replika saat ve düşünce öyküsü bilgilerimiz
evet sizlere bugün replika saat diyorki jpltunsaJ sürean son hedefi olan yeni toplumda dinin yeri olmay»' çunku din hiçbir zaman ınsanlan uyutmaktan, onlara afyon ol* ı ık*n gitmemiştir Man’ın tanntanımazlığı ve dine karşılığı sade* bir roatervahst olmasından, dünyayı ve evreni devamlı devinim deki madde olarak görmesinden kaynaklanmıyordu Hıristıyanh-staiıst smıhn emekçi sınıfı somunmune goz yuman, daha dobilgilerimiğrusu yan ve destekleyen bir din olarak kabul etmesi, özellikle bu dine, I da oteâu dinlere düşmanca tavır almasmın başta gelen nedeni oh HınsUyanlık, özel mülkiyeti onaylaması; servetin ve gucun azınzi sırasındaki gözlemleri ve bu gözlemlerin uyandırdığı derınleştırdığ^i başka gözlemler, türler arası değişim üzer^r^ -nın ve tum evrim sorununun temelini attı. Gezi tamamlandr^^ leri tümüyle değişmiş, birbirinden ayn düşen türlerin gelişmel ^ sürdürdükleri ve türlerin değişmez olmadıklan kafasında zanmıştı Yanıtlayamadığı soru, değişimin neden ve nasıl olduğu^ ''
Yine Henslow'un girişimiyle, gözlemleri üzerine raporunu bilmesi için 1000 İngiliz lirası bağış sağlandı. Aynca, yine aynıd««]^' Londra’daki Jeoloji Demeği’nin sekreterliğine getirildi. Bu görevde ğı 1838-1844 yılları arasında, gezi sırasmda kitabından yararlandı|\^ Charles Lyell’in ve unlu bilim adamları Charles Hooker ile T H leyin yakın dostluğunu kazandı.
Vardığı sonuçların Incil’deki yaratılış şekline ters düşmesi Darw\B, uzun süre bunları açıklamaktan alıkoydu. Yayınlamayı duşunmedenkı leme aldığı otuz iki sahifelik taslak Lyell’in ısrarları üzerine 1844’te20(ı sahifeyi aşan daha kapsamlı rapor şekline genişletildi. Olgunlaştırdı^ raporunun yayınlanması konusundaki çekimserliğini sürdürmekteydi ki. 1858 başlarında Malaya takımadalarından bir mektup aldı. Mektup Al fred VVallace adında genç bir doğa bilimcisi tarafından gönderilmişti Wallace, Darwin’in araştırmalarını ve bazı sonuçlara vardığını işitmiş kendisi de birkaç yıldır aynı konuda araştırma yaptığından ona yazmayı ve kendi bulgularını içeren raporunu göndermejd uygun görmüştü Mek tupla birlikte gönderdiği, “Türlerin Başlangıçtaki Şekillerinden Aynlma Eğilimleri Üzerine” başlıklı raporu hakkında Danvin’in fikrini soruyordu. Şöyle yazıyordu Wallace:
Türlerin değişebilirliğinin bir sının yoktur (...) Vahşi hayvanların hayatı bir yaşam kavgasıdır (...) Yararlı değişmeler çoğalma, yararsız ya da zararlı olanlar yok olma eğilimindedirler (...) Sonunda daha üstün olan türler orijinal türlerin kökünü kazıyacaklardır.
Kendi bulgularına böylesine şaşılacak benzerlik karşısında hemen «yell’e yazdı VVallace’ın mektubu ve raporu hakkında:
Böylesine çarpıcı bir rastlantı hiç görmedim, 1842’deki taslağım VVallace’m elinde olsaydı, bundan daha iyi bir özetini yapamazdı.
Kendi vardığı sonuçlara bir başkası tarafından da ve bu kadar ben-rlık içerisinde varılmış olması, raporunun açıklanmasına bir türlü yaşmayan Danvin’e gereksinimi olan cesareti verdi.
ÜS İlmeyen ıkı do^a bılımasi. Mr Charles Darwın ve Mr Alfred W lie'm ırıştırmalannın sonuçlan* olarak her ikisinin de yoklu^nda taundu Sunu^ konuşmasında şöyle deniyordu
Bu beylerin her biri, birbirinden ba^msız ve habersiz olarak, ıpezegenımizin uzenndeki türlerin ve belirli cinslerin ortaya çıkması ve devamı kuramını düşünmekle ve geliştirmekle, bu önemli araştırma dalında özgün duşunur olma hakkının kendinde olduğunu haklı olarak iddia eder.
Tanhçıler ilende Linneaen Derneği’nin o günkü -1 Temmuz 1858-toplantısını, evnm kuramının bilim dünyasına açıklandığı gun olarak kabul ettikleri halde, okunuşu dinleyen otuz üyeden bir teki bile, raporu uıerınde tartışılmaya geçilecek kadar ilginç bulmadı. Demeğin başkanı ^omas Bell in imzasını taşıyan yıl sonu rapomnda da, geçmiş yılın bilinse ilişmeleri arasında yenilik getiren hiçbir bulgu olmadığı belirtildi.
Geçtiğimiz yılda, gerçekten, bir zamanlar ilgili oldukları bilim dalında devrim yaratmış olan o çarpıcı buluşların bir benzeri izim bırakmadı; göz alıcı yenilikleri ancak uzun aralıklarla bekleyebiliriz
On tht Ongin of Species by Means of Natural SeUcUim, or Frtmrva-bon of Favortd Racts m tke Struggle for Lift (Turlenn Doğal Seçim Yoluyla Başlangıcı ya da Kayırılan Irklann Yaşam Kavgasında Korunması). kısa adıyla Tht Orıgin of Sptcits (Turlenn Başlangıcı>. 24 Kasım 1859’da -başlıktaki “Doğal Seçim* deyimim sakıncalı bulduğundan kitabı basmak istemeyen yayınevi sahibini Lyell'ın ikna etmesinden sonra-1250 adet olarak basıldı Tamamı bir günde satılan ilk baskıyı ahi baskı daha izledi.
Darvvın’in kitapta ifadesine göre sorun. Malthus'un doktnnının, ya pay besin artışının olamayacağı ve çıftleşmelenn engellenemey^ ^ vanUr ve b.tk.ler duny««m. uygulanm«,yd.
İTlaluJ ıİnldeIı,.n yM-m k.vg-.nd. ç*vre««. .« »n «vu« ei«.
Imymn güçlü organizmalar güçsüz olanlara karşı galebe çaU Danrm’in daha Anaksimander'den beri sözü edılenvT^^ da yine uzermde durulan evrim konusunda; kendi gözlem]*^ bolgularmı kullanarak oluşturduğu kurama göre madde^^-; langıcmdao ben hep aym kaldığı, değişmediği halde, uzeriûjj^' ^ »ureklı değişim ^çirmişti ve geçirmekteydi. Örneğin, bir diye bir tur yoktu. Buğun var olan insana da, öteki hayvtnîe^S nne de. çok eski zamanlann gelişmemiş orgamzmalannın gelışBuş organizmalara yükselerek gelişmeleri şeklinde vanlnuV^ organ:k jraşam, bu şekilde, aşağıdan yukarıya, en basitinden m gma kadar, evrim sureci içerisindeydi. İnsanın bugunku duninj|[J|^ ■MI de daha alt düzeydeki basit organizmaların ona doğru evnmı jj" muştu Bu, insanın oluşmasmm, evrim sureci içerisinde yaşamın fKBia kadar geriye gittiği demekti.
Turlcrm başlangıcının evrensel bir ataya, bir başlangıç orgamzı^^ aa kadar geriye götürülmesi ve rastlantısal değişimleri one sürerek n mm gucune ve eylemine, amaçladığı dünya düzenine yer bırakmtoij^ HinsUyanhğm ‘Taratılış* doktrinine karşı gelmek -doğruluğunu reddu amk— eldoğundam, Katolik ya da Protestan tum mezheplerin ortodokıUr ve yeaa düşüncelere kapalı kafalar Darwin*e ve yandaşlanna ateş poı^ kûrdülm. Du taraf arasmda, 21. yüzyıhn eşiğine gelindiği çağda bile yakılan sona ermeyen as amansız bir savaşım başladı Bu gibi ipe lapı
■natıklar Tanrı aözüne karşı gelen uydurmalar susturulmadı grieceği ne olurdu? Tann’nın sözü dünyanın ve insanın ma ysrmtıldığımn tanıtıydı. (Hattâ 17. yüzyılda yaşamış bir la Aaıwk Tann’mn, insanı, MÖ 4004 yılında, 23 Ekim günü ıttf
Wûm ysrstuğım hesaplamıştı).
Başpiskopos Wilberforce Quarterly Review*da, ""Doğal seçim ilkeı; ile kemnlikle uyruşmamaktadır’’ diye başladığ bir yazı ile lal Daha semra da, Bntish Associatıon'ın bir toplantısında ayv yı aelD ve slayfa ifadeleriyle yaptığı konuşmasmda sürdürdü ve ko-koyu Danrm savunucusu olan Thomas Henry Hıudeye baka* fiyle kaurdi ^Maymundan gelişini acaba büyükannesine mi yoksa borçlu olduğunu bilmek isterim." Din adamlanyla tar-osel merakı olan Huzley’e düşüncesizce yapılmış bff yaptığı ve yanıtını da hemen aldı Hualeyden;
tevUnnd. CNN TV y.yuund*. Amenka mn Teu» kam» yokn VmmUlış nı. okunmoİMİ.r’' tartı^M-- oerüiTor ye »frencilerin bir çofunun evrun kuramı.
u »»nin buvükbabasının bir maymun olmasından «Tctrbır neden olamaz. Anımsamakla u^nç duymam bir ecdadım olsaydı bu bir msan. kendi faaliyet alanındaki kuşkulu başarısının verdiği tatminsizlik içerisinde, herhangi bir gerçek tanışıklığı olmadığı bilimsel sorulara dalan ve onları amaçsız bir retorik ile bulanıklaştırarak dinleyenlerin dikkatlerini, belagatlı saptırmalarla ve dinsel önyar-gıya ustaca başvuruşlarla gündemdeki esas noktadan uzaklaştıran bir insan olurdu.
Danvine ve evrim teorisine saldırılara Fransa, Almanya ve Amerikanın dinsel çevreleri de katıldılar. Evrim doğruysa eğer, Hıristiyanlık yanılgıdadır gibi ifadelerle halkın dinsel heyecanını körüklemeye, İncirdeki yaratılış şekline gölge düşürülmesine engel olmaya çalıştılar Leıpzigde bir profesör*. “Dinin tüm yapısı Yaratılış doktrininin üzerine kurulmuştur.* dedi. Saldırılar Fransa’da o kadar sert olmadı, ılımlılığın ötesine pek geçmedi. Hattâ din adamları arasında evrim kuramına karşı çıkmayanlar olduğu gibi, açıkça olmasa da imalı ifadelerle, kabul ettiklerini belli edenler de oldu, örneğin, ünlü arkeolog ve doğubilımci, koyu Katolik ve LAmi de Religion (Dinin Dostu) dergisinin editörlerinden François Lenormanta göre, insanın eskiliğinin bilimsel kanıtlan -ki kabul ediyordu- onun kutsal kitaplara olan inancını hiçbir şekilde etkilemiyordu, çünkü kutsal kitaplar bir kronoloji ileri sürmüyordu ve Kilise, yorumcuların saptadıkları kronolojiden sorumlu değildi. Bu durumda, jeo-lojıstlere de, Incil e de inanıyordu. Fransız din adanılannın geneldeki bu tutumu evrim kuramının kabul bulması yolunda gerçekten etken oldu.
Evrim kuramı genelde kabul bulmakla beraber, ortodoks dine bağlı kimi dinsel çevrelerin karşı direnmelerinden tümüyle kurtulamadı Örneğin. Amerika’nın Tennessee eyaletinin bir kasabasındaki bir lisede. John Scopes adında bir öğretmen 1924 yılında yasaya uymayarak evrim kuramını öğrettiği için suçlanacak ve yargılanarak hukum giyecekti.
Darwin, dinsel çevrelerin saldırılarına usanmadan yanıt yağdıran Huzley’in bu çabalarının da etkisiyle, Hıristiyanlığa ve Incil’e düşman bir dinsiz olarak damgalandı Gerçekten de, Beagle gezisine çıkarken yanına bir İncil alacak kadar dinine bağlı bir kişi olan Darwın ın bu bağlılı ği gezi dönüşünden sonra kalmamış, İncil öykülerine, mucizelere ve bir çok dogmaya kuşkuyla bakar olmuştu 1870’te şöyle yazdı
Dinsel durumum karmakarışık Evrene kor hır rastlantı nın sonucu olarak bakamıyorum, ama yine de ıvılıksevar bir duzenm herhangi bir tanıtım göremiyorum, ne de aynntıla-nnda herhangi hır amaç görebiliyorum
Yaşlandıkça Ortodoks ınançlannı daha da yitirdi
Konunun tıimıi insan aklının faaliyet alanının ötesinde( Her şeyin başlangıcındaki gizem tarafımızdan çözülem^t^ ben bir agnostik^ olmakla tatmin olmalıyım (...)
Darwın O^geçmif’inde de şöyle yazar;
Ne kadar bağlanmış da olsam, herhangi bir varsayımı, {er çeklerin ona karşı çıktıklan gösterilir gösterilmez bırakmak üzere aklımı sürekli özgür tutmaya çalıştım.
Darwın*in yerleştirdiği, dünyanın ve insamn tarihinin zamanki h olmadığı maddesel dünya dışında tum canlıların, yaratıldıklm 3 kı gibi değişmez olarak ve bir kutsal amacm ve düzenin gereği okrak ^ raulmadıklan; her canlı türün, en basit organizmadan başlayarak dam olgununa doğru evrim geçirdiği, milyonlarca 3aldır süregelen bu sanat buğun de sürmekte olduğu ve yarm da süreceği düşüncesi; kutsal ırad^ nm 3rmratışı ile sınırlı olarak geriye giden evrenin ve insanın yaratıb|at btrdenbıre bir sınırsızlık getirdi.
Dünyayı durağanlıktan ve evrenin merkezi olma durumundan rarak güneşin çevresmde döndüren ve otoritenin dediğinin dışında doşi' nulebıieoeğmı gösteren Kopemık'in ve evrenm ıımrlarmı ve nıekamk da »mmı aonsuzluğa açarak, ozgur düşüncenin ufuklarının da sınır tamnu? okluğunu gösteren Newton*un devnml erini izleyen üçüncü buyuk de» nmdı, tarihsel sureon genye donuk şekil ve zaman sımrlannın 3rıkılnâ' m insan düşüncesi, smırsızhk kazanmak için verdiği savaşımda, ona ca fslkyen bir dogmayı daha önünden çekilmeye zorluyordu. Kutsal amaa ve dm lir ın If yıcıhğı devreden çıkarma anlamına gelen bu devnm, doğauma ssdsnlerm yerme bilimsel açıklamaları oturtmakla, o güne kadar düşünceyi nnıriayan btr *gerçek'’in sarsılması, düşüncenin önüne konan smır da en buyuk gediğin açılması dcmeku TurUnn Başlangıçtım şoyk de ğericndırdı Husley “Newton*un Pn/ıcıpıo’sındsn bu yana, doğaya,
varoluş sadece g6rünüşte olduğu, tum bireyler temelde aym lan -yanı bir tek dünya iradesinin görünüşleri oldukları- için ıstıraplarda, bunların v«rdiği bunalımda ve mutsuzlukta başkaW^^'^ olmak, cmlara şefkat ve sevgi göstermek bir rahatlama yoludur. ^
turlu istemli adaletin ve sevgi dolu iyiliğin gerçek temek yalnızca şefkattir Bir davranış yalmz ondan kaynaklandığı m-rece değer taşır; ne olursa olsun bir başka güdüden gelen ber daNTanışm hiçbir değeri yoktur Bir başkasımn acısı içimde bir kez şefkat uyandırdı mı, onun mutluluğu da kederi de, her m-man aynı derecede olmasa da, aynen benimkini duyduğum gıU doğrudan kalbime işler Sonuçta, benimle onun arasındaki faik artık mutlak fark değildir.
Tam rahatlamayı ve kurtuluşu ise, bireyin isteklerim ve doğal gddıık nni denetimi altma alarak onlara egemen olmasmda görür. Bunu ba^n-bilmek, kendini isteklere kayıtsız kalabilmek durumuna ulaşmak bd^ ğın en yüce aşaması olan Nirvana durumudur. İnsan, sonlu varoluşuma hiçliğinin lûlincine vararak isteklerine tutsak olmak yerine, onlara (şrW ne egemen olmahdır ki, yaşamak iradesini (yaşamın kendısim değil, kEnd-m sürdürmek içgüdüsünü) reddedebilmehdir. Anlardan kurtulmak ve nm-kemmel mutluluk, ancak o zaman mümkün olabilir.
Aydınlanmaya ve Hegelln usçuluğuna karşı gelenlerden biri de Daıu-markalı duşunur Soren Kierkegaard (1813-1855) oldu Hegel’in dünyanın uaaal bir düzen, *"gerç^in ussal, ussal olanınsa gerçek” okluğu görüşünü kibirli. gülünç ve saçma buldu. Her şeyden önce, dedi, dünya böyle bir düzen olaa bile, sadece Tann'nın kendısinm bilebik»ceği bu gerçeği Hegel ya da bir başkası bilenıezdi Tarihi, Tann’nın kendi ıradesım dünya üzerinde aergıle-maame ilişkm olarak da, Tann’nın tarih surecmin içinde değil üstünde olduğunu, bu nedenle de onu tarihteki olaylara bakarak bilemeyeceğimizi savundu ”Hegel Mantıkimin tamamını yazdıktan acmra, bu bir şakaydı (..,) deseydi, o zaman hiç kuşkusuz o güne dek yaşamış en büyük duşunur olurduolmayıp ayrıca gerçeklen gizlemek ve msandakı seç-
iSulugvmu uzennden atmaya çalışmaktır. Hegel, dikkati somut inadın evrensel kavramlara değiştirmekle insan anlayışını yanlış yöne saiıtııdı İnsana ol demek yerine düşün , kararlar vermekle ve yaşama ka-nİBiUa uğraşacağına. Mutlak Akıl’ı düşün dedi. Oysa varoluş, olmaktır, fişamda yer almak, istemek ve seçmek durumunda olmaktır, insana hep ussal bakmak, onu bir nesne durumuna sokmaktır ve yanılgıdır. İnsanm ruhuna ve duygularına gereken önem verilmelidir. İrade ustan önceliklidir, insan doğasını anlamak için ona bilime özgü düşünce şekliyle yaklaşmak, insanı bilimlerin uğraşları olan konularla bir tutmak, genel ve soyut düşünmek yanlıştır. Yaşam, her insEuım yaşamı, bilimlerin uğraştığı tum sorunların üstündedir.
l ssallıkla. bilimlerle ve nesnel düşünceyle fazla kafa yormak insanı kendmden uzaklaştırmıştır. Çünkü, insanı yalnızca her insandaki nesnel «elliklerle değerlendiren ussal düşünce, insanların bireyler olarak öznel ş-anlamu gozardı etmiş ve geri planda bırakmıştır. Oysa her insana kendine «gu ^ bincik varoluşunu sağlayan onun oznelbğidir Bu nedenledir kı, bı-lımselUk ye nesnellik bireysel kişiliğin gerçeklerini ortaya çıkaramaz. İnsana. gene er e uğraşan ve nesnelere sadece dıştan dokunabilen bilimlerin yöntemiyle yaklaştığımızda, onun için neym önemli olduğunu bir kenara ıt-ımş o uruz. Çünkü insanm gerçek varoluşu içtedir, öznelliğindedir. Kierke-^^ın ‘Nraroluş sözcüğüne verdiği bu anlam —her bireym biricik olduğu ve berhangı bir metafizik veya bilimsel sistemle açıklanamazlığı; seçen ve düşünen ve tasarlayan, ozgur olan ve bu nedenle de ıstırap çeken; geleceği kendi ozgur seçimlerine bağlı ve bu nedenle de bilinemez olduğu- 20. yüzyılın varoluşçuluğuna öncülük etti Özellikle, “Bir kimsenin kendi davranışıyla kendisi olması özgürlüktür" deyişi, varoluşçuluğun başta gelen ilkesi olacaktır
Ussallığın, nesnelliğin ve bilimselliğin öncelik kazanması ve Hegel m dünyayı ussal bir düzen olao'ak gören felsefesi sonunda, oncelığmı ve onenıı-ni yitiren bireyin içine duştuğu varoluşunun anlamsıxlığı durumu ma^ı, o buyuk dünya çarkı içinde kedere ve umuUuıluğa korkuya ıtmt^-dır Bı^ 1 Vvir liir* rtlarak. fformesidir bu korkunun ve kederin nede
yın kendi yaşamını « korkusundan kaçmak için mutlu olmaya çabala-

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder