maca bitkisi

27 Ağustos 2015 Perşembe

replika saat ve sosyoloji bilgiler


replika saat ve sosyoloji bilgiler Süsyal gerçeklikle ilgili konular araştırılmak isteniyorsa, modem bilimin zorunlu ola-|,jl; kendi kendine yüklediği “değer gözetmeme” kuralı daha da önem kazanmaya başımı çısyoloji de bilim olarak kuruluşundan bu yana bu kurala uymak zomnda kalmıştır, pj so-syolojinin kurucuları bu konuda şöyle demektedirler: “Tabiat biliminin kendi jfjştınııa alanında ne vakittir örnek olarak almacak tarzda erişmiş olduğu objektifliğin ayının loplum olaylarını bilim yönünden incelerken de erişilmelidir. Sadece siyasi görüşle-n milli motifleri bir yana bırakmak yok. Tabaka yahut sınıf bağlılıklanndan sıyrılmakla olmaz. Bu zaten şart. Üstelik sosyolog, toplum duaımlannın, yeni yeni şekiller aldıkça, jdişikçe bu durumlar içinde yaşayan insanları alın yazısını, tabii bu arada kendi ahn ya-aanı da kesin olarak belirlediğini de bir an için unutmasmı öğrenmelidir. Çok kez den-ılijigibi, .sosyolog, insan topluluklarını incelerken tıpkı an yahut kunduz toplumlannı in-celij'oraıuş gibi davranmalı, hislere, duygu unsuruna yer vermemelidir” (Freyer, 1954:47).

Doğa bilimlerinde çalışan bilim adamlarının ve sosyolojinin kunıculan arasında yer alan ilk sosyologların, sosyolojiyi önemli ölçüde doğa bilimlerine yaklaştıran görüşlerini bu şekilde özetleyen Hans Freyer, özellikle sosyolojiye egemen olan pozitivist-deter-minisı anlayışı eleştirerek şunları söylemektedir: “Şunu hatırlamalıyız ki, bilimdeki bu laklaşımı tam olarak uygulamaya geçirmek çok zor, özellikle sosyoloji için olanaksız bir taudur. Halta böyle bir anlayış, insanın doğasına uygun olmayan bir gerçekten aynl-ma(absıraktion) olarak da görülebilir. Gerçekte insan makine değildir. Çünkü insan, doğal yapısı gereği, içinde yaşadığı toplumun gerçekleri karşısında tavır takınan, çeşitli gelişmelere evet-hayır diyen, siyasi anlamda inanç ve idealleri olan ve çeşitli rolleri ü.stle-»ffl bir varlık olarak yaşamının sürdürmektedir. Burada insan, kelimenin tam anlamıyla 'paıti’dir. İnsanın toplum içinde belli bir yeri vardır; toplumdaki pozisyonu ile birlikte "enlmişolan belli çıkarları da bulunmaktadır. Bundan dolayı insan yalnızca
çimlenmesinde rol oynayan kurallar hangileridir? Adil bir hukuk düzeni, lum nasıl oluşur? En iyi devlet düzeni hangisidir? İşte bu sorular normatif alanla nulardır (Freyer, 1954:47).
Felsefi düşünüşü, olan ve olması gerekenin irdelenmesi biçimde iki analdı ye ayıran Hans Freyer, bu eğilimin sosyolojide de bulunduğunu öne sürer, Onj sosyolojide toplum yapısının nesnel olarak incelenmesi yanında, öznel olarak da sı gerekenin tanımlanması önemli bir yaklaşım sorunu olarak dikkate alınmalıdır, de sosyoloji, uğraşı alanına güçlü bir biçimde sokulmuş bulunan ve inceleme objftiajj özünde yer alan “değer sorununu parantez içine alıp” toplum yapısıyla ilgili saf sal düşünceler oluşturmaya kalkıştığı zaman, Max Weber’in deyimiyle “değer gözeorıç meye” karar verdiği zaman, gerçekten de çok ciddi bir soyutlama (abstraksiyon) sûrep, ne giriyor demektir.
Modem bir bilim olarak sosyoloji değer yargısından kaçınır ve neden böyle hnf. ket ettiğinin de farkındadır. Bir bilgi alanınm bilimsel karakter kazanması onun bub. ranna ve bu kararı yürütebilme gücüne bağlıdır. Sosyoloji yargıdan kaçındığı ve ne yap tığınm farkında olduğu müddetçe toplum yaşamını yöneten güçler hakkında genel geçerliliği olan, ispat edilebilen bilgilere erişebilir (Freyer, 1954:48).
Hans Freyer bir bilim olarak sosyolojinin bu çeşit tanımını “gerginlik kutuplannda' birinin görüşü olarak değerlendirmektedir. Gerçekte bu bakış açısı, S. Simon-A. 0® ve E. Durkheim tarafından temsil edilen pozitivist sosyolojinin, kısmen de fornıel sosyolojinin önderlerinden H. Spencer ve Lorenz von Stein'ın düşüncelerinin sonucudur.replika saat Fıt-yer, nesnel bir anlayışla ve isim vermeden bu sosyoloji anlayışını açıkladıktan sonra, scs-yolojideki ikinci ana düşünce olarak görülen ve onun deyimiyle gerginlik kutuplanndat biri olan, W. Dilthey, M. Weber ve formel sasyolojinin kurucularından G. Simindingö nişlerini verirken az da olsa taraf tutmakta ve kendi yerini de işaretlemeye çalışmaktadı
Freyer’e göre sosyolojide ikinci ana eğilim ya da ikinci düşünce kutbu, topluraııe-den meydana gelir, toplumun kültür formları ve kurumlan hangi malzemelerle ötülmüş-tür? şeklindeki sorulara karşılık gelen görüşlerle anılmaktadır. Bu sorulara sosyolojidda ikinci ana eğilimin yanıtı “insan” merkezlidir. Ancak bu insan yalnızca kuramsal bilgilere sahip bir varlık değildir. O, pratik işler yapan, arzu eden, karar veren, tavır takuıaa çeşitli roller üstlenen, yöneten ve yönetilen, geçmişi anımsayabilen ve geleceği tasada-yabilen bir varlıktır. O halde denilebilir ki, bütün sosyal düzenler bu canlı malzemedeıı (insandan) meydana gelmişlerdir. Bu yüzden toplum denince ilk akla gelen, insanlam toplum düzenleri içinde yaşadıkları, onlara ayak uydurduklan ya da karşı geldikleri, destekledikleri, eleştirdikleri, yaşamasına katkı sağladıkları, yıkmaya çalıştıklan yapılatdı Gerçekte bugünkü toplum düzeni ile ilgili bir düşünce yukanda ifade ettiklerimizle ilgi'
ijjiinı tarafından her ne kadar dışlanır gözükse de eninde sonunda anılan 1^(11'" ı^ıiiaı için ifade ettiği gerçek kendini gösterecektir (Freyer, 1954:48).
freyt'verstehende sosyoloji ekolünün görüşlerini bu şekilde be-
<orıra, ha görüşle pozitivist-materyalisi bilim anlayışı arasında anlaşma zemi-(iııaya çalışarak şunları söylemektedir: Toplumsal gerçekler karşısında tavır ta-'* kaçınanlayız, ancak bu konudaki amacımız tavır takınmaktan ünce şu olma-^^caba toplumsal olay ve olgular konusunda nesnel olarak ne kadar malzeme top>-uik ve toplumsal ilişkileri yöneten, yönlendiren yasalarla ilgili ne kadar bilgi edin-
soruların nesnel bir biçimde yanıtını arayıp bulduktan sonradır ki, içinde yaşa-loplum düzeni ve bu düzenin gelişim ve değişim eğilimleri karşısındaki tavrımı-**'^_ljr|enıenıiz söz konusu olabilir. Burada şu sonınun da yanıtını bulmamız gerekir: ’*^jı^ı3uzbu düzen içerisindeki tavrımız nedir ve nasıl olmalıdır? Bir sosyolog kuram-jnılaıatla ne kadar geniş ve derinlemesine bilgilere sahip olursa olsun, bu soruyu sor-kendini soyutlayamaz (Freyer, 1954:49).
preyer'e göre eski sosyoloji sistemlerinden bazdan son derece basit ve ilk bakışta jjinsana apaçık görünen bir düşünce serisi aracılığıyla bu sorunun yanıtını bulmaya ve sosyoloji kutbu arasındaki gerginliği ortadan kaldırmayı denemişlerdir. Onlar, bu jijaçlı, doğa bilimlerinin nesnel yasalannı sırf kuramsal bakımdan araştırarak bundan (jjje edflecek sonuçları toplumsal olaylara uygulamak suretiyle insanın doğasma ege-paı olabileceklerini öne sürmüşlerdir. Böylesine bir bilim anlayışının insanın doğasınm jjlapılmasında yararı olacağı ortadadır. Çünkü doğa bilimleriyle Ugili çalışmalardan el-ıje edilen sonuçlar, çeşitli uygulamalar olarak teknolojilerin doğmasını sağlamıştır. Bu 1 hareketle doğa bilimlerinin yöntemlerini kullanan bir sosyoloji biliminin de yaşamı yöneten ilke ve yasalann kuramsal bilgisini ortaya koyduğunda, yeni !ıisosyoloji disiplini olarak uygulamalı sosyolojinin topluma yeniden biçim verme tek-(iıjjnin temelini oluşturabileceği düşünülmüştür. Sosyolojiyi kuranlann tasarladıklan dü-jiMiin özü de buydu. Aynı zamanda bu düşünce, sosyolojinin kurulup gelişmesinde leen önemli etmenlerden birisi olmuştu (Freyer, 1954:49).
Günümüzde de canlılığını koruyan bu düşüncenin doğru yanlarının bulunduğunu sö)leınek gerekir. Uygulamalı sosyolojinin özel bir çabayla yürütüldüğü Amerika'ya ko-juokak çok sayıda ülkede toplum.sal düzenlemelerle ilgili olarak kurulan çeşitli ens-iler pratik önlemleri gündeme getirirlerken sosyolojinin verilerine dayanmak gereksinimi duymuşlardır. Örneğin iskân, göç, kentleşme, kırsal kesimlerle ilgili çeşitli uygula-mlar, bu bağlamda ilk akla gelen çalışmalardır.
Bununla birlikte bugün artık çok iyi bilinmektedir ki, sosyolojik bilgi ve bulguların toplumsal pratiklere uygulanması genellik ifade etmemektedir. Özellikle bu bilgilere da-imrak dünya ölçüsünde bütün bir toplum düzeninin, toplum sisteminin planını yap-mkolanaksızdır. Çünkü bu plan, bir makine kümesinin ve bir sulama sisteminin kâğıt ^de oluşturularak uygulamaya konulmasına benzemez. Teknik işlerle
Yukanda Hans Freyer’in bir bilim dalı olarak sosyolojiden ne anladığını $ap^ ya ve bunu ortaya koymaya çalıştık. Yinelemek gerekirse o, sosyoloji bilimi ifadesindj, şunu anlamaktadır. Ona göre sosyoloji alanında bugün de yekdiğerinden çok farklı jjjj ve okullar mevcuttur. Kuşkusuz bu husus söz konusu bilim dalının nispeten gençoi,,, şuyla ilgilidir. Ancak daha şimdiden modern sosyolojide temsil edilmekte olan bütün^ rüşlerin/anlayışların üzerinde anlaştıkları bazı temel gerçeklerin saptanması raûnıijj olabilmiştir. Her şeyden önce bütün sosyoloji ekolleri, sosyoloji biliminin ampirik temlerle çalışan, konuyu yalnızca saptamak ve bunun gerektirdiği bir tutumla; yam 4. ğer yargılarından uzak ve normatif olmayan bir tarzda ele alan olaylar ve olgular Ün -vakıalar ve hadiseler ilmi- olduğunda birleşmişlerdir (Freyer, 1964:3). AynaFrwiçja sosyolojinin anlamı, başka bir deyişle “gerçekliğin bilimi olarak sosyoloji” ifadesımfe kastedilen, toplumsal yapı ve toplumsal nonnlar dünyası arasında yer alan ilişkileıinl^ linçli, bütünsel ve yansız bir bakış açısıyla kavranmasından başka bir şey değildir iller, 1988:169).
Dikkat edilirse bu görüşler, Max Weber’in “Siyasal karar başlamışsa, sosyolojimi görevi sona erer” düşüncesiyle birebir uyuşmaktadır. Weber’e göre sosyolojinin yapoj genellemelerden yola çıkarak bütün toplumlardaki olayları anlamak çok zor ve toıı olanaksızdır. Bütün toplumlar için geçerli olabilecek bir toplum smıflamasmdansözü mek yerine, her toplum ve kültür için ayrı ayrı geçerliliği olabilecek bir sınıflamayı t bul etmek daha doğru bir yaklaşım olur. Bu bağlamda E. Durkheim da toplumsal olıt lann algılanmasında içinde doğup geliştikleri tarihin ve kültürün anlaşılması gereiij-ni vurgulamaktadır (Akyüz, 1992:176).
Hans Freyer de, sosyolojinin nesnel niteliğini ön plana çıkararak toplumsal Hj) nin en ince ayrıntıya varıncaya kadar tarafsız olarak incelenmesi gerektiğim beliımd ister. Fakat, sosyoloji biliminin ana
Günümüz endüstri sisteminin doğmasına yol açmış olan tarih.sel gelişmeyi geri ^yıdümtenin ya da hu düzeni bozarak kaldırmanın olanağı bulunmadığı gibi anlamı da .jlııur. Bu sistemin yarattığı toplumsal ilişkiler düzeni, biz istesek de istemesek de in-yiılığın ulaştığı zomniu bir sonuçtur. Burada gerekli olan ileriye bakmaktır, “Onun için [yıjda insana düşebilecek akla yakın görev -aynı zamanda sosyolojiye- olsa olsa bu sislimin manevi kuvvetlerle beslenmesine katkı yapmak olabilir” (Freyer, 1954:50).
Bu bağlamda endüstri sisteminin sunduğu toplum düzeninin daha insan merkezli olabflraesi için bu sistemin “manevi değerlerle desteklenmesi” gerektiği konusunda bir ' [öizetrae yapmak gerekirse şunlar söylenebilir. Endüstri çağında, yeryüzünün kömür,
; peaolve unmjmm gibi maddi üretim kaynaklarına dört elle sarılma gereği duyulmuştur. Çünkü endüstri sisteminin yaşaması bu kaynakların kullanımına bağlıydı. Bugün de top-Imnsal sistemin yaşaması için insanlık tarihinin yüzyıllardır biriktirerek getirdiği manevi leruhsal enerji kaynaklarma gereksiniminin bulunduğu bir gerçektir. Bu manevi ve ruhsal enerji birikimini aktifleştirmek, onları toplum düzeninin yeni formlan içine akıtıp, bu formlar içinde verimli kılmak gerekir. İşte yapılması gereken iş bu olmalıdır. Aynı za-Biıda bu iş, tüm uluslar için vazgeçilmez bir görevdir ve her ulus bu görevi, kendi özel arihine, kültürüne ve üzerinde yaşadığı coğrafi özelliklerine göre yerine getirmelidir, .trdf bu görev tüm uluslan ilgilendirdiği gibi, insanlık tarihinin geleceği de bu görevin eksiksiz bir biçimde yerine getirilmesine bağlıdır (Freyer, 1954:51).
fıeyerin, endüstri sisteminin yarattığı toplumsal düzenlerin insani değerleri merke-rekoyaıakonu anlayabilmesi için önerdiği manevi ve ruhi enerjilerin kullanılmasında sosyolojiye büyük görevlerin düşeceği ortadadır. Ona göre insanla ilgili sorunlann çö-lûmûnde sosyolojinin bilimsel özerkliğine halel gelmeden sunacağı formüllerden y'arar-lıımk gerekir.
Daha önce de belirtmeye çalıştığımız gibi sosyolojinin tanıntında çok geniş bir çer-I çoeprogram oluştumiaya çalışan Mans Freyer, endüstrileşme ve ona bağlı olarak orta-,fiçıkan insani .sorunların incelenmesinde so.syolojiyi biricik bilim olarak görür. Ona gö-ifHidiislri .sistemi sosyolojinin incelediği konulardan yalnızca biri değil neredeyse asıl ajıaş alanıdır.replika saat Zaten bir bilim olarak sosyolojinin doğuş
ekonomi ve siyaset anlayışı, smırlandırılmış, kendi kendine yeten bir yaşam çevrele^ oluşturduğu bir sistem y^erine, büyük bir balık ağı gibi, bütün iasanları, bütün yöntemlerini ve bütün gereksinimleri içine alan bir bağlantılar örgütünü gündeme gej, miş bulunuyor. Böylesine bir gelişme, bir sosyolog için eski toplumsal yapıların dej,j meşini ifade eder. Bu üniversal değişme olayından er ya da geç, bütün uluslar pay j|j cak ve bu süreci yaşayacaklardır. Bilindiği gibi 19.yüzyılın ortalarına kadar dörtle ijj çiftçi olan, bundan başka geniş bir burjuva tabakasının küçük bir burjuva tabakasını tj. ğımsız varlık olarak kendi içine alan ve tarihlerinin eski zamanlannda feodal bir yapıp birlikte getiren uluslar, birkaç yıl içinde bütünüyle alt üst oldular. Onlann büyük bir k mınm sosyal bakımdan kökleriyle ilgileri kesildi, ne yapacaklannı tam olarak ortaya k yamadan endüstri bölgelerine göç ettiler ve orada büsbütün yeni yaşam ve çalışma k şullanna uymak zorunda kaldılar.
Her zaman endüstrileşmeye koşut olarak yürüyen kentleşme süreci de toplums,' tabakalarm yer değiştirmesinin hızmı ve şiddetini arttırdı. Aynı zamanda endüstrileşn». le birlikte güçlü bir nüfus artışı da ortaya çıktı ve bu artış, endüstrileşmeye dinamik bir nitelik de kazandırdı. Yaşanan bu yeni süreç içerisinde yeni sınıflar oluştu. Eski toplun-sal düzenlerde bulunmayan sınıfların sayısı iki kuşak içinde milyonlan buldu ve kend-ne yarayan bir çalışanlar zümresi oluşturdu. İşçiler, ticaret ve endüstrideki yöneticilenı memurlar ülke nüfusunun çoğunluğunu teşkil etmeye başladı (Freyer, 1954:10-16).
Burada özellikle dikkatleri çeken önemli husus şudur: K. Marks’a göre toplumsal yaşamda alt yapıyı oluşturan en önemli faktör ekonomidir. Ekonomik anlamda iiretiıı araçlannın mülkiyetine sahip olmak, diğer bir ifadeyle ekonominin tekeline sahip oU her şeye egemen olmak anlamına gelir. Buna benzer bir düşüncenin Freyer'in anlaşışm-da da bulunduğunu görüyoruz. K. Marks’da ekonominin oynadığı rolü, Freyer’in diişiıı-cesinde endüstrileşme oynamaktadır. Freyer’e göre endüstrileşme süreci, insanlığıtuln yazgısıdır ve değişmenin de doğal olarak dinamik yanıdır. 1830’larda başlayan endii.® çağı, kendisiyle birlikte yürüyen teknolojik ve toplumsal devrimi; kültür ve düşünce tarihi bakımından belirli bir sürenin tanıklığı içinde irdelemek gerekir. Çünkü bu dari». tek yanlı bir süreç olmamış, her şeyden önce insan bilincinde, edebiyatta, sanatta, felsefede, basın ve yayın yaşamında kendini etkili bir biçimde ortaya koymuştur (Freyeiı 1954:10-16). Freyer’in de işaret ettiği gibi bugün insanlık gönüllü olarak küresel gûfûJ
replika saat sundu..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder