip bir dünya tarihi oluşmaya başlamıştır. Bu yüzyıldan itibaren Endüstri Devriminı, gerçekleştiği ülkelerde yeni bir yaşam düzeninin temellendirildiği ve bu yaşam düzeni, nin XX. yüzyılda gittikçe güçlenerek büyük kara parçalanna yayıldığı, gelecekte de insan soyunun bu gelişmeyi bütünüyle bir çeşit kader biçiminde algılayacağı düşünülmelidir (Freyer, 1957:15)-
Gerçekten de XIX. yüzyılda başlayan Endüstri Çağı, insanlığın yaşadığı öteki devrimler göz önüne alınırsa, sahip olduğu çok farklı özellikleriyle kendini kabul ettiraıij gözüküyor. Öyle ki, Fransız Devrimi, daha sonraki yıllarda ortaya çıkan sosyalist ve ukı-,sal devrimler ve daha önce insanlığın bir kısmmın kabul ettiği evrensel mesajlı dinlerin yarattığı yeni yaşam biçimleri, sanayi devrimi gibi herkes tarafından böylesine kabul görmemiştir. Aydınlanmanın mekanist-bireyci eğilimlerine, kapitalist sanayi hareketinin bireyi kendine ve sınıfına yabancılaştıran aşırılıklarına karşı çıkan düşünürler ve kitlesel hareketler sıkça görülmüştür. Bilindiği gibi bu karşıt hareketler, söz konusu devrimin yanlış uygulamalarını eleştiriye tabi tutmuşlar, fakat hiçbir zaman Endüstri Devriniinin özüne karşı olmamışlardır. Bugün de insanlığın bu konudaki kanısı değişmiş gözükmüyor
Freyer’in ısrarla belirttiği gibi üzerinde yaşadığımız gezegenin manzarası, endüsai sisteminin empoze ettiği yaşam biçimine geçişten dolayı şimdiye kadar görülmemiş ölçüde değişmiş bulunuyor. Kuşkusuz bu değişim süreci gelecek kuşaklarda daha da anarak sürecektir. Herhalde aynı büyüklükte bk dünya tarihi dönüm noktasına rastlamak için, insanlık tarihinde çok gerilere gitmek gerekir. Belki de ilk
tek bir “tansiyon" alanı olarak toplanmış ya da toplanma yoluna girmiş olması-lıem bu ifadelerle ve hem de XIX. yüzyıl pxazitivist yazarlarınm iddia ettikleri giyilin ulaştınna ve ticaret sistemleri giderek ortak bir insanlık birliği doğuracağı ve da doğa yasalanyla ilgili bir zorunluluk olduğu görüşü yanlıştır. Çünkü tarihin ya-l,yf,a uygun değildir. Öyle ki, tarih bu kadar ba.sit bir rasyonalleşmeyle izah edilemez, dünyasında yerleşmiş güçlerin ve kültürlerin yarattığı çoğulculuk önemli ölçü-^jjjlnuşya da bütünüyle sönmüş değildir. Bu çoğulculuk dinamik özelliğiyle evrensel İdeleri, liatta ayrımlan yakalayıp onlan çeşitli biçimlerde içten işlemeye uygun bir nite-s;ihip olduğundan, gelişmelere açık bir özellik de sergiler (Freyer, 1957:8).
Görüldüğü gibi Hans Freyer, günümüzde çok şiddetli bir biçimde tartışılan, hatta ^■ai; ptışmalara neden olan küreselleşme ile ulusalcılığın, başka bir deyişle küresel piçlerle ulusal kurum ve değerlerin arasındaki aykınlığı ve bunun ilerideki yıllarda ça-tşınup dönüşebileceğini 1950’li yıllarda ortaya koyma başarısını göstermiştir. Ayrıca Fte^vr, bu kadarla da yetinmemiş, yani geleceği tahmin etme ile birlikte, bu konuda jlmması gerekli önemleri kendi mantık dokusuna uygun bir biçimde sıralamış; insanlığı, özellikle de ulu.slan uyarmayı önemli bir görev biçiminde değerlendirmiştir.
Hans Freyer’in 1950’li yıllarda çok tehlikeli bir gelişme biçiminde değerlendirdiği küreselleşme olayının temelinde, çeşitli alanları —sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi alanlan- içine alan evrensel bir yapısal sistem oluştumıa düşüncesinin bulunduğu, bugün de artık ekonomik, siyasal ve askeri güçler kullanılarak diğer uluslara dayatıldığı olanca açıklığıyla ortaya çıkmış bulunmaktadır. Gerçekte küreselleşme olayı, birbiriyle çeşidi yönlerden bağlantısı ve ilişkisi olan, dört ayrı amacın her düzeydeki ulusal yapılıra karşı birleştiği bir ideoloji olduğu görülmektedir. Bu ideolojinin amaçlannı, tarihsel oluşum süreci de dikkate alarak şu şekilde ortaya konmak mümkündür:
alTliomas von Aquin tarafından geliştirilen dünyanın bir “monark” tarafından yönetilmesi ve bu monarkın hem dini hem de dünyevi iktidan temsil etmesi. Bu temel gö-lüş, laik devlet ve seküler toplum anlayışına karşı bir eğilime sahiptir. Günümüzde de bu görüşün etkili yandaşlan vardır. Dinler arası diyalog ve insan hakları gibi amaçlar içerisinde bu görüş tepki çekmemesi için saklı tutulmaktadır.
b).Marksist anlayışa dayalı küresel bakış açısı da sınıfsal yapılaşmanın evrenselliği bağlamında yine Hans Freyer’in ‘‘yerli çoklukçuluk" görüşüne karşı bir harekettir. Fakat Bau düşünce standardının ve amaçlı davranışın dışında bir hareket olduğu için, günü-nıûzde fazla bir yandaşı kalmamıştır.
c)Özellikle XIX. yüzyılda ortaya çıkan pozitivist felsefeye bağlı bireyci siyaset ve onun ekonomik uygulaması olan liberal kapitalist ekonomide ulusal smırlann dışına taş-ntıyuraaçlayan şirketlerle küreselleşmenin en belirgin uygulaması günümüze damgasını vurmaktadır.
Hans Zehrer, Leipzig Üniversitesinde genç ama kendini kanıtlamış bir sosy„j^ profesörüdür. O, entellektüelliğin idealize ettiği devrim anlayışım açıkladıktan soı^j sağdan gelecek devrimin bilimsel temellerini oluşturmaya yönelmişken, onunbuçj(^ larıyla eş zamanlı olarak Freyer, “halk devrimi (Volkische Revalution) ile ilgili gel,^ lere zemim hazırlayan kışkırtıcı bir eser olan “Gerçekliğin Bilimi Olarak Sosyolog'adj da bk kitap yazmıştı.
Bu kitap -Soziologie als Wirlichkeitswissenchaft- kummsallaşmış Alman akaı^ çevreleri tarafmdan hoş karşılanmamış, fakat politik sağ ve politik sol entellektûelçt,. reler tarafından hararetle alkışlanmıştır. Aynı günlerde K. Mannheim tarafından ‘lde4 gie und Utopie” adı altında çok önemli bir kitap daha yayınlanmıştı. Freyer'in bdiıjj tutumuna, özellikle de sosyoloji bilimine iki yönlü bir görev vermesine -gerçeği anşt, ma yamnda ahlaki bir görevinin de bulunmasına, yani, Sein (olmak) ve Sollen (mecljjı olmak) biçiminde bir görev üstlenmesine- karşılık K. Mannheim, ikircikli bir tutunıtakınmıştı. O, sosyal ve politik bilginin bilinçli ve katılımcı temellerini araştırmak geıth ğini vurgulayarak, “bilgi sosyolojisine” ulaşmayı düşünürken, Hans Freyer, sosyolojiyi bir etik bilimi (Ethoswissenchaft) olarak gönne (Pels, 2000:99) yamnda, gerçeği araştı-maya yönelmiş bir gerçeklik bilimi şeklinde değerlendirmek istemiş ve böylece sosyo loji bilimine iki ayrı yön ve boyut katmıştır.
Gerçekliğin Bilimi Olarak Sosyoloji Anlayışı
Bilim olarak sosyoloji, A. Comte ve W. Dilthey’e gelinceye kadar çokönemliş malardan geçmiştir. Bu bilimin adı konmamakla birlikte Platon ve Aristo gibi düşiinit lerin sosyolojik düşünce için temel olabilecek olgunlukta düşünce üreüminde btılunM lan, özellikle de günümüz sosyolojisinin önemli inceleme konulan olarak ele alınan toy lum ve devlet gibi yapıları araştırdıkları bilinmektedir.
Ortaçağ’ın Hıristiyan papazlarından A. Augustinus, Thomas von Aquin; İslam d» yasından Farabi, İ. Sina ve İbni Haldun gibi isimler, sosyolojinin bilimsel karakıe® oluşumuna katkıda bulunmuş kişilerden
Burada daha fazla ayrıntıya girmeden diyebiliriz ki, XIX. yüzyılda ortaya çıkmış bilimlerden biri olan sosyoloji, önceleri bütünüyle doğa bilimlerinin yöntemleri-
jjluıUanarak toplumsal olay ve olguları bir eşya gibi ele almaya çalışmış ve zaman içersinde bu eğilim, kendi içerisinde çok önemli farklılaşmalar yaşayarak birbirine aykın jıjrekedere yönelmiştir. Bu hareketlerden birisi de Dilthey-Weber tarafından temsil edilen‘Verstelıende Soziologie” -anlayıcı sosyoloji- akımıdır.
Bilindiği gibi eski idealist felsefenin yaratmış olduğu düşünsel gelenek, hiçbir za-lunbiiıiinüyle kaybolmamış, ancak Hegel’den sonra, özellikle Alman sosyal felsefesi önemli ölçüde doğa bilimlerini temel alan kozal düşünüş biçiminin etkisi altına girmiş-nr.‘Fakat iarilı ve sosyoloji bilimleri için XIX. yüzyılın sonlarına doğru, doğa bilimleri İe manevi bilimler arasmda bilgi kuramı bakımından fark gözetilmesi düşüncesi taraftar loplamaya başlamıştır. Droysen’in 1868'de ‘Grundriss der Historik’ adlı yapıtmda belftt-miş olduğu fikirler, daha sonra W. Dilthey, Windelband ve Rickert gibi fikir adamları ta-nftndan devam ettirilerek geliştirilmiştir” (Çağatay, 1968:16).
Aslında felsefi düşünüşün önemli ölçüde itibannı kaybettiği, kültür bilimlerinin de loğa bilimleri yöntemiyle hareket eden ampirizm tarafmdan geriletildiği düşüncesinin egemen olduğu bir dönemde, yukarıdaki filozofların başlattıklan hareketin çok yavaş leıiemiş olması anlaşılabilir bir durumdur. Diğer Batı ülkelerinde çok az yandaş topla-)nı bu hareket, Almanya'da bir hayli taraftar toplayabilmiş ve karşıt hareket olarak üç yönlü bir özellik kazanmıştır. Bunlar anlayıcı sosyoloji (M. Weber), Formal sosyoloji (Smmel) ve cemaat ve cemiyet sosyolojisi (F. Tönnies) olarak üç kategoride değerlen-diıilebilir.replika saat Bu üç sosyoloji anlayışı arasındaki benzerlik, onların birbirlerinden aynlmala-nııa neden olan öğelerden daha fazladır. Özellikle Simmel'in sosyoloji anlayışı ile (Lech-le, 2006:388) F. Tönnies’in toplumsal ‘konstrüktionları’ arasındaki benzerlik, Hans Fre-yerin sosyoloji anlayışını belirleyen faktörlerden biri olması nedeniyle çok önemlidir.
Max Veber, Othmar Spann ve Hans Freyer gibi sosyologlar, W. Dilthey’in geliştir-•liği ve beşeri bilimlerin kendine özgü yöntemi olarak takdim ettiği "anlayıcı sosyoloji” *kolü, içinde bulunan sosyologlardan
miş bir dünyadır. Bu dünyayı meydana getiren öğeler içten yaşanarak gelişij)(| \ li biçimleri aldıkları için, manevi bilim de anlayıcı olmak zorundadır Aslında Dilthey’in sosyal olayları anlama amacı taşıyan manevi bilimi sosyo] kolojinin hatta antropolojinin karışımından oluşmuş bir bilimdir. Fakat bu yaij/ sayıda bilim adamını, özellikle de sosyologu etkisi altına alabilmiştir.
Hans Freyer'den önce Dilthey’in etkisini yansıtan so.syologların başında ber gelir. Weber, toplumsal eylem, başka bir ifade ile so.syolojinin konusunu olu yedi kategoriden söz etmektedir. Bu kategoriler şunlardır; Psikolojik duyma, l)u|(j|^ davranış, cemaat davranışı, toplum davranışı, anlaşma, kurumsallaşma ve bağı|„|||. (Weber, 1973:85). Bunlar toplumsal eylemin çeşitli formları olarak da değerlendırjjdj^ lir. Sosyoloji biliminin görevi de toplumsal eylemi “anlamak”tır.
Anlayıcı sosyoloji, bireyi ve bireyin davranışını temel birim ya da atom olaıalj bul eder. Anlama kavramı Almanca “Verstehen”in klasikleşmiş tercümesidir. M. tPebej), düşüncesi şudur; “Biz tabii hadiseler alanında müşahede edilen düzenlilikleri, tiksel biçimi ve nitelikleri önermelerle anlayabiliriz. Başka bir deyişle, olgulan mızı hissedebilmek için, onları deneyle doğrulanan önermelerle açıklamamız gerel® Demek ki, anlama dolaylıdır, kavramlar ya da ilişkiler yoluyla olur. İnsamn davranışıij. nusundaki anlama dolaysızdır; Bir hoca dersini izleyen bir öğrencinin davranışını ajljj yolcu bindiği taksinin sürücüsünün kırmızı ışıkta neden durduğunu anlar:.. Buduruj. larm anlaşılması için çok fazla deneye ihtiyaç yoktur. İnsanın davranışı, insanların bei bir bilince sahip olmasına bağlı özünde bir anlaşılırlık onaya koyar. Toplumsal dana, nışlar, insan gerçekliğinin bilimlerin kavrayabileceği, anlaşılır bir dokm içerirler. Buaj-laşılırlık, sosyolog veya tarihçinin davranışları sezgiyle anladığı anlamına hiç gdıueı Tam tersine o, bunları metinlere ve belgelere göre yavaş yavaş ve yeniden oluştunır' (Aron, 1986:486).
Weber’e göre biz insanlar anlama yeteneğine sahip \-arliklar olduğumuzdan, ‘öıifl-melerin” aracılığına başvurmadan da benzemeyen olayları açıklayabiliriz. İasani gerçflı liği konu edinen bilimlerde iki yönelim birbirlerinden ayrılmaktadır. Bunlardan birisi tarihe, yani lıiçbir zaman iki kere görülmeyecek olayların anlatımına, İkincisi ise sosyolojiye, yani toplum,sai kunımların kavramsal olarak yeniden kurulmasına ve bunlann işleyişine doğrudur. Bu iki yönelim birbirinin tamamlayıcısıdır (Akyüz, 1992;47-48).
Dilthey’in “manevi bilimler” anlayışına ve anlayıcı sosyoloji görüşüne yakın dun» Hans Freyer, gerek “Gerçekliğin Bilimi Olarak Sosyoloji” adıyla yayınladığı ünlü yapıtında ve gerekse “So.syolojiye Giriş” adını taşıyan çalışmasında, bu ana düşünsel eğilimin önde gelen temsilcilerinden biri olan Max Weber’in büyük ölçüde etkisinde kaldığı görülmektedir. Ünlü yapıtı olan “Gerçekliğin Bilimi Olarak Sosyoloji” adı bile, Weberi ta-tırlatmaya yetecek bir delil olarak değerlendirilebilir.
\
replika saat sundu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder